Nermin SAYIN ; “isimle ateş arasında”, Dünya Kitap, 25 Ekim 2002, sayı 133

isimle ateş arasında

Alparslan, Diyojen’e “tarih okur musun?” diye sorar. “Hayır,” diye yanıtlar Diyojen onu ve neden sorduğunu da merak eder. “Çünkü tarihini bilmeyen milletlerin sonu, seninki gibi olur” sözleriyle karşılar Alparslan bu soruyu…

“Kahve Molası”ndandı. Kalktık artık, doğru Timaş standına…

Son yıllarda tarihini merak edenlerimizin çoğu, ilginçtir inceleme-araştırma kitaplarından çok, geçmişten beslenen romanlara yöneliyor. Bu türe her zaman rağbet vardı, ama son yıllarda bunun arttığı yadsınamaz bir gerçek. Başka bir ilginç nokta da; şimdilerde kendi tarihimizi dışarıda yazılmış kitaplardan okumakta oluşumuz. Batılı için yazılan ve örneklersek ezanın ya da şerbetin bile ne olduğu kurgu içinde açıklanan bu romanların çoğu bizim için cazip değil, aslında. Neyse ki, eğilimin tarihi romanlara kaydığını farkeden yayıncılarımız, böylesi yerli romanları da zaman zaman okurlarla buluşturuyorlar. Akademisyen Nazan Bekiroğlu’nun yazdığı yeni bir tarihi roman da, fuar ziyaretçilerinin beğenileriyle sunuluyor: “İsimle Ateş Arasında”.

“Başladığım isimdi, bitirdiğim ateş. İsimle ateş arasında dolandım durdum. Bu hikayenin adını İsimle Ateş Arasında’ koydum.” diyor Bekiroğlu kitabı için. Eser II. Mahmud döneminde, bir sürü canın bedenden ayrılmasına neden oluşuna rağmen “Vak’â-i Hayriye” olarak adlandırılan Yeniçeri Ocağı’nın kaldırılmasına kısa bir zaman kala başlıyor. Hikaye, bu mecliste “ateş” olarak anılacak olan Yeniçerilerin öyküsü… Peki, isim mi kim: “İsim sebebti. İsim her şeydi.”

İsim kitapta, birçok anlamla kuşatılabilecek bir metafor. Padişah hutbesi okunurken bir “isim”, yeniçeri Ocak Defteri’nde yer alan bir başkası… Anlatılanlarsa, çok da uzak olmayan bir tarihin, sisleri dağıtarak aralanan penceresi.

Nazan Bekiroğlu, hiçbir yabancı tarih kitabında rastlayamayacağınız bir yetkinlikle yaşananların doğasını hissettiriyor okura. Çünkü o, bu hikayelerin beslediği bir kültürde yeşeren bir kalem. Ö yüzyılın sesini işitmiş çınar ağaçlarının altında, yabancılık çekmeden yazabilir bu satırları.

Kitabın dili ahenkli, anlatımı süslü, cümle yapısı şiirsel. Bu, edebi tatlar peşindekileri memnun edecek bir metin demek. Konuşurken kullandığımız kelime sayısının hızla düştüğü geribilgisini hatırlayacak olursak, Bekiroğlu’nun “sanat”ı önemseyen tavrının cesurca olduğu söylenebilir.

Leave a comment

Your comment