H. Ömer CAMCI , Kitap Ayrıntı (Cümle Kapısı – Nazan Bekiroğlu)

Cümle Kapısı Vesilesiyle, Mustafa AYYILDIZ, Dergah, Sayı 172, Haziran 2004, s. 23…

Nazan Bekiroğlu Hoca’nın ona yakın eserini büyük bir ilgi ve hararetli hissiyatla takip ettim. Nun Masalları’ndan başlayarak büyük bir heyecan duydum. 15-20 yıl önce yazıları, hikayeleri dergilerden takip eder ve kitap hacminde, derli toplu elimizin altında bulundurmayı arzulardık, -aramızda kalsın Hoca’nın şiirleri de vardı başlangıçta-. Bu arzumuzu biz hiç bir zaman yüz yüze açığa vurmadık. Hoca’nın Prof. Dr. Orhan Okay için kaleme aldığı enfes denemeden cesaret bularak, ben de hocam Nazan Bekiroğlu için, Cümle Kapısı’ndan kalkarak yazma cüretini buldum. Bir nevi Hoca’nın Orhan Hoca için yazdığı yazıya nazire öykünmesi olacak. Öncelikle düzineye yakın eser içinde son denemelerin zirveye tırmandığını rahatlıkla söylemek mümkün. Eseri okumakla kalmayıp, özellikle Hz. Isa faslı başta olmak üzere Rus edebiyatı fasıllarını ve bir çoğunu, Mins Devlet Yabancı Diller Üniversitesi Çeviri Fakültesi Türkçe Bölümü öğrencileriyle, yani Beyaz Rus gençlerle bile paylaştım. Çok haz aldım ve öğrencilerin de gözlerinin parladığını, -bir kısmının inançsız olmasına rağmen- gördüm. Hoca eserine Konya, daha doğrusu Mevlana rüyasıyla başlıyor. Ben bu rüyanın aynısını Eva Hanım’ın satırlarından hatırlıyorum. Aynı rüyayı iki insan, çok farklı zamanlarda görebiliyormuş anladım. Hayatın uyanık görülen nice rüya içre olduğunu kavradım. Sonra Orhan Hoca için kaleme alınmış samimi satırlar.

Ben esere sonra kapı aralamayı düşünüyordum ama başlamışken eserin en çok etkileyici bölümünü, nerdeyse mahpuslukla ilgili bir adı hak edecek kadar güzel bir bölümü anmak gerekli. Dünya’dan ve bizden eskiden ve yeniden hapis-esaret maceraları ve edebiyata ruh verişlerinin enfes bir üslupla denemeleşmesi çok çok güzel duruyor. Bir sürü bilinen bir kısmı yeniden öğrendiğimiz, Batı edebiyatından, tefekkür dünyasından örnekler ama aslolan edebî boyut. Harikulade bir anlatım, nezih bir üslub ve çok derin bir hissiyat. Öbür denemelerindekinden çok çok ileri bir hassasiyetle Hoca’nın gönül ve zihin kıvrımlarını kelimeler ve cümlelerde hayatiyet bulmuş şekilde görüyorsunuz. Bunlar cümle olmaktan çıkıp Hoca olarak görünüyor gölge âlemde. Diğer denemeler Mavi Lâle, Mor Mürekkep, Cümle Kapısı’ndan biraz uzaktalar bence. Her şey mükemmel, Batı ve özellikle Rus roman kahramanları, kurmaca bile olsa -ki kurmaca gerçekten çok daha güzel ve gerçek- Hoca’nın denemelerine yakışmış. Ama Hocam beni hoş görün, Tanzimat’ın hele Servetifünun’un roman kahramanlarını içselleştiremiyor. Sizin üslubunuza da yazık oluyor. Güzelim metinlere hafif kalıyorlar. Şiiri söze kattığınızda akan sular duruyorken, bu roman kahramanları duyguyu aksatıyor. Çünkü siz bizim şiirimizin denemesini yazan, şairin sustuğu yerde sözü kanatlandıran bir sanatkâr oldunuz.

Doğrusu Hoca’nın yeni ve yakın geçmiş öğrencilerine imreniyorum, biraz da kıskanıyorum galiba. Onlar Hoca’nın hem olgunluk zamanına kaldılar, hem de çok daha kolay konuşulan bir döneme şahit oldular. Elbette kıymetini biliyorlardır, hatta daha kavrayıcı, irdeleyici, daha konuşkan nesillerdir. Ne yazık ki bizler Hoca’nın yalnız ilk yıllarına şahit olduk. Bizim de doyumsuz, ufuk açıcı belki tek düşünüp konuşmayı fırsat bulduğumuz dersler, Edebiyat Bilgi ve Teorileri ile Yeni Türk Edebiyatı derslerinde oldu. Hoca o zamanlarda ama yalnız derslerde, Orhan Hoca’nın halefi ve öğrencisi olarak bizlere çok şey kavrattı, fark ettirdi. Ondandır sonrasında Yeni Türk Edebiyatı tercihimiz. Ama hep sınırlı kaldı irtibatlar. Belki Hoca’nın da yaşadığı gibi asıl hoca- talebe ilişkisi doktorada mümkün ve bizler bu şansı yakalayamadık. Bunun da ötesinde bizlerin biraz çekingen, biraz kalıpsal kafalarımız, gençlikte bu irtibatı olumsuz seyrettirdi. Bunda Hoca’nın dahli ne kadardı bilemiyorum. Ben bizim dönem şanslılarından sayılırım. Hocayla irtibatı koparmadım. Doktora savunması, bir kaç kitabına değerlendirme yazmak ve Trabzon’a yakın düşünce ziyaretlerle şanslı sayılırım. Ama 15 yıllık mesafe hep yerinde kaldı. Belki öbür arkadaşlarım çok daha fazlasını, estetik, edebî, irfanî paylaşımla pişmeyi hak ediyorlardı. Hoca şimdi deryalar misali kaynamakta, ırmaklar misali taşmada. Cümle Kapısı’nı okuyunca bunu çok daha sarih olarak fark ettim. Gerçi Hoca bir eseri için yine yazmayı -ki doğrusu yeterli, kapasiteli ve derinlikli yazılar yazamadığımı biliyorum- düşündüğümde pek memnun olmamış, bir yanlış aktarma ve benim hatalı bir cümlemden de alınmıştı ama ben kaleme mani olamıyorum ve yine bir şeyler karalıyorum. Hocamın gönlüne ve kalemine sağlık, bu sefer de hoş görüle kusur ve kabahatlerimiz.

Okur-Yazar, Mart-Nisan 2004, s. 6-7

Leave a comment

Your comment