Şair Nigâr Hanım

Şair Nigar Hanım

Şâir Nigâr binti Osman. Yani, Osman kızı Nigâr. Tanzimat sonrası edebiyatımızın “ilk kadın şâiri” unvanına sahip Nigâr Hanım’ın çoğu zaman hüzünle gölgelenen parıltılı hayatı, eserleri ve edebi kişiliği…
Yedi dil bilen şâir Nigâr Hanım, eğitimi ve engin kültürü, öncülerinden biri olduğu “Batılı Türk kadını” imajı ile Avrupa’da da bir hayli ünlüydü. Başdöndüren cazibesi, çevresinde oluşturduğu büyülü hava, sahip olduğu zengin meziyetler, yaşadığı mutsuz evlilikler, bir türlü ulaşılamayan gerçek aşk; hükümdarlar, veliahdlar, sefirler, sultanlar, şehzadeler ve prensesler arasında; saraylar, konaklar ve yalılarda geçen bu hayat peri masalları ya da romanslara benzer bir yanıyla. Bu hayatın şiirlerde, mensurelerde ifadesini bulan diğer sayfalarında ise, şâir Nigâr Hanım’ın -bugün pek hatırlanmasa da- döneme damgasını vuran sanatı ve eserleri yer alıyor. Doç. Dr. Nazan Bekiroğlu, titiz bir çalışmayla, bu sıradışı hayatı günlüklere sadık kalarak unutulmuşluğun kucağından kurtarıyor; ilk Avrupaî kadın şârimiz Nigâr Hanım’ın edebiyat tarihindeki önemini, eserlerini inceleyerek ortaya koyuyor.

424 Sayfa – 1.Baskı Ekim 1998, İstanbul

“Şair Nigâr Hanım” için bir yorum

  1. Nazan Bekiroğlu’nun iğne oyası işler gibi sabırla araştırıp hazırladığı doçentlik tezi Nigar Hanım’ı okuyorum; güftesi garplı bestesi şarklı olan Şair Nigar Hanım’ı. Pierre Loti’ye el sallayan mor elbiseli kadının o olduğunu bir kez daha okuyorum, eski bir tanıdığa rast gelmiş gibi hissediyorum kendimi. Devrin ünlü simaları Nigar Hanım’ın konağında edebi toplantılarda resmigeçit yapıyorlar. Tanzimat’tan Servet-i Fünun’a uzanan köprüde buluveriyorum kendimi. Okuduklarımı sindiredebilmek için beş dakika ara veriyorum kitaba ve koridora çıkıyorum. Orada hoş bir sürpriz bekliyor beni. Nigar Hanım’ın salonunda boy gösteren meşhurlar koridora dizilmişler beni bekliyorlar. Gülümsüyorum bu sürprize. İşte Cenap Şahabettin, hemen yanında Tevfik Fikret, ki onunla kırgınlığı vardır Nigar Hanım’ın, az ilerisinde Halit Ziya. Karşı duvarda ise biraz daha eskilerden Ahmet Mithat, onun sağında Recaizade Ekrem, onun da sağında Abdülhak Hamit. Teşekkür mü ediyorlar bilemem amma hiç olmazsa öğrencilere hazırlattığım bu panolarla dilime ve edebiyatıma olan hizmetlerini takdir ve yâd ediyorum. İşte onlarla içli dışlı olmanın bir cilvesi. Tesadüf mü demeli buna yoksa hayatın gerçekleri ile kitapların yüz yüze gelmesi mi?
    Kitaplarından öğrencisi olduğum Nazan Hanım’ın fiilen de öğrencisi olmak isterdim.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir