Ahmet Kabaklı ; “Yeni Üç Klasik”, Türkiye , 18 Kasım 2000

Ahmet KABAKLI

GÜN İŞIĞINDA

Yeni üç klasik

Edebiyatımızın ünlü klasik mesnevi ve hikâyelerini, yenileyerek yayımlayan, tarih ve sanatımız boyunca sevilmiş üç yeni eserden söz ediyorum. Bunlar:

1-Leylâ ile Mecnun, Eser: Prof. Dr. İSKENDER PALA…

Timaş: Faks (O 212) 512 40 00…

2- YUSUF İLE ZÜLEYHA… Eser: NAZAN BEKİROĞLU

(Timaş, Faks: (O 212) 51240 00…

3- Arzu ile Kamber, Eser: NECDET EKİCİ, birinci ve ikinci ile aynı fakstan

istenebilir.

En doğrusu, üç ayrı sanatkârdan çıkıp günümüz dil ve üslubuna konulan bu çok başarılı klâsiklerimizden her üçünü isteyip karşılaştırarak okumanızdır. Kalemine güvenenler için yeni bir sanat çağı açılmıştır. Bu yazımda, sayın İskender Pala’nın ek olarak “Aşkın Gizli Tarihi” adını verdiği ince üslup ve çok değerli minyatürlerle süslenmiş Leylâ ile Mecnun’unu daha sonraya bırakıp YUSUF İLE ZÜLEYHA ve ARZU İLE KAMBER’i tanıtmaya çalışacağım.

Ruhlar âlemine açık, zengin tarih unsurları ve ferahlatan üslûbu ile tanıdığımız hikâyeleri ile ünlü Nazan Bekiroğlu bu sefer bir klâsik mesneviyi yenilemiş. “Kalbin Üzerinde Titreyen Hüzün” ilâve adı ile çıkardığı bu YUSUF İLE ZÜLEYHA şiirle hikâyeyi kaynaştıran öyle zevkli bir üslupla yazılmış ki açıp açıp okuyorum.

Kur’ân-ı Kerîm’de geçen bu kıssa, tâ 13. yüzyıldan beri ‘Kıssa-yı Yusuf” veya “Yusuf’la Zeliha” adları ile birçok şairin mesnevilerine konu olmuştur. Nazan Bekiroğlu bu çok eski ve anlamlı kıssa’ya, bilhassa kendi yorumunu, çağdaş şiir gücünü ve kıssa’yı derinleştiren görüşleri ve çoğunu bildiğimiz çeşitli konuları, serbestçe kullanarak, “klâsik” değerde yeni bir eser kazandırmıştır. Bir örnek olmak üzere “Yûsuf’un Rüyası”ndan bir bölüme girelim:

Yûsuf’un Rüyası

Yûsuf bir güzel çocuk, Ken’an elinin Yûsufu naz uykularında… Yûsuf, güzelim öz kapaklarının, arkasmdaydı… Güzelim göz kapaklarının arkasında Yûsuf’un rüyası vardı…

Yûsuf’un rüyasında güneş vardı, ay vardı. Yûsuf’un rüyasında tam on bir yıldız vardı. Berrak ve derin gökyüzü, Yûsuf elini uzatsa dokunabileceği kadar yakındı. Güneş ve ay birbirinin ışığını söndürmemekte, on bir yıldız, başının üstünde titremekteydi Yûsuf’un rüyasında.

Önce on bir yıldız teker teker gelip Yûsuf’un tam arkasında durdular. Yûsuf, döşeğinde sağdan sola attı kendini. Ay geldi sonra, Yûsuf’un başı üzerindeki lâcivert semadan indi ve sağ yanında, onun hizasında durdu. Yûsuf’un şakaklarında, dudaklarının kenarında ve burnunun üzerinde ter taneleri… Yûsuf’un başına üzerindeki gökten bu kez güneş indi, dört bir yan ışıklarla doldu. Gece aydınlandı, çöl aydınlandı. Yûsuf’un içindeki karanlık aydınlandı. Sonra hepsi bir arada güneş, ay ve 11 yıldız Yûsuf’un etrafında döndüler ve yerlere kadar eğildiler, secde ettiler.

Arzu ile Kamber

Türk Edebiyatı Vakfı’nın Ömer Seyfettin hikaye yarışması birincilerinden olan Necdet Ekinci de ARZU İLE KAMBER (Gül mevsimine uyanmak) adlı klasik halle ve divan mesnevisini yenileyerek çok değerli bir “klasiğimizi” gün ışığına çıkarmıştır.

Arzu ile Kamber baştan başa bütün Osmanlı Coğrafyasını yaşayan canlı, acıklı bir aşk destanıdır.

Necdet Ekici dostumuz hepimiz gibi çocukluk hayranlıklarından kök alan unsurlarla bu fevkalade canlı eseri daha yeni edebiyatlara ve daha yeni çağlara mal etmiştir. Eserin şiiriyetiyle beraber hemen bütün Anadolu halkının alışkın olduğu kelimeler ve deyimlerle eser canlanmaktadır.

Bunu göstermek için ARZU İLE KAMBER kitabının 29. sayfasında yer alan bir bölümü size takdim ediyorum. Kamber ile sevgilisi Arzu’yu şu satırlarda tanıyoruz:

“Arzu, on dördünde, altın saçları, omzundan aşağı bir güneş gibi savrulan, sürmeli kara gözlü, ceylan bakışlı, selvi boylu bir peri kızı; Kamber de o yaşlarda, yağız çehreli, şahin bakışlı bir delikanlı… O zamana kadar birlikte ağlamış, birlikte gülmüşlerdi. Birbirlerini de dünya ahret, bacı kardeş bilmişler.”

Bilindiği gibi ARZU İLE KAMBER büyük sevgilerine rağmen birbirlerine kavuşmadan ölürler. Bu sonucu Ekici büyük şiiriyet içinde şöyle anlatmaktadır:

“Halk gölün ortasındaki adaya iki mezar kazdı. Arzu ile Kamber’i oraya koydular. Tıpkı Leylâ ile Mecnun gibi “iki ruhu birbirine sırdaş, iki bedeni birbirine kefen yaptı. Bu makam iki sultana otağ oldu. Bir burçta iki ay göründü. Deniz deryaya kavuştu” dediler.

O rütbede kutlu uykuya yatan bir pîr-î fanı dudağında bir damla tebessümle uyandı. Onlara gönlünün şu “nefesini” yazdı:

Yatan bu kabr içinde hazret-i Arzu ve Kamberdir

Şehid-i aşk olan bu iki hasret ulu serverdir.

Esîr-i fîrkat-ü hasret idiler dâr-ı dünyada

Müyesser kıldı Mevlâ, vuslatı bu dâr-ı ukbâda

Leave a comment

Your comment