Mezuniyet günü

İçi çeşitli şikayetlerle doldurulabilecek “her şeye” rağmen üniversiteyi dinamik, yeri gelince muhalif düşüncenin nabzının attığı damar olarak görmek isterim, hâlâ. Üniversite gençliği karşısında taşımayı yeğlediğim duygu da dikkat, izleme ve merak üçlemesinin etrafında birleşir. Üniversite gençliği şefkatten önce saygı duyulması gereken bir muhataptır benim için.

Lakin dört yıl emek vermenin, her gün görmenin, alışkanlıktan öte bir şeyin, bazen sitem etmenin, bazen didişmenin ama çokça sevmenin, artık dahası yok son-ucu olan günde, bütün söz şöhretine rağmen iki lafı bir araya getirmeyi başaramayan bir hocanın kaleme alacağı yazıda şefkat her duygunun önüne geçecek; peşinen biline.

Son ders, son sınav. Birkaç gün sonra da mezuniyet günü gelir çatar. En asi öğrenciyi birkaç saatliğine de olsa muti, en asık yüzlü hocayı aynı zaman zarfında güler yüzlü kılan bu tören, cümlenin gizli öznesini de ilk kez çıkarır bu kadar aydınlığa. İlk kez; çünkü ilk karşılaşmada taraflar bellidir ve iki hanelidir. Kürsü ve sıra. Biz ve siz. Hoca ve öğrenci. Oysa oyunun, üniversite sıralarında görüntüden iyice çekilmiş olsa da asli bir figürü, gerçek bir öznesi daha vardır. Aile. Anne mi baba mı, ikisi birden mi? Hatta kardeşlerin, dayıların, teyzelerin de karıştığı daha fazlası mı? Yoksa hiç yok’u mu? Aile cihetinden iyice yoksulu mu? Fark etmez. Değil mi ki sürecin, maddi ve manevi katkı payı daima onların hanesinden çıkar. Ve o gün ilk kez baş köşede dururlar.

Çoğu öğretmen, polis, çiftçi, emekli, ev hanımı, işsiz, işçi, anneler-babalar, yakınlar o gün tribünleri doldurur ve o gün koskoca rektörler, dekanlar, profesörler, öğretim elemanları yemyeşil çim döşeli bir stadyumun parkuru üzerinde, kalabalığın gözleri önünde, kara cübbeleriyle yürümekten, sadece zihinlerini değil gövdelerini de görünür kılmaktan asla incinmezler. Esirgemezler kendilerini. Gövdelerin seyirlik bir nesneye dönüştürülmesi değil azametli bir gövde gösterisidir bu. Görüntüde olsun onandırıcı bir birleşmedir. Ve gereklidir. Buyuz işte. Bu kadarız. Gündelik hayatın ağır şartlarına, bütün zorluklara rağmen varız ve buradayız. Ayrılık gayrilik yok aramızda. Yanınızdayız.

O gün orada konuşmalar, diplomalar, ödüller, her bir şeyler birbirini izlerken bir yandan da dört yıl boyunca olmadığı kadar çok fotoğraf çektirilir. Bir şeyin son kez olduğunu bilmek yakıcı bir bilgidir çünkü. Dört yıldır susulan orada söylenmeye başlanır. Eteklerdeki taşların döküldüğü bile vakidir. Akşam inerken ince bir hilal çakılır göğe ve tören biter. Havai fişekler atılırken bütün gözler göklerin şaşaasına çevrilmiş, bir hoca kendi tenhasına çekilir. Sonuna mı gelip dayandınız şimdi? Dönmemek üzere gittiğinizden mi bu telaş? Bir ümit. Bir kez daha aynı kapılardan geçilebilir mi? Aynı cevaplara aynı sorular sorulabilir mi? Ama yo! Yıllar sonra aynı şehre aynı cümlelerle ve aynı kapılardan geçerek girseniz bile kimse kimseyi kandırmasın artık siz o siz değilsiniz. Zamanı kim geri çevirebilir? Oysa rüzgardan, yağmurdan ve buluttan bir giysi giydirmiştik üzerinize. Elma çiçekleriyle dolu bir vadi bile öyle kendisi kalmışken sahi siz ne kadar da değişmişsiniz. Kalabalık dağılırken düşünceler tam da orada kesilir. Üçgenin en uzak iki köşesi gelir bir araya gider ayak. Hoca ve aile. Arada hatt-ı vasatiyi yine öğrenci oluşturur. Hocam! Bu Annem! Bu Babam! Teyzem! Büyükannem… Uzar gider bu tanışma faslı. Oysa hayret! Biz bu “çocukları” hep bu sıralarda oturacaklar sanmışız, dört yılın evvelinde nerede olduklarını düşünmediğimiz gibi onları getirip de bu sıralara bırakan birilerinin varlığını bile hiç hesaba katmamışız. Sanki hep bizimmişler. Ama işte gün gelmiş. Emanetin sahibi, verdiğini geri almaya gelmiş. Ve bir sorusu varmış: “Emanetime iyi baktın mı?” Tüyler ürpertir bu görünmez soru. Alın emanetinizi ona iyi baktık biz diye/bilmeyi ne çok isterdim. Bizim de gün geldi, huysuzluklarımız oldu. Ufak tefek kaprisler de yapmış olabiliriz. Ama inanın ki sizinkilerden daha farklı değildi. Ona iyi baktık biz, alın emanetinizi.

Comments (8)

ılıcaTemmuz 12th, 2009 at 7:16 pm

Bir akademisyenin kaleminden bunları okuyabilmek samimiyet ve tarafsızlık adına döşenmiş mihenk taşlarındandır. Fakülteyi bitirirken ardımızdan sadece çaycı boynunu bükerek bakmıştı. Çünkü biz sizler gibi akademisyenlere sahip değildik. Yazdıklarınızı sanalda olsa zihnimde yaşatabildim. Bunun için teşekkür ederim HOCAM.

murat yalçınTemmuz 13th, 2009 at 1:37 pm

neden hep bitirirken çoşku ve heyecan duyarız…
yoksa kaybettiklerimizi unutabilmek veya kazandıklarımızı paylaşabilmek için mi…

merveAğustos 5th, 2009 at 4:55 pm

hocam bızler ıçın yazdığın bu yazıları okuyunca hem içim burkuldu hem de anlatılmaz bır mutluluk duydum. nazan bekiroğlu… bılmesenızde hayatımın en onemlı ısımlerınden bırısınız bırakın herseyı sınıfıma gırmenız oğretmenım olmanız bıle benı irsad etmenıze yetti ne mutlu bana kı sızın gıbı bır oğretmene sahıp oldum. ve inanın emanet aldığınız bızlere bırcok yonden sahıp çıktınız. bunu her fırsatta hıssettık. umarım bır gun oğrencılerımde benım ısmımı bır yerlerde görduğunde benım sızın ısmınızı gorduğum zaman hıssettıklerımı hıssedebılırler.

bekiröğlüEylül 30th, 2009 at 9:48 pm

artvın borçka camılı maralkoyu sami bekırölu sulalem bekırölu bağimiz olma ıhtımalı varmı olabırmı

bekiröğlüEylül 30th, 2009 at 9:53 pm

artvın borçka camılı maralkoyu sami bekırölu sulalem bekırölu bağimiz olma ıhtımalı varmı olabırmı ıstanbu beylıkduzu ıstanbul

bekiröğlüEylül 30th, 2009 at 9:57 pm

nazan bekıroğlü soyla gurur duyyoruz saygı mutlu üfuğunuz acık başarı ve mutlu mucadeler

TubaEkim 20th, 2009 at 10:37 pm

“Ona iyi baktik” dersiniz, teslim ederken o yuzlerce emaneti. Ama o soru yillarca, her gun kemirir beyninizi. “Emanete iyi baktim mi, verebilecegimin en iyisini verebildim mi?” Hic bir zaman cevabindan emin olunamayan bir sorudur bu. Iste emin olunamayan bu cevap, her gun daha iyisini ortaya koymak zorunda birakir bu ise gonul verenleri.

ikraAralık 27th, 2009 at 12:12 pm

vesselam…evet siz yorumları yazan sevgili kardşlerim o yorumları yazarkenki halimnizi sadece düşleyebiliyorum..ben nazan hocamızın öğrencisi dahi değil sadece kelimelerine muhattab olmuş bir öğretmenim ama okadar üzülüyotum ki onun öğrenci olamamış olmama…ve ben olamamaışken bu özlemi yaşıyorken siz onun öğrenci olarak nekadar özlersiniz nasıl bir hasret duyarsınız sadece onuda hissetmek isterdim……keşkelerin hayyatta yer etmediğini bilerek diyorum ki keşke keşke bende onun öğrencisi olabilseydim………

Leave a comment

Your comment