Elif TUNCA ; “Nazan Bekiroğlu ‘Cümle Kapısı’nda İçini Döküyor”

Nazan Bekiroğlu ‘Cümle Kapısı’nda İçini Döküyor Elif TUNCA…
Cümle kapısı: Temel anlamıyla yapıların ana kapısı. Dinî mimaride; camilerde halkın kullandığı ve mihrabı gösteren kapı. Kavramın edebiyattaki karşılığı ise Nazan Bekiroğlu’nun “Cümle Kapısı” (Timaş Yayınları) adlı son kitabının karşısında yazılı. “Yazmasam çıldıracaktım.” diyen Sait Faik’in izinden gidiyor Nazan Bekiroğlu; ‘faturaların arkasına, davetiyelerin boşluklarına, peçetelerin üzerine’ diye ekleyerek de yazma eylemine adres gösteriyor. Yazar, kendisine ‘mânâ birimi’ olarak cümleyi seçmiş, bu yüzden de dünyasını yazıyla açarken ‘cümle kapısı’ndan geçmemizi istiyor. Ki o kapıdan açılan yolun sonunda, bir ‘içdökümü’ne varılıyor. Nazan Bekiroğlu’na âşinâ olanlar, ‘cümle kapısı’nın ardında ‘zengin’ bir yapıyla karşılaşınca şaşırmayacaklardır. Mevlânâ’nın elimizden tutup çektiği sayfalar arasında İsa Mesih’in diriltici nefesi esiyor. “Öyle günler gelecek ki” başlıklı yazı, bir yandan, bakire olan Hz. Meryem’in çocuk doğurması ile ümmî olan ‘Hüzün Peygamberi’nin dünyanın en muhteşem metnini getirmesi arasında paralellik kurarken, bir yandan da ileride ayrı bir başlık altında ele alınacak olan ‘ihanet’ kavramına değiniyor. Bu yazıda, Yahuda’dan Hz. İsa’ya yönelen ‘ihanet’, kitabın ilerleyen bölümlerinde eşe, arkadaşa, dünyaya ve nihayet kendine dönük bir eylem olarak ele alınıyor.

“Zindan Risalesi” ise kitap içinde adeta ayrı bir kitap gibi değerlendirilebilecek bir bölüm. Şimdiye dek edebiyatçılar, birçok tema altında buluşturuldu; aşklarıyla, benzer tarzdaki eserleriyle, meftun oldukları kentlerle, yazma biçimleriyle… Nazan Bekiroğlu ise ‘zindana düşmüş’ yazarları bir araya getirmiş satırlarında, çünkü ona göre “en eşrefin de en eslefin de yolu buradan geçiyor”. Hayli kapsamlı bu çalışma, aynı zamanda Bekiroğlu’nun akademisyen titizliğini de yansıtıyor. Başta kavram olarak zindanı ele alan yazar, ardından Batı’dan ve Doğu’dan olmak üzere iki büyük başlık altında ‘mahpus yazarlar’dan örnekler veriyor. Bunlar arasında Campanella, Dostoyevski, Oscar Wilde, İmam-ı Âzam, Necip Fazıl ve Bediüz-zaman gibi tanıdık simalar var.

“Zindan Risalesinin ardından ‘ihanet’ ve ‘intihar’ yazılan bekliyor okuyucuyu. Yazar, ihaneti insanlar arasında yaşanan boyutundan çıkarıp, hafızamızın, anılarımızın, bedenimizin ihanetine dikkat çekiyor; yoksa bütün hayat hepi topu bir ihanet mi? “İhanetin güzellemesini yapmadım.” diyor Bekiroğlu. Sıradışı diye sunulanı anlama çabasında olduğunu ve bu kavramlarda insanın temel yapılanmasını bulmaya çalıştığını söylüyor. “Ölümümden kimse mes’ul değildir; garip ki ben de değilim” başlıklı intihar yazısı da aynı sebepten kaleme alınmış. Nazan Bekiroğlu, aşırı uçlar arasında gidip gelmeyi, zıt kutuplara kanat açmayı seviyor. Bu da onu birçok [bayan] yazardan ayıran yönü.

Nazan Bekiroğlu, her ne kadar eski tarihlerde “Kitaba istiğna” yazıp bütün kitaplara, ırmaklarda ya da ateşlerde yok olma yolunu gösterdiyse de “Cümle Kapısı” olsa olsa başucumuza yakışır. Çünkü doğrudur ‘şairlerin kötü âşıklar’ olduğu…
Zaman, 22 Aralık 2003, sf.15

Leave a comment

Your comment