Şişman, Nazife – YAZGIÇ, Suavi K. – BARBAROSOĞLU, Fatma K.; “İsim Varedendir, Ateş Yokeden”

İSİM VAREDENDİR, ATEŞ YOKEDEN…

Nazife ŞİŞMAN:

Genelde elime aldığım bir romanı, atmosferi dağılmasın diye en fazla birkaç oturuşta bitiren bir okuyucu olmama rağmen, isimle Ateş Arasında’yı oldukça uzun bir sürede bitirdim. Zira yoğun bir felsefeye sahip Nazan Bekiroğlu’nun bu ilk romanı. İsim, varlık, yazı, tarih, zaman, insan, koku, hatırlama, aşk gibi pek çok soyut, metafizik konu romanın akışı içinde önemli bir yer tutuyor. Yeniçeriliğin tarihi ve adının ortadan kalkışı ile bir yeniçerinin aşkı ve bu aşkın kendisini yok eden bir ateşe dönüşmesini iç içe bir anlatımla sunan anlatıcı, özellikle hem kitabın isminin ilk bölümü, hem de romanın ilk bölümü olan isim üzerine kuruyor felsefesini. Endülüslü alimin ifadesiyle ‘Hikmetler kelimelerin kalplerine indirilmişse de “isme sığan her şeyin kendisinden bir parça az” olduğunu da teslim ediyor anlatıcı. Yine de kelimelerden başka sığınak bulamıyor ve kelimenin manaya, ismin hayata önceliği olan bir alanda, yazıda karar kılıyor. “Zira hayat geçiyor, tarih kalıyor | ve tarih yazıya nasıl geçirilmişse öyle kalıyor.” işte bu nedenle yeniçeriliğin tarihinin, sağ ve sol omzundaki yazıcı meleklerin varlığının şuurunda olan bir anlatıcının ağzından yazıya geçirilmiş olması özellikle önemli.

Suavi K. YAZGIÇ:

İsimle Ateş Arasında, belli bir zaman diliminde, belli kahramanlar etrafında gelişen olayları anlatan, yani tarihi bir fon olarak kullanan bir tarihi roman değil. Pek çok ‘öznenin’ farklı zamanlarda yer aldığı bir kitap. Sanki bir çok ‘ben’ bir araya gelmesinden oluşan kesret, romanın asıl kahramanı olan ‘biz’i, farklı zaman dilimleri de romanın dokusunu, iskeletini teşkil eden ‘geniş zaman tayfını’ oluşturuyor. Nazan Bekiroğlu, tarihi anlatmayı amaçlayan bir yazar değil. Daha mutlak, daha üst bir gerçekliğe, doğru ifadesiyle hakikate sahih atıfta bulunmayı / sahici bir rabıta kurmayı hedefliyor. Romanda aşk; isimle ateş, varlıkla yokluk, kurguyla gerçek arasındaki diyalektikte terennüm ediyor.

Fatma K. BARBAROSOĞLU:

Şimdiye kadar Türkçe yazılmış güzel romanlar olmadığı üzerinden tartışmalar yapıldı. Ben bu yaz okuduğum Tahsin Yücel’e ait “Yalan” ve Sonbaharda okuduğum Nazan Bekiroğlu’na ait “İsimle Ateş Arasında” adlı romanlar dolayımından tartışmanın Türkiye’de roman okurunun olmadığı üzerinden yapılması gerektiğini düşünüyorum. Her iki roman da son derece felsefi derinliğe sahip. Romanın aktığı ana damarlardan biri dil ve iletişim, isim ve varlık. Fakat ne “Yalan”, ne de “İsimle Ateş Arasında” üzerine konuşacak tartışacak yüz kişi bulmamız mümkün değil gibi. Bekiroğlu bütün Ortaçağı meşgul etmiş olan nominalistler ve konseptualistler arasındaki tartışmayı kitabın ana damarı olarak ortaya koyarken, yavaş ve ağır bir üslup kullanıyor. Bu üslup, Kundera sonrası roman için söz konusu olan, dünyadaki globalleşmeye paralel olarak edebi türler arasındaki sınırların ortadan kalkışına işaret ediyor. Şiir, deneme, hikaye, kıssa roman içinde birbirinin içine geçmiş bir şekilde yer alıyor. Ön planda yeniçerilerin bozulması geri planda bütün bir imparatorluğun bozulmasını, isim kazanamayan yani varlık kazanamayan, kifayetsiz padişahlar ile açıklayan Bekiroğlu’nun görüşlerinden keşke bütün tarih, edebiyat, felsefe öğrencileri haberdar olabilse. “Saraydan Sürgüne” Fransa’da Sosyal Antropoloji bölümünde yardımcı ders kitabı olarak okutuluyor. Türkiye’de tarih ve felsefe bölümlerinde yardımcı ders kitabı olarak okutulan kaç tane edebi eser var?

Yeni Şafak, 22 Kasım 2002, sf.16

Comments (1)

betül gündüzNisan 25th, 2012 at 7:23 am

Şişman, Nazife – YAZGIÇ, Suavi K. – BARBAROSOĞLU, Fatma K.; “İsim Varedendir, Ateş Yokeden”

Leave a comment

Your comment