Gerçek Hayat – sayı 16(26) – 20 Nisan 2001 (Aşk’a Dair)

GERÇEK HAYAT

“AŞK”A DAİR…

AŞK sizin için ne ifade ediyor.

Ezelin hatırasıyla başlayarak varlığın bilincine doğru yürüyen bir yoldur. Yaradılışın sırrı ve çözümü önerisidir. Kainatın ve onun efendisinin varlık nedenidir. Nihayetinde O’nun, kuluyla arasındaki en kestirme ilişki düzlemidir. Yani her şey anlamına gelir.

AŞK’a ilişkin sahiplendiğiniz bir tanımlama var mı? Dahası, AŞK tanımlanabilir bir şey midir?

İbn Arabî üzerinden gelen vahdeti vücutçu aşk tanımını aşkın mümkün tanımları içinde tek ve geçerli olanı olarak görüyorum. Görür ve hatırlarız. Ezelde verilmiş söz vardır, Araf 172. Hepsi bu. Başka bir tanım aramaya gerek yok. Aşkın, farklı bir tanım içerebileceğini hissimin hatta aklımın kabullenmesi imkansız. Başka türlü ben bu işin içinden çıkamam.

Yaşadığımız çağda AŞK mümkün mü?

Elbette. Neden mümkün olmasın? Kalbin aynası paslansa da aşkın hükmü suçluluk değildir. Aşk masum, kalpler mücrim. Ve asıl mücrim olan zamanın cürmü de kalbi köreltmesi.

AŞK’ın halleri nelerdir? AŞK’ı kategorilere ayırıyor musunuz?

Düşündüklerimi kategori sözcüğüyle ifade edemem. Mahiyetinin çözülmesi diyelim, ve bu çözümün gerçekleşmesi halinde kavradığımız gerçek/lik. Aşkın, beşeri basamaktan ilahi kaynağa kadar geniş bir alanı taradığı muhakkak. Beşeri aşk, o en basit ve sade düzlem, karşı cinsler arası cazibe kanunu, her insanın mutlak olan yurduna duyduğu özlemden farklı değil aslında. Ama bu basamakta henüz hangi kaynaktan gelen ışıkla gözlerin kamaştığı fark edilmez. Gece kuşunun, ışığının kendisinden menkul olduğunu zannederek ay’a tutulması gibi. Oysa ay’ın hükmü güneşten öteye geçmez. Kısacası beşeri basamakta farkında olamayış söz konusu. Dolayısıyla adı koyulmayanın gerçek mahiyetinin çözülmesi de beklenesi değil. İlahi kaynağını idrak etmiş olan gerçek aşk ise mahiyetinin bilincindedir. Arada bir bilmek farkı sadece. Bilir ve ondan sonra buluruz. Biz bilsek de “bu böyledir” bilmesek de böyledir.

AŞK sizin için geçmişte kalmış bir hezeyan mı yoksa hala gündeminizde mi? Nasıl; ilk gençlikten sonra hangi yerlerden nasıl bir kulvara kayıyor AŞK?

Geçmişe terk edilmiş bir hezeyan olması, onu karşı cinsler arası cazibe kanunu olarak tanımladığım anlamına gelir ki Allah beni böyle bir anlamadan korusun. Varlığı her şey anlamına gelen aşk evreni çeviren eksendir, daima. Gerçek mahiyetinin idraki için ise gençlik-olgunluk gibi bir kronolojiye ihtiyaç duymaz.

AŞK’ı iyi ifade ettiğini düşündüğünüz bir şiir, hikaye, roman, vs var mı?

Onlarca şiir roman ya da hikayeden söz edebilirim size. Çocukluğumun son yıllarında Nihal Atsız’ın Ruh Adam’ında aşkın trajik tanımıyla karşılaştım. Hep de o tanım içre sürdü gitti. Anna Karenina, Eylül, Vadideki Zambak aynı süreğin okumaları. Sonra Monna Rosa’nın büyüsüne kapıldım ben de. Oscar Wılde’ın inanılmaz sadelikteki aşk hikayelerini hep sevdim. Özellikle denizkızının bir deniz kazasında kurtardığı prense duyduğu aşkı ve fedakarlığı anlatan öykü. Sonra, Servi Boylum Al Yazmalım ki onu romanından çok Türkan Şoray, Ahmet Mekin, Kadir İnanır’lı filmiyle daha çok sevdim. Han Duvarları’nı değil ama onun içindeki üç dörtlükten ibaret koşmayı da unutamam. Teorik manada İbn Arabi’den İlahi Aşk adıyla çevrilen (Mahmut kanık) bölümü çok önemsiyorum. İbn Hazm’ın Güvercin Gerdanlığı, Muhıbbi’nin (Kanuni) bir coğrafyanın genişliğiyle Hürrem’e seslendiği muhteşem gazeli de unutmamalı. Ve nihayet edebi eser olmamakla birlikte Tac Mahal’i zikretmeme izin verin. Bu soruya verilecek cevabın nihayetinde birkaç mısra, Aşık Veysel her şeyi özetliyor:

Güzelliğin on par’etmez/Şu bendeki aşk olmasa

Ve aynı şiirden teorinin karşı yansıması:

Anılmazdı Veysel adı/O sana âşık olmasa.

Hülasa-ı kelam bu. Müthiş!

Bir hikayeci olarak AŞK eserlerinizde önemli bir yere sahip mi?

Bir hikayeci olarak aşk yazdıklarımda önemli bir yere sahip. Ama bu yer onun dar anlamda (beşeri aşkı kastediyorum) tahlil ve tahkim edilmesinden ibaret değil.Bunun böyle olduğunu zannetmek bana da beşeri aşk tanımına da haksızlık olur. Zannımca, benim yazdıklarımda temel izlek gerçek aşkı bilinçli ya da bilinçsiz arayan bireyin ayağının beşeri aşka takılıp durması. O “uzun gece”yi atlatabilmesi ya da atlatamaması.

Leave a comment

Your comment