Üç Nokta – sayı 1 – Ekim Kasım Aralık 2001 – (Neslihan Öksüz, Hatice Bağçacı, Ayşe Özdemir, Çiğdem Mollaibrahimoğlu) – (genel)

Nazan Bekiroğlu / Söyleşi (Üç Nokta)

1-Edebiyat dünyasının içinde birisi olarak sizce edebiyatın hayata katkıları nelerdir?

Edebiyat teorisinin bitmez tükenmez problemi; hayat edebiyat ilişkisi. Hayatın görüntüsü olan edebiyat pratik manada onun ayna sadakatinde yansıması değil ama hayatın içinde, hayat olarak ve hayat için var. Başka türlüsünü düşünmek de imkânsız çünkü insan iç ve dış dünyası ile en münzevi tipten en toplumsal olanına kadar hayatın ta kendisi ve edebiyatın da hayattan başka şansı yok. Hal böyleyken edebiyatın hayata katkısı nedir suali her zaman sorulası. Pratik manada bir katkıyı edebiyattan beklemek hata olur. Bir şairin faydası ve hayata katkısı hiçbir zaman bir soba borusu imalâtçısının katkısı ile mukayese edilebilir cinsten değil. Ama soba borusu imalâtçılarının adını da tarihler yazmıyor. Öyleyse edebiyatın katkısını farklı bir bilinç düzleminde inşa etmek gerekiyor. O da, bir kurgu yani neticede bir sanat yani bir yalan olan edebiyatın daha yüksek gerçek/ler/i kavramak için kurulmuş olduğunu kavramak. Bütün sanatlar, bilim ve düşünce ve dinler gibi edebiyat da insanı mutlaklığı olan gerçeğin kapısına getiren ve değişmez bilgiden sezgi vasıtasıyla haber veren bir sanattır. Kapıdan içeri sokmaz ama getirip kapısına bırakır. Bu da azımsanacak şey değil.

2-Düşünen okuyan araştıran yazan bir insan olarak yeni ile eskiyi daha doğrusu yeni nesil ile eski nesli kıyasladığınız zaman neler görüyorsunuz?

Tarihin inanılmaz derecede sonsuz gibi görünen ölçeğinde bizim eski ile yeni olarak belirlediğimiz zaman aralığında yer alan nesiller birbirine inanılmaz derecede yakındır aslında ve zamaneden şikâyet toplumsal (ve de bireysel) bir içgüdüdür. Sümer tabletlerinde bir baba oğlunun saygısızlığından şikâyet ederek eski nesilleri özlemle yad eder. Buradan baktığımızda size “Âh nerede o eski nesiller” terennümünde bulunamam. İnsanın acıları, çirkinlikler, ihanetler her zaman vardır. Eski zamanlar bize o kadar cazip bir masal tülü arkasından görünüyorsa bu, cisimler uzaklaştıkça kötü kokuların da uzaklaşmasındandır. İyi ve kötü her zaman vardır ve mücadele halindedir. Bu yüzden olacak sanırım soruda sözünü ettiğiniz bilinç katmanları arasında benim esas problemim eski ile yeni arasındaki farklardan ziyade müştereklerin tesbiti olmaktadır.

3-Edebiyat hayatınızda hiç hayal kırıklığına uğradınız mı?

İçimdeki hallere tercüman olacak lisanı aramak olarak tanımladığım edebiyatta tek beklentim dilimi ve halimi anlayan birkaç yürekle karşılaşmaktan ibaret. Buna da fazlasıyla sahibim. Daha yüksek olan beklentim ki o her ne ise onu bu dünyada bulamayacağımı biliyorum çünkü bu dünyaya ilişkin bir söylemle ifadesi imkânı zor. Edebiyat, ben ve edebiyatın beni getirip bırakacağı kapı arasında çok özel bir söylem bu. Bulursam bulurum, bulmazsam kimseyi suçlamam.

4-Mor Mürekkep kitaplarınızdan birinin ismi. Neden mor?

Bunu kitaptaki “Mor Üzerine” başlıklı iki denemede ifade etmeye çalışmıştım. Burada tekrarı güç. Çünkü neden tek değil. Çocukluktan beri bilinçüstü ve bilinçaltı düzleminde büyüye gelen bir tutku belki. Neticede Mor güzel renk işte!

5-İstanbul’un tarihimizde çok büyük bir yeri var. Edebiyatımızdaki yeri de buna bağlı olarak çok fazla. Gördüğümüz ve yazılarınızda okuduğumuzu kadarıyla sizin için de çok önemli. İstanbul sizin için en çok ne ifade etmekte?

İstanbul asırlara yayılmış bir kültür ve siyaset başkenti olarak üst üste, katman katman yığılmış pek çok zamanı aynı anda içeriyor. Beni cezbeden yanı içerdiği bu mantık dışı mana. İstanbul yazdıklarımda büyük yer tutuyorsa bu hiçbir zaman Gülhane bahçesinin ya da Sultanahmet camiinin ya da Boğaz’ın salt güzelliğini tasvirden ibaret değildir. Beni ilgilendiren, yapıldığı günden bu yana Süleymaniye camiinin içinden bir kez olsun yolu geçmiş olanların oraya bıraktığı ruh katmanı ve onların oluşturduğu bütünde bir araya gelen tek ve mutlak insan. İstanbul’a bağlılığım bu yüzden. Tarihçesi belli ve geniş, orada yolumu bulmam daha kolay. Aradığım müşterekler için yoklama imkânım daha geniş.

6-Peki ya Trabzon? Trabzon’un hayatınızdaki yeri ne?

Küçüklüğümde Türkçe’m bozulmasın diye sokağa, mahalleye, diğer çocukların yanına bırakılmadım. Mahalli kültürü yüklenebileceğim en yetkin kanal olan dil böyle tıkanınca Trabzon, mahalli kültür olarak üzerimde derin bir etki bırakmadı. Ama yine de bu toprağın bu suyun çocuğuyum. İçerdiği kent kültürüyle de Trabzon kendisidir ve bu kentin taşra ama bir şehzâde taşrası olduğu unutulmamalı. Bulutu, yağmuru ve deniziyle bu kenti seviyorum. Ve bakın size bir itiraf: Son gidişimde çok sıkıntılı bir Ağustos ikindisinde Üsküdar’dan suya bakarken, İstanbul’da engin deniz, uzak ve sonsuz ufuk ve sınırsız gökyüzü olmadığını fark ettim. Korkunçtu. Karadeniz’i çok seviyorum.

7-Hayatınız boyunca sizi derinden etkileyen olayların yanında mutlak çok etkilendiğiniz eserler de olmuştur. Çok sevdiğiniz çok etkilendiğiniz “işte bu beni anlatıyor” dediğiniz bir şiiri bizimle paylaşır mısınız?

Kendimi bir romanda bir şiirde bütünümle hiç bulamadım. Her şiirden, her romandan bir parça ile oldu yolculuk. Dostoyevski’yi ve bizden de Sezai Karakoç’u seviyorum.

8-Bize neler tavsiye edersiniz?

Ekonomik ve teknolojik taarruz altında zedelenmiş bir insan ruhunun hakim olduğu bir toplumda güzel insan olmanın yollarını zorlayın. Bu toplumun entelektüel tabakasını oluşturacağınızı unutmayın. Bunun sorumluluğundan size sorarlar. Bugün ne yaptın, bunu kendinize sorun hep. Ölçülü, nezih ve zarif olun. Ses tonunuzu ve telaffuzunuzu olgunlaştırın. Yalnız kaldığınız zamanlarda dahi sizi bir çift gözün izlediğini düşünün. Kendinize bakın, dış görünüşünüzü abartı anlamında değil ama, önemseyin. Kendi içinize yöneltilmiş bir acımasız göz ile kendinizi tanımaya çalışın. Çünkü kendinizi bilmek her şeyi bilmek demektir. İnsanlara, hayvanlara, anne ve babanıza, evlendiğiniz zaman eşinize ve çocuklarınıza saygılı ve müşfik davranın. Aşkların bakım istediğini unutmayın (Aşklar da bakım ister öğrenemedim gitti, Cemal Süreya). Anadilinize sahip çıkın. Argodan, batı dillerinden gelen sözcüklerin istilasından, daraltılmış internet Türkçesinden kendinizi koruyun. Bir tek birey üzerinde dahi oluşturacağınız olumlu bir bilinç halkası için emek harcamaktan kaçınmayın. Kırk kişilik sınıfta sizi anlayan ve dinleyen bir tek öğrencinin varlığı bile azımsanır nimet değildir. O da bir kişiye anlatır. O da, o da… Böyle büyür gider. Bildiğini öğretmek onun zekatıdır. Çok okuyun çok yazın. Yazdığınızı az beğenin ama hep yazın.

Leave a comment

Your comment