A. H. Yıldız, ; “Benim. Hani O Mavi Lale”, Zaman

Benim. Hani o Mavi Lale’

Nazan Bekiroğlu, denemelerini topladığı ‘Mor Mürekkep’ adlı kitabının yayınlanması üzerine, kendisiyle 16 Mart 2000 tarihinde yapılan bir söyleşide; “Şimdilerde bir Osmanlı çinisinin alt köşesine imza düşürülmüş mavi bir Osmanlı lâlesi… Neler düşünür, merak etmedeyim.” demişti. Şimdi, bu sözlerin söylenişinden bir yıl sonra, denemelerinin ikinci kitabı ‘Mavi Lâle Yitik Lale’ ile yine okurlarının huzurunda Bekiroğlu… Kitaba adını veren “Yitik Lâle”, Refâkat, Mavi Lâle ve Ölü Şehzâde ve ‘Toprağa Düşünce Lâle’ yazılarından yola çıkarsak, o yine ‘insanların, toplumların ve zamanların ruhunu taşıyan eşyalar’ı… konuşturmaya, konuştururken onların ruhunu, onları yapan insanların ruhunu anlamaya davet ediyor bizi.

Modern zamanların ‘ben’ demekten hoşlanan çocuklarına, ‘ben’lerini geçmişe doğru açabilmelerinin başka ‘ben’lerle birleşebilmelerinin imkânını gösteriyor, “Benim. Hani o mavi lâle.” diyebiliyorken. Ve Nilüfer ve menekşe ve gül ve Topkapı Sarayı ve sır kâtibi ve padişah… diyebiliyorken. Bekiroğlu, denemenin cümle kapısını sadece tarihin kervanlarına açmıyor, sadece Doğu’yla söyleşmiyor elbette, biraz da kalbinin Doğu’suyla popüler filmlere ve yine klasik romanlara da bakıyor, desek, acaba yanılmış olur muyuz? Trumann Show, Matrix, Kara Kedi Ak Kedi, Joe Black, Melekler Şehri onun kalp imbiğinden süzülüp, kaleminin ustalığıyla beyaz perdeden ak kâğıda düşüyorlar bir bir. Bozkırkurdu, Sidharte, Diriliş, Anna Karenina, Don Kişot, Kuzen Betty, Piedra Irmağı’nın Kıyısında Oturdum Ağladım, ruhunda yeniden yankılanıyor ve endam aynalarına düşüyorlar daha açık görebilmemiz için.

‘Mavi Lâle-Yitik Lâle’, denemelerden birinde geçtiği gibi bir refâkat aslında. Yitmeye yüz tutacak kadar ihmal görmüş bir ‘geçmiş’ ve her an avuçlarımızdan yitip gidecekmiş gibi duran ‘şimdi’ için bir refâkat. ‘Ben’ derken, ‘be’nin altındaki noktada bir sır hazinesinin yattığını bilmeyen bir kuşağa, tekrar ‘ben’ini tekemmül ettirebilmesi için bir refâkat. Özet olarak bir güvercinlik Bekiroğlu’nun yazıları, uçup gittiğini zannettiklerimiz tekrar oraya dönüyorlar.

A.H. Yıldız (Zaman)

Leave a comment

Your comment