Uğur Soldan ; “Kalbin Üzerinde Titreyen Hüzün”, Türk Edebiyatı , sayı 326 , Aralık 2000

KALBİN ÜZERİNDE TİTREYEN HÜZÜN

Öyle hikayeler vardı ki, ilk ortaya çıktıkları zamanlardan bugüne her asırda ilgiyle okunmuş ve farklı zamanlarda farklı müellifler tarafından yorumlanmışlardır. Yusuf ile Züleyha hikayesi işte bu söylediğimiz türden bir hikayedir. Aslı Kur’an-ı Kerim’deki ‘Hz. Yusuf Kıssası’na dayanan bu hikaye ilk zamanlarda sıcaklığını, yaşadığımız şu zamana kadar taşıyabilmiştir. Şeyyad Hamza’nın söylediği gibi

Budur ahir kıssalarun görklüsi
Kuran içre mushafların yazusi

Yusuf ile Züleyha hikayesini daha önce yazanlar arasında Sula Fakih, Kemal Paşazade, Ali, Şeyyad Hamza, Akşemseddin-zade Hamdullah gibi sanatkarları saymak mümkün. Bu hikayeye ilgi günümüzde de devam etmektedir. Son olarak Nazan Bekiroğlu, ‘Yusuf ile Züleyha’ (Timaş Yayınları, İstanbul 2000) adlı kitabında, Kalbin Üzerinde Titreyen Hüzün alt başlığıyla, bu hikayeyi yeniden yazdı. Daha önce, Nün Masalları, Şair Nigar Hanım, Halide Edip Adıvar ve Mor Mürekkep gibi eserlerinden tanıdığımız Nazan Bekiroğlu, Nun Masalları ve Mor Mürekkep’teki nefis üslubun tadı daha damaklardaydı ki, bu sıcak hikayeyle çıktı okurlarının karşısına.

Nazan Bekiroğlu’nun Yusuf ile Züleyha’sı altı bölümden oluşuyor. Birinci bölüm ‘Söz Başı’, ikinci bölüm ‘Yusuf’un Rüyası’, üçüncü bölüm ‘Züleyha’nın Rüyası’, dördüncü bölüm ‘Firavn’ın Rüyası’, beşinci bölüm ‘Dua’ ve altıncı bölüm ‘Yazıcının Son Sözü’. Yazar, kitabında “sen onlara bu kıssayı anlat, belki üzerinde düşünürler’ (A’raf, 176) ayetini epigraf olarak kullanıyor.

Kitabın birinci bölümünden öğrendiğimize göre, yazar, bu hikayeyi yazmaya başladığında, mor mürekkepli kaleminin ucundan ilk sözcükler dökülürken, “yıl bin dokuz yüz doksan dokuz milattan sonra, aylardan Nisandı. Bir mumun ışığında bir rüzgar titriyorken.”(s. 16)

Klasik şark hikayelerinin bazılarında olduğu gibi, bu hikaye de çöl ile başlıyor. “Çünkü çölün merhametli kalbinde su her şey anlamına gelir de, yemin, on biri Yusuf un rüyasına giren yıldızın üzerine edilir. Ve Yusuf, Züleyha’nın düşüne de gerçeğine de çölden gelir. Ve Yakub da Yüsufa çölden gelir./Sonsuzluğuyla çöller gezer aşık; öyle ki Yusuf da, Züleyha da, Yakub da, hepsinin yolu çölden geçmektedir. Kervanın da, ceylanın da yolu, çölden geçmektedir.” (s. 18) “…başlangıçta susan çöl, üzerinden geçenden geriye, bir ölüm bırakmıyorsa eğer, bir hikaye bırakıyor. Ve bütün bahaneler çölün sırtına kalsa da. Kalbimin bir köşesi kadere dokunan hiçbir hikaye nedensiz yazılmıyor. Çölün aşka bahanesi var!”(s. 19) “… başlarken susar çöl, ama söylenebilecek her şey onun esrarında gizlice yer alır. Çünkü ırmaklar kendi derinliklerinde boğulurken çöller de kendi susuzluklarında kavrulmaktadır./Üstelik kendi hikayesini de, çöl, kendi yazmaktadır, “(s. 19)

Güzeller güzelli Yusuf, çölün koynuna uzanmış olan Ken’an şehrinde yaşamaktadır. Bir “Vakit tam sabah üzeri, rüyalarda uyku uyanıklığın gezindiği bol yıldızlı saatlerden birinde, “Yusuf rüyasında, rüyası Yusuf taydı.” Yusuf’un rüyasında güneş, ay ve onbir yıldız vardır. Önce onbir yıldız teker teker gelip Yusuf un tam arkasına dururlar. Sonra ay gelir. Yusuf un güzelliğinin de kendine zararı vardı. Ama sadece ilk anda, çünkü Yusuf dar zamanlar için değil geniş Zamanlar ve uzun yollar için yaratılmıştı.”(s. 27)

O’nun güzellik şöhretini duyan bedevilerden biri bir gün çöller aşıp seraplara kanmadan, vahalarda duraklayıp, hiç yolundan sapmadan Ken’an’a, Yusuf u görmeye gelir. Yusuf’un bir gülümsemesi ile içi aydınlanan bedevi, ona, sırtındaki deve tüylü heybeden çıkarttığı aynayı hediye eder.

Yakub, diğer oğullarına “Birinizin yerini yeğ tutamam diğerine şu baba yüreğimde” dese de, Yusuf’tan gelen ışığa gözlerini kapayamamış ve ona duyduğu muhabbet diğer oğullarına duyduğundan daha fazla olmuştur. Bu durumun farkında olan diğer oğullar, bir gün, Yusuf’u kıra götürmek için Yakub’dan izin isterler Yakub tedirginlik duymasına rağmen gene de onlara izin verir. Kardeşleri, Yusuf’u kıra götürüp bir kuyuya atarlar. Eve döndüklerinde ise Yakub’a Yusuf’u bir kurdun yediğini söylerler. Yakub oğullarının bu söylediğine inanmamıştır, fakat, yapacak fazla bir şey yoktur.

Yazar, bu bölümün sonunda, kurdu, kuyuyu ve aynayı konuşturur. Yusuf’un kardeşlerinin Yakub’a “Yusuf u kurt yedi” demeleri kurdu endişelendirir. Zira bundan böyle herkes ‘Yusuf’u kurt yedi’ diye bilecektir. Kurt suçsuz olduğunu insanlara nasıl duyurabilirdi? “Sözün bu kısmına gelince kurdun, nemli gözlerinden boncuk gibi yaşlar dökülmeye başladı. Gri tüylerle kaplı göğsü, ön ayakları ıslandı.”(;51) Kurdun alnına öyle bir leke sürülmüştü ki kurt bu lekeyi nasıl yıkayacaktı? Kıyametin kopacağı güne değin tüm torunlarına geçecekti bu

leke. Kurdun Tanrıdan tek muradı vardı, onu bu ayıpla yaşatmamasıydı.

“Rabbim ne güzelsin, dedi kuyu, derin gözleri semada.” Yusuf gibi bir güzeli karanlığında tam üç gün üç gece konuk etmişti. Aydınlığıyla aydınlanmıştı karanlıkları ve kokusuyla sağalmıştı bütün gizli saklı yaraları. Yusuf’u kucakladı, Rabbinin ona verdiği izinle ve emirle okşadı, hiç yormadan, ürkütmeden ve korkurtmadan.(s. 25)

Üçüncü bölüm, Züleyha’nın Rüyası. Yazar bu bölümün başında Züleyha’yı tasvir eder. Züleyha “Mısr’ın en zengin, en soylu saraylarının birinde. Annesinin bir tanesi, babasının güzeli, Mısr’ın en güzeli. Su damlası, lotus dalı Züleyha. Gönüllerin emeli. Züleyha çöl çiçeği, Mısr’ın parlak seheri. Kaç gönle tuğ diken genç ece. Kaç ülkenin hakanı olup da henüz düşmemiş kale, ele geçmeyen ülke, fethedilmeyen şehir. Adı Hint’ten Yemen’e uzayıp giden efsane, “(s. 59)

Züleyha’nın gördüğü rüya, Züleyha’nın düştüğü yanılgı, dilenci, Yusuf’un pazara çıkması, Yusuf’un Züleyha’nın yanında büyümesi, Züleyha’nın Yusuf tarafından görülmek istenmesi, Mısır’lı kadınların Züleyha’yı kınaması ve Yusuf’u görünce ellerini kesmesi, Yusuf’un duası ve gömleğinin yırtılması, sarı gülün yapraklarının ufalanması, Yusuf’un zindana atılması, Züleyha’nın Yüsuf’a mektup yazmaya başlayıp hitaptan öteye geçememesi, Züsyha’nın kendi Tanrısında aradığını bulamayışı, Züleyha’nın Yusuf’un Rabbini bilmesi, Züleyha’nın ilk duası, Züleyha’nın gençliğini ve güzelliğini kaybetmesi ve daha sonra kaybettiklerini geri istemesi gibi olaylar hikayenin bu kısmında yer alır. Bu bölümde ayrıca Yusuf’un gözleri, elleri ve alnı için bir kaside yer almaktadır: “Yusuf’un gözleri bir derin kuyu / Yusuf’un gözleri bir gizli bahçe, yağmur yemiş gül vurgunu / bir yasak kent surları kuvvetli, bir iç şehir kapıları kilitli / yağmurdan sonra açan güneş Züleyha’ya Yusuf’un gözleri, güneşten sonra yağan yağmur” (s.75)

Dördüncü bölüm, Firavn’ın Rüyası. Bu bölümün başında Yusuf’un zindana götürülmesi anlatılır. “Kocaman bıyıklı, kocaman elli, kocaman kılıçlı adamlar kapıları açtılar, kapıları kapadılar. Kırk merdivenlerden indirip de karanlığın kuyusuna, Yusuf’u zindana koydular, “(s. 149)

“Bir mazlum ahı suretinde zindana koyulduğu ilk gece ve ertesi gece ve daha ertesi gece, Yusuf hiç uyumadı. Taş zeminde dizlerinin üzerinde öylece oturuyorken ve gözleri aynı noktaya dikili sadece düşünüyorken. Ölümün ölüm öncesindeki kardeşi demek olan uyku Yusuf’tan uzaktaydı.”(s. 153) Zindanda Firavn’ın ekmekçisiyle şerbetçisi de vardır. Yusuf daha önce gördüğü rüyayı burada da görür. O artık “ne için yaratılmış olduğunu ve görevinin ne olduğunu bildi: O bir nebiydi?” Yusuf’a zindanda yorum ilmi verilir.

Beşinci bölümde Yusuf’un duası yer alır. Yusuf, duasında Rabbine seslenir:

‘Ey Rabbim!

Mülkten bana nasibimi verdin.

Ve bana rüya ilmini öğrettin.

Ey gökleri ve yeri yaratan!

Sen dünyada da ahirette de benim sahibimsin

Beni müslüman olarak oldur

Ve beni

Salih lerin arasına kat.” (Yusuf, 101)

Ve yazıcının son sözü, yazının kaderi: Üzerinden bir okuma geçmiş kitabı karşısında yazıcının duyduğu ürpertinin anısı, bütün anılara benzeyecek nasılsa. Bütün defterlerin özeti, mahşere kadar açık kalacak bir defter değil mi? / Konan göçer, doğan ölür elbet. Irmak denize, deniz ırmağa kavuşur sonunda; ruh kaynağına, kaynak da ruhuna muhtaç değil mi şunun şurasında?

Bakî’den bir beyitle bitiyor bu kitap:

Minnet Hüda’ya devlet-i dünya fena bulur

Bakî kalır sahife-i âlemde adımız.

YUSUF İLE ZULEYHA
adamın evi var

adamın işi var

adamın eşi var

ve adamın pırıltılı bir sesle

Züleyha” deyişi var

kadının on parmağında on bir hüner

ziyadesi nişan yüzüğünde saklı

güzel mi güzel

ne zaman şöyle bir geçse karşısına

aynalar yüzünü över

bir bahçeleri var

bohça kadar

oylum oylum gül yol boyu karanfil

gidene “güle güle”

gelen “safalar getirdiniz” niyetine

gündüzleri iki çift gözdür

bir çift kelam akşamları

sofrada bakır çalığı

ama yürekleri gümüşten

ama yirmi dört ayar aşkları

x’in cüzde yeri yok

y yusuf’un y’si olmalı

onlar

ev bark şenliği iki çocuk istiyor

verirse tanrı

Mahmut BAHAR

Leave a comment

Your comment