Hayrettin Orhanoğlu ; “Yusuf ile Züleyha ve Klâsik EsNazan Bekiroğlu : Yusuf ile Züleyha’da altı çizili satırlar-Emrah Tekin, Nevbet Dergisi Temmuz – Ağustos 2001

Nazan Bekiroğlu : Yusuf ile Züleyha’da altı çizili satırlar-Emrah Tekin, Nevbet Dergisi Temmuz – Ağustos 2001(Serzeniş.Net)…

Züleyha’nın, bence aşk hikayelerinde geçen diğer kadın şahsiyetlerden çok farklı ve ayrıcalıklı bir yeri vardır. O’na bu yeri sağlayan, yani Leyla’dan, Şirin’ den, Aslı’ dan ve diğer bir çok kadından farklı kılan, maşuk değil de aşık oluşudur. Bu aslında bir soruya da cevap verebilecek nitelikte örneklik oluşturan bir kıssadır. “Kadın aşık olabilir mi?” sorusuna, Züleyha’nın durumuna bakarak, olumlu bir yanıt pekala verilebilir.

Kıssanın, yazının içeriği itibariyle ilgilendiren kısmı, Züleyhan’ın Yusuf (a.s.)’ı gördükten sonraki kısmıdır. Züleyha’nın, gün geçtikçe, pazarından aldığı kölesine olan hayranlığının artması, bunun zamanla Mısırlı kadınlar arasında dedikoduya yol açması ve dedikoducuların Yusuf’un güzelliğine bakarken, parmaklarını nasıl doğradıklarının farkında bile olmaması, sonra Yusuf (a.s.)’ın, Züleyha’dan sebep zindana atılması, bu sırada Züleyhan’ın dillere destan güzelliğini kaybederken, Yusuf’un Rabb’ine imanı, Mısır’ın kaderi ve firavunun rüyası, Yusuf (a.s.)’ın zindandan çıkışı ve sonra Züleyha’ya kavuşması ya da/aslında Züleyha’nın Yusuf (a.s) a kavuşması…

Zannımca, Züleyha’nın iman edene kadar ki hayatı boyunca kölesi Yusuf’a karşı hissettikleri, onun güzelliğine hayran oluşunun kendisinde uyandırdığı isteklerden farklı bir şey değildir, ya da şöyle diyelim, hissettikleri aşk değil aslında “tutku”dur. Belki de Yusuf (a.s.), masum biri olmasaydı, onu çabucak elde edebilecek olan Züleyha, bu noktadan sonra ona karşı olan duyguları da değişebilecekti. Ama zindan sürecinde, sevgilisinden ayrılan Züleyha, iman da ederek, içindeki nefsi duygulardan arınır ve Yusuf’a gerçekten masumane duygularla ve eskisinden daha fazla bağlanır.

Bu kıssa hakkında söylenebilecek çok fazla şey var ve Nazan Bekiroğlu, Yusuf ile Züleyha adlı romanında, bunu güzel bir şiirsel üslupla söylemiş. İsterseniz kitaptan altını çizdiğimiz satırlara göz atabiliriz:

“Oysa sevmek, en fazla, neyi sevdiğini fark etmek demektir ve seven biraz da neyi sevdiğini bilendir.”

“Görmekten sonra görülmek, aşkın ikinci merhalesiydi.”

“Zahirin örtülmesiyle batını peçelenemeyecek bir güneş olan Yusuf. Bir bulutçuk gibi bir an önünde durmuş olsam da ışığım onun ışığı, aydınlığım onun aydınlığı. Çünkü kalbimin acıyan yerleri mananın keyfiyetine doğru kaynıyor.”

“Züleyha, Yusuf’a bir mektup yazmaya başlayınca Yusuf diye başladı, Yusuf diye bitirdi. Gördü ki hitaptan öteye geçemedi. Anladı ki aşkın nâmesinde ser-nâmeden öte kelam yok. Ve Züleyha’nın lügatında Yusuf’tan öte sözcük yok.”

“Bakışlarında Züleyha’nın sadece acı. Kalbinin büyüklüğü terk edebildiklerinin miktarıyla ölçülmekse aşkın adı, Züleyha kalbin sınırsızlığı kadar aşktı.”

“ey benim kölesi olduğum kölem
efendisi olduğum efendim…”

“Allah aşkına bana ölümü güllerle getir efendim.”

Leave a comment

Your comment