Tuğrul Cenker ; “Bazen sureti de aslı gibidir.”, Radikal , 08.06.2001

Bazen sureti de aslı gibidir

Nazan Bekiroğlu’nun bambaşka zamanları çağrıştıran diliyle masalsı bir atmosfer yarattığı yazıları ‘Mavi Lâle Yitik Lâle’ ismiyle bir kitapta toplandı

TUĞRUL CENKER

MAVİ LÂLE YİTİK LÂLE
Müntehirlerin en masumuymuş Pervane. Boşuna değilmiş, cam fanusun çeperine her çarpışı. Aşkı, fanusun içindeki ateşe hiç değilmiş. Sandıydık ki, o bir Mecusi! Oysa, imajının kurbanı. Oysa, her çarpışında, ‘ben’ini parçalamakmış maksadı. Ne ki çeperi dağıldıkça, be(de)n’den özgürleşirmiş can. Cam’daki can’ın pervaneden medet umması da boşuna değil ki! Zaten ölüme bir adım kala başlarmış hayat. Ölüme bir adım kala farkı kalmazmış yazarla okurun biribirinden. Mavi Lâle’yle Sarı Lâle’nin. Geçmişle geleceğin. Yeni ile eskinin. Asıl ile suretin…
Bir suretin peşinden nerelere gidilebilir; bir suretle nerelerden gelinebilir. İnsanın suret olduğunu bilmeyen yok gibidir. Ola ki asıl insana; suret resimdir. Bazen sureti de aslı gibidir. Asl’a ait bilmek istediklerimizi, suretinden öğreniriz. Zira suretin de ilmi vardır. Tahsil edilir. Suret bir resimdir belki bir kitap, belki… Suretten asl’a yol bulunur elbet! “Buldum!”
Bir ‘Yitik Lâle’nin peşinden gidenin peşinden giderken, gördüklerini görmek, işittiklerini işitmek; hissettiklerini hissetmek; ağlaşmak, eğleşmek düştü payıma. Hissedenin hissettirdiklerinden hissettiğim kadarıylaydı bu pay. Bu yazı da bu ‘kadar’ından hissettirebildiklerimden başkası olamaz. Bu nedenle de asla, bir ‘asıl’ olmak iddiasından uzak, ama asl’a ait!
Takvimler mayısı gösterirken, ezeli ve de tabii bir ihtilalin peşinden geldi, ‘Yitik Lâle’. Her cemre, sihirli bir değnek gibi havaya, suya ve toprağa değerken ve her değiş bir değişmeyi beraberinde getirirken; bir lâle de cemre misali ruhuma değdi: ‘Mavi Lâle’ydi. Unuttuğum geçmişti bu. Bir türlü inşa edemediğim gelecek. Ve de bugün. “Bir yerlerde bir lâle yitmişti.” Giden ‘Mavi Lâle’, gelen ‘Sarı Lâle’ydi. Lâle; lâl ve Hilâl kardeştiler. Mevsimlerden mayıstı. ‘İhtilal mayısta patlar’dı. ‘Güller mayısta açmaya başlar’dı. Gül zamanında lâleye kim bakardı. Kim, “On altıncı asırlardan kalma çini bir pencere alınlığında, tam sağ alt köşeye imza düşürülmüş mavi bir Osmanlı lâlesi”nin neler düşündüğünü merak ederdi. Kim?
Bu merakın peşinde başladı, yolculuğum. Güneşin yüz gösterdiği günlerde yağmuru andık. Bir ney eşliğinde gezdik geçmişi. Umutsuzluk veren ne varsa gömdük de, ‘Ne hikâye ettim ne şikayet ettim’ diyerek baktık bugüne. Herkesin, zamanın bile uyuduğu bir anda, biz uyanıktık. Uyanıp baktık tüm uyumayanlara: “Ah siyah! Burada bir uyumayan var, şurada da ve orada” diyerek. Gün doğumuna yakındı ki, kitap tükenmişti. Yazarın sesi geldi, uzaklardan:
“Tükendim!” diyordu. Okur da tükendi.
Ve birlikte varoldular…
Nazan Bekiroğlu, İyiadam Yayınları, 2001, 221 sayfa, 4 milyon 500 bin lira.

Leave a comment

Your comment