Elif TOPÇU, Hocam, Nazan BEKİROĞLU İçin

Hocam, Nazan BEKİROĞLU İçin- Elif TOPÇU, mavi yeşil, mart-nisan 2004, sayı 26, sf. 13…
Fakülte hayatım boyunca derslerini büyük bir keyifle dinlediğim, yıl sonunda dağıttığı ders değerlendirme formunun “düşünceler” kısmına düşünmeden “Derslerin dinleyici sayısı artırılmalı.” dediğim hocamın yazmış olduğu kitap için bir şeyler söylemek zevkli; bir o kadar da zor benim için.

Cümlelerle düşündüğünü fark eden Nazan Hanım’ın cümlelerindeki farklı, akıcı, estetik yapı, kendi ifadesiyle “karmaşık”, bana göre “çok boyutlu” düşünmenin ürünüdür. Nazan Hanım’ın yazıları belki de en çok bu yeteneği kazanmak,geliştirmek için okunmalıdır.

Yüzyıllar önce “kötü” sıfatıyla nitelenmiş Züleyha’yla çok başarılı bir empati kurup parmaklarımızı kesmek pahasına anlayamadığımızı anlamamızı sağlayan bilinç, müthiş kıssanın aynasını, kuyusunu, kurdunu bizimle konuşturan üstün fark ediş Timaş Yayınlan aracılığıyla okurlarını düşüncelerinin Cümle Kapısı’na davet ediyor.İhtimal, davetin herkese açık olduğunu ifade etmek için “Ne olursan ol, gel!” diyen Mevlana’nın şehrinden başlıyor anlatmaya. Yazar, Mevlana’nın şehrinde Mevlana’yı Mevlana yapan; fakat şimdilerde yalnız kalmış olan Tebrizli Şems’e dikkatleri çekiyor, ardından aklımıza takılanı açıklıyor:

“Yalnızlık aşkın vekaletidir.

Ölüm aşkın kefaretidir.

Her aşk bir baş götürür. Bu kez başını veren Şems olmuştur.”

İkinci denemede yazar Hz. İsa’nın doğumunu, yaşadıklarını, uğradığı ihaneti, Batı’nın ve Doğu’nun bu haksızlığa uğramış hayatın hikayesine yaklaşımlarını kırıp dökmeyen nazik bir eleştiriyle anlattıktan sonra Yahudilerin ihanetine uğrayan merhametli elçinin aynı elden vurulacak olan kutsal şehre hitabıyla sözünü noktalıyor:

“Ey Kudüslüyle günler gelecek ki düşmanların seni setlerle çevirecek, kuşa tıp her yanından sıkıştıracaklar.Seni ve sende oturan çocukların yere çalacak, sende taş üstünde taş bırakmayacaklar.”

Yazar I.bölümü, kitabını ithaf ettiği hocası Orhan Okay’a yazdığı açık mektupla bitiriyor.Orhan Bey’le Nazan Hanım’ın mektupları doğrultusunda geliştirilen bu bölümle ilgili söylenecek çok şey var;ben yalnızca birini söyleyerek söyleyip geçeceğim: Öğretmenleri de öğrencileri de kıskandıracak bir hoca-talebe ilişkisi içten bir dille anlatılmış.

II.Bölüm: Zindan Risalesi:Yazar, “zindan” kavramını açıkladıktan sonra ömrünün uzun ya da kısa bir döneminde o dört duvar arasında kalmış kişileri ziyaret ediyor. Nazan Bekiroğlu’nun Zindan Risalesi’nde Yüce bir ideal uğruna acımasız dalgalar önünde direnenler, idealleri tarafından öğütülenler, adi suçtan yatanlar var. “Her hapislik elbet bir trajedi içerebilir. Geriye ‘yazı’ bırakılmış olması bu trajediyi paylaşılır kılar, “diyen yazar okurlarını Batı’da Daniel Defoe, Rousseau, Voltaire, Stendhal, Verlaine, Oscar Wilde, Dostoyevski gibi pek çok ünlü isme ve eserlerine götürüp kendi penceresinden gösterdikten sonra Wilde’ın “Reading Hapishanesi Baladı” hakkında yaptığı “…suçun mahiyetinin önemini yitirdiği ve geriye sadece cezanın acısının, beşer ıstırabının kaldığı yerden seslenmektedir, “yorumuyla bütün anlattığı mahkumların ve eserlerinin değerlendirmesini yapıyor aslında.

Zindan Risalesi’nin “Doğu” bölümünde İmam-ı Azam, Ebu Hanife, Ahmet bin Hanbel, Hallac-ı Mansur gibi İslam dünyasının önde gelen isimleri, Osmanlı zindanları,kafesteki şehzadeler; çileler, zindanlar dönemin şartları ihmal edilmeden, dokunaklı bir sezgiyle anlatılıyor.

“Tanzimat, Meşrutiyet, Mütareke” başlığı altında Tanzimat’tan 12 Eylül’e kadar bizdeki “siyasi suçlular” anlatılıyor. Namık Kemal, Nazım Hikmet, Can Yücel, Necip Fazıl, Süleyman Hilmi Tunahan, Said Nursi, Osman Yüksel Serdengeçti, Nihal Atsız, Adnan Menderes, Faruk Nafiz… Kader bambaşka dünyaların insanlarını aynı mekanda buluşturdu.Yazar, bu insanların hikayelerinden aşkı ve ıstırabı çekip aldı, anlattı; ama ne aşk ne ıstırap ne de hükümlüler bitecek gibidir. Belki de bu nedenle şu iki dize zindan hikayelerinin sonuna çok yakışmıştır:

“Şu Metris’in önü bir uzun alan

Bir tek seni sevdim gerisi yalan!”

Aşk, ihanet, intihar üzerine bu kavramları dağarcığımızda “okumadan önce-okuduktan sonra” diye ikiye bölecek kadar değiştirecek denemelerin ardından deneme türüne en uygun başlıkla akıcı bir bilinç yolculuğu: “İç/dökümü”. Arkasından “Cümle Kapısı”,son.

Cümle Kapısı kapalı, bu yazı kapı ötesinde benim görüp aktarabildiklerim. Cümle Kapısı’nın ötesini kendi gözlerinizle görmenizi tavsiye ederim. Acemi bir kalemin anlattıklarından çok daha fazlasını bulacağınızdan eminim.

Not: Kitabı okuduktan sonra kendinizi ifade ederken kurduğunuz cümlelerin öğe sıralanışının, en çok da düşünme tarzınızın, hayata ve olaylara bakışınızın değişeceğini garanti ediyorum.

– , mavi yeşil, mart-nisan 2004, sayı 26, sf. 13

Leave a comment

Your comment