Beşikdüzü Öğretmen Lisesi Dergisi: Kilim, nr. 3, mayıs-haziran 2003 (Genel)

*Yaptığınız çalışmalarla, yayımlanmış eserlerinizle birçok başarıya imza attınız. Bu başarınızın altında neler gizli, bize başarı öykünüzü anlatır mısınız?

*Yazıcı için anlaşılmak, hikayenin en önemli parçası. Ve ki sizler, henüz lise sıralarındaki gençler tarafından başarılı olarak tanımlanmak ise hikayenin çok güzel bir parçası. Çünkü bu tanım, anlaşılmış olmak, hem de liseli gençler tarafından anlaşılmış olmak anlamına geliyor. Başarı sebebine gelince, gözün kendisini görme imkânı yok ama eğer bir sebep, en önemli bir sebep göstermemiz gerekiyorsa “samimiyet” diyebilirim. Ne anlattımsa hissettiğimi ve inandığımı anlattım. Hiçbir şeyi “yazı olsun” diye yazmadım. Ancak şunu da işaret etmeli ki kastettiğim samimiyet, edebi eserin azami derecede işlenmesi gerektiği gerçeğini değiştirmiyor.

*Osmanlı İmparatorluğunun sizin kitaplarınızda ayrı bir yeri var. Bu anlamda kaynak açısından daha zengin bir şehir olan İstanbul’u size daha çok yakıştırıyoruz. Neden Trabzon’u tercih ediyorsunuz? Malzeme açısından sıkıntı çekmiyor musunuz?

*Bana en çok sorulan sorulardan biri bu. Neden Trabzon? Özel bir seçim değil. Kaderimin beni bağladığı şehir diyelim, bana sormadan. Kaderime söz geçirebileceğim kadar büyüdüğümde ise vakit bir hayli geç olmuştu. İstanbulsuzluk da bir kader. Malzeme sıkıntısını gidermek çok zor değil. Bunu başarmak mümkün. Bir de güvercinin uçmak için hava boşluklarından şikayet ettiğini, bu boşluklar olmasa daha rahat uçabileceğini zannettiğini hatırlayalım. Lakin aslında hava boşlukları onun hız kazanmasına neden olur. Demek istediğim şu ki İstanbulsuzluk beni besleyen saikler arasında. Ama yine de isterdim. İstanbul’da yaşamayı isterdim.

*Kitaplarınızda ilgimizi çeken bir takım simgelerin önemli yer tuttuğunu görüyoruz. Derinlik sizin için önemli. Farklı bir bakış açınız var. Neden simgeler kullanıyorsunuz? (Mesela Nun Masalları, Mor Mürekkep, mim, elif gibi).

*Evren karşısında durduğum bir nokta var. Ve bu duruş noktasının gelenek ile bağlantılı olduğu aşikar. Sözünü ettiğiniz simgeler geleneksel bir dünyanın simgeleridir. Nun, mim, elif.. ve diğerleri. Eski alfabe. Ve onun temsil ettiği kıymetler. O kıymetlerle günün kıymetleri arasında gerçekleştirilebilecek bir geçiş yorumu denemesi.

*Siz aynı zamanda bir öğreticisiniz. Neden öğretici olmayı seçtiniz? Hangi yönünüz ağır basıyor? Akademik yönünüzle duygusal yönünüzü nasıl dengeliyorsunuz?

*Akademisyenliğimin temsil ettiği kıymet “bilim”dir. Öğreticilik bunun arkadan gelen kısmı. Hayat karşısında sürekli huzursuzluk duyan ruh, sorularının cevabını bulmak, ruhunun doygunluğunu sağlamak ister ve belli kapıları çalar. Sanat, felsefe, bilim, din… Bilimin hayatımda tuttuğu yer, ruha kendi gerçeğini hatırlatacak bir vasıta olarak ona yönelmiş olmamla izah edilebilir. Fakat tek başına yetmedi. Sanatkarlığım bu arayış devamlılığının ifadesi. Demem o ki bilimde de sanatta da aradığım, ruhun bir haddi aştıktan sonra kendi gerçeği ile yüz yüze geldiğinde hissettiği doyum. Aşkınlık hali. Hatırlamanın hazzı. Bu yüzden ilk anda bağdaşmazmış gibi görünen bilim ve sanat, ruha sağladıkları doyum itibarıyle bağdaşabilir. Ve bu çok önemli bir bağdaşma.

*Kitaplarınızda beşeri aşkı bitimli kılarak ilahi aşka yönlendirmişsiniz kahramanları. Sizce günümüzün böyle kavramlara uzak olan gençliği bunu anlayabilir mi? Bugünü insanında böyle bir geçişi görebilir miyiz? Bu kadar yoğun yaşarlar mı?

*İnsan ruhunun gerçeğinin dünü bugünü olmaz. Bana bu soruyu soruyorsanız anlıyorsunuz demektir. Böyle bir geçişe insan ruhu müsaittir. Ama kapasite kullanılır ya da kullanılmaz., o ayrı konu. Unutmuşsam bir zamanlar hatırlamışım demektir.

*Felsefe ile tasavvufun sizde çok iyi yoğrulduğunu görüyoruz. Bize bu konudaki düşüncelerinizi açıklar mısınız? (Yusuf ile Züleyha’daki mağara ideası, son kitapta da ruhların birbirini tanıma fikri).

*Ezel tanışıklığı, en güzel ifadesini Mevlâna’da bulan hatırlama kavramı, varlığın tasavvufi ölçekte yorumu… Bütün bunlar, benim biraz evvel de sözünü ettiğim huzursuzluğu taşıyan ruhumla cevaplamaya çalıştığım varlık sorunsalına verdiğim cevaplar. Ben çıkış yolunu, bütün bir izahın yolunu böyle bulabildim. Başka türlü verdiğim cevaplar hep yarım kaldı. Ruhumun ve aklımın bir tarafı ancak böyle üşümüyor. Eflatun’un mağara ideasını da bu bütünle ilişkisi oranında önemsiyorum. Varlığın, gördüğümüz ve yaşadığımız hayat ile sınırlı olmadığını artık çok iyi biliyorum. Kendi varlığımda, akılcılığın ve deneyselliğin çıkamayacağı yükseklere çıkan bir yanın varlığını fark etmekten çok mutluyum.

*Okuyucu kitlenizi anlatabilir misiniz? Özellikle istediğiniz bir kitle var mı? Yoksa sanat sanat içindir diyerek okuyucunun sizi mi bulmasını istersiniz?

*Sevgili Tuba, sanatkar sorumsuz değildir, sanatın da sorumluluğu vardır. Hem de yüksek bir sorumluluktur bu. Gerçeği işaret etmesi gerekir. Fakat gerçeği işaret eden sanatkarın, kendi lisanını konuşma özgürlüğü vardır. Kimse ondan kuru öğreticilik beklemesin. Bu manada ilgisine talip olduğum okuyucu kitlesi az çok entelektüel bir kitledir. Üniversite ve üzeri. Ve ki okuduğunu salt mantıksallığın kalıpları ile sınırlamaması, alışılmamış olan kendisine anlatıldığı zaman tepki duymak yerine düşünmeyi, fedakarlığı, bir kez daha okumayı göze alması, bir de böyle düşünelim demeyi başarabilmesi, yazar ile birlikte bir yolculuğu talep etmesi gerekir. Bu noktada yazar okuyucu kitlesini seçer. Her yazar her okuyucuya göre değildir, her okuyucunun her yazara göre olmadığı gibi. Yazarlar ve okuyucular birbirini arar ve bulur. Ben bu kitleyi bulabildim mi? Evet, dar fakat derin bir okuyucu kitlemin varlığını fark ediyorum.

*Son kitabınız İsimle Ateş arasında. Farklı bir roman tekniği ile tanıştırdı bizi. Neden böyle bir teknik? Ve nasıl oluştu? Biraz anlatabilir misiniz?

*İsimle Ateş Arasında, anlatmak istediğim şeyin, içimdeki şeyin mahiyeti ve hacmiyle ilgili olarak farklı bir roman tekniğiyle geldi. Başka türlü anlatmam mümkün değildi. Sizin dikkatinizi çeken şey, öyle zannediyorum ki üst üste oturtulmuş üç ayrı katmanın varlığı. Bir, Osmanlı tarihi önünde yeniçerilerin hikayesi. İki, Numan ile Nihade’nin hikayesi. Ve üç, hepsinin üzerinde daha gevşek ilgilerle bu iki hikayeye bağlanana on iki küçük hikayenin oluşturduğu katman. Dikkatli bir okuma daha derinde akan bir ırmakta bütün bu hikayeleri birbirine bağlayabilir. Bunun dışında bölümlerin bağımsız okunma şansları da var. Ki romanın sınırları burada zorlanıyor. Belki bir hikayecinin yazdığı bir roman olduğundan. Çünkü hikayecinin ve romancının hayata bakış ve onu ifade ediş tarzları fevkalade farklı. Bu duruşu da memnuniyetle kabulleniyorum ben.

*Hissettiğiniz şeyleri mi yazarsınız? Hayal gücü diyorsanız bu kadar canlı bir anlatım tekniğine nasıl ulaştınız?

*Yazdıklarımın hepsini yaşamadım elbet. Ama yazdığım her şeyin kalbimin ölçeğinde hissedilirlik payı vardır. Empati! Samimiyetten kastim bu. Bir kez olsun yanmayanın sadece hayal ederek yangını anlatması mümkün mü?

*Son olarak eğitim konusunda fikirlerinizi almak istiyoruz. Bir imkan sağlansa, bu alanda nasıl bir yenilik yaparsınız?

*Bütün dünya sanayi devriminden bu yana, Türkiye Tanzimat’tan bu yana, positivist, rasyonalist bir süreçten geçiyor. Değer ölçüleri iktisat, ekonomi, madde ve akılcılıktan (dikkat edin akıl demiyorum, akılcılık diyorum ve bunlar farklı şeyler) yana. Bunlar insan gerçeğinin ve ihtiyaçlarının bir yanını doyurmaya yetebilir. Ancak diğer yan eksik kalıyor. Kelebeğin kanatlarından biri kopuyor. İmkanım olsaydı bu tek yanlı gidişata dur diyecek bir eğitim sistemi geliştirmek ve öğrencilerin ekonomik endişe ve gelecek sıkıntısı düşünmeden de sosyoloji, felsefe, psikoloji okumak isteyecekleri, psikoloji, arkeoloji, tarih… okumanın da bir saygınlık ve statü nedeni olarak değerlendirileceği bir eğitim sistemi oluşturmak isterdim. Yani ki döviz kurları kadar mağara ideasının da tartışıldığı, okumanın okuyana “ayrıcalık sağlamayacak kadar” yaygınlaştığı bir Türkiye isterdim. Ve bunu sağlayacak bir sistem. Ancak son yıllarda toplumumuzda “okumayanın itibar görmediği” bir atmosfer sezmekteyim. Ve bu sevindirici.

Leave a comment

Your comment