Cam Irmağı Taş Gemi

cam ırmağı taş gemi

Taşın boyanmasıydı âdet olan, sıra boyamalara geldi. Yontucunun, kullandığı boyalara güveni sonsuzdu. Asırlarca dayanacaklarını, solmayacaklarını, bambaşka renklere dönüşmeyeceklerini biliyordu. Kimi bir deniz kabuğunun, kimi bir çömlek parçasının içinde karıştırdı renkleri. İstese, sonsuz sayıda renk elde edebilirdi. İstemedi. Kimi iç açıcı, kimi kasvet verici, ama hepsi de canlı ve kalıcı renklerle yetindi. Gözlerini karla hiç ovmamış kadınların ülkesinde buz mavisi, yağmur grisi gibi, kar beyazının da ı olmazdı elbet ama renklerin en zor olanı, kendisinden başka bütün renkleri yutanı, renksizlik kılanı, göz yakıcı çiğ beyaz bile onun duvar resimlerinde yumuşadı, uysallaştı. Hacmini buldu, boyun eğdi, renklerden bir renk oldu. En çok da bir yıldız ırmağının üzerinde akan lâcivert gökyüzünün altında güzel durdu. Çünkü kraliçe her defasında yıldızlı gök altında beyaz bir elbise giyiyor oluyordu.

Yontucu her şeyi üstün bir gerçekçilik duygusuyla tamamladı. Tasvirleri arasında bu gerçekçilikle bağdaşmayan tek sahne, lâcivert ırmağın burgaçlı dalgaları arasına saldığı, batacağı ya da yol alacağı zamanın tek anlık aynasından belli olmayan taş geminin üzerine kaldı. Onun da tek yolcusu vardı.

248 sayfa – İlk Baskı Tarihi: Eylül 2006

“Cam Irmağı Taş Gemi” üzerine 18 yorum

  1. kitabı okumaya başladığımda çok sıkılmıstım ama mavi gül dalını okuduktan sonra düsüncem çok değisti muhteşem bir kitap sevgili nazan bekiroğluna sevgilerimi iletiyorm

  2. Teşekkürler nazan hanım gerçekten çok güzel bir kitap, emeğinize ve yüreğinize sağlık. Eleştiren arkadaşlar da hep surete takılıp özden bihaber olanlardanlar sanırım.Cümlelerin ardında ne var az düşünün de öyle okuyun,önemli olan kaç kitap kaç sayfa okuduğun değildir.

  3. Nazan Bekiroğlu’nu herkes anlayamaz. Kafa karıştırı.Yorar. Bu kitap ne anlattı şimdi ? dedirtir. Nazan Bekiroğlu’nu ancak gerçek aşkı arayanlar anlar.Mutlu ya da mutsuz. Sadece gerçek aşkı arayanlar bu dünyada. Siz Nazan Bekiroğlu’nu anlamayanlar ! Harflere kelimelere, devrik cümlelere takılanlar ! Kitabınızın sayfalarını çevirirken bitsin bir an önce diye, o bu yapraklar arasında masal kentlerini , devasa imparatorluklarını kurmuştur çoktan. Aşkı anlatmıştır saraylarının, hükümdarlarının içinde. Siz anlayamazsınız işte Nazan Bekiroğlu’nu.Gerçek yaşamınızdasınız. Alacağınız var bu dünyadan Aşktan gayrı …

  4. selamlar, kitabınızın arka kapağında yer alan alıntı yüzünden sizin hayranınız olan öğretmen arkadaşla bi konuda aanlaşamadık. Ben Kimi bir deniz kabuğunun, kimi bir çömlek parçasının içinde karıştırdı renkleri cümlesindeki kimi sözcüğünün kullanılmasının yanlış olduğunu savundum.İkna olmaya açığım.saygılar

  5. toprak bey siz ne sanattan nede sanat dilinden anlıyorsunuz.

    eleştirmeye bayılıyorsunuz NAZAN BEKİROĞLU gibi bir kitap yazın da bizde biraz sizi eleştirelim…

  6. anlamayanlar yaşamaya devam etsin, yaşamadan anlaşılmıyor, iyi ki de anlaşılmıyor, yoksa kimse yaşamazdı, beni öldürdünüz, çok yaşayınız emi

  7. Kitabı lisedeyken okumuştum ve hayran kalmıştım. En çok da “Be”, “Mavi Gül Dalı” ve “Cam Irmağı Taş gemi” öykülerini sevdim. Yalnız Nazan Hanım’dan en az bu güzellikte ve mistik bir öykü kitabı daha yazmasını bekliyorum. Belki de böyle bir planı vardır.
    Bence onu hakettiği yere getiren, öyküleridir.

  8. selamlar..
    Artık bir yazar olarak benim nezdimde hiç bir değeriniz kalmadı. Hatta yazar olarak da sizi görmüyorum çünkü siz bir yazarın göstermesi olgunluğu gösteremiyorsunuz. Bu eleştirimi de sileceğinizden hiç bir kuşkum yok, daha önce yaptığınız gibi.Hata belki sizin için bir anlam ifade etmeyebilir de, şayet etseydi sileceğinize değerlendirip bir cevap ya da yorum yapardınız. Bu yazdıklarımı burdan silebilirsiniz ancak okuduktan sonra hafınızadan silemezsiniz ve içinizi bir kurt gibi kemirecektir.
    İyi çalışmalar.

    ADMİN :

    Merhaba Toprak Bey… Bu sitenin Nazan Hocamız ile organik bir bağı yoktur. Bu site onu daha çok kişinin tanıyabilmesi amacıyla, hiçbir çıkar gözetmeksizin biz okurları tarafından onun bilgisi dışında kurulmuştur. Yazdığınız yorumlar onun denetiminden geçmemektedir. Yaptığınız yorum ise zaten yayınlanmıştır. -sadece gecikmeli olarak yayınlanmıştır- Hocamızı daha yakından tanıyabilmeniz dileğiyle…

  9. selamlar…
    ben bir iki gün önce bu öykünüz hakındaki düşüncelerimi paylaşmıştım. Ancak ben sizden en azından eleştirime bir yorum yahut bir cevap beklerken, siz sayfanızdaki eleştirimi silmeyi en iyi cevap olarak gördünüz galiba. oysa benim bildiğim bir yazar hertürlü eleştiriye açık olmalı. Bu sıradan bir yazar olsaydı açıkçası şaşırmazdım. Ancak sizin gibi bir akademi hocasına yakışmıyor bence. Beş ay önce yapılan yorumlar dururken benin daha iki gün önce yazdığım yorumu silmişsiziniz. Siz sadece güzel şeyler görmek istiyorsunuz ama o eleştiri olamaz. Bir eleştirri her hali ile kabul edilmeli. Yada bir eleştiriyi kaldıramıyorsanız niye bu sayfayı niye açtınız? Bu yorumumu da tabi olarak silerseniz artık şaşırmayacağım. İyi çalışmalar.

  10. selamlar…
    öncelikle emeğinize, hayal dünyanıza sağlık.
    Ben ” Cam Irmağı Taş Gemi ” adlı öykünüzü okudum.
    Ancak bu kitabı bitirdikten sonra , şöyle aklımda, bu kitapda bu anlatılıyordu diyecek bir sınır çizemedim. Yani öyküyü anlayabilmek için ne kadar çabaladıysam, sanki o anlaşılmamak için elinden geleni yapıyor ve inadına anlaşılmaz oluyor. Bazen öykü bazen masal oluyor. cümleler birbirinden kopuk. Her cümle bir başına oluncada anlam bütünlüğünü kaybediyor. Sanki akılınza gelen, bildiğiniz, duyduğunuz bütün kelimeleri sırlamışsınız. Başta bu kitabı yazanın bir yeni yazım dünyasına adım atmış ve sözde kendini farklı götermek adına elinden gelini yaptığını sanıyordum. Ancak biyografinize baktıktan sonra şaşkınlığım bir kat daha artı diyebilirim. Çünkü siz bazı şeyleri aşmış ve böyle şeylere ihtiyacınızın olduğunu sanmıyorum.
    Umarım eleştirimi makul görürsünüz. Teşekkürler.

  11. kitabı hala okuyorum,bitirmedim.Ama okuduğum yere kadar anlatılan şeyler çok güzel.Hele o baştaki “Be” bölümü, hayatımdaki bir olayın hikayeleştirilmiş hali gibi ve bana inanç verici bir yazı bu yüzden.O “Be” bölümü, öyle bir zamanda çıktı ki karşıma, “hiç kimsenin duymadığı birşeyi duymuş, Sanki büyük bir katta ol,denmiş de kader gerçekleşmiş gibi” hissettim kendimi.

  12. ben de Mor Mürekkep kitabıyla tanıdım ve iyi ki de tandım :) şimdi hayranlığımı kelimelerle dile getiremiyorum yazılarının…

  13. 1999 yılında Mor Mürekkep yazılarını altı gün bekleyip yedinci gün okuyup keserek merhaba dedim Nazan Bekiroğlu’na. Mor Mürekkep Kitabını aldım fakat o kestiğim köşe yazıları benim on yıldır arkadaşım hala saklıyorum.Övgülerimi söylemek için susuyorum.”Susmak sınırsız Harf”

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir