Mehmet Nuri Yardım ; “Titrek Hüzünler”, Türkiye , 28 Eylül 2000

Mehmet Nuri Yardım

Türkiye 28 Eylül 2000

Mor Mürekkep’in güçlü kalemi Nazan Bekiroğlu, hikayemizin yeni ve farklı soluğu… Öğretim üyesi olarak bulunduğu üniversitede roman üzerine uzmanlaşan, biyografi kitaplarının ardından hikaye ve deneme vadisinde de başarılı eserleri yayınlanan Bekiroğlu ile hikayeleri, Türk romanı ve son eseri “Yusuf ile Züleyha” üzerine konuştuk.

• Hikayelerinizin ana ekseni sevgi. Bugünün insanma sevgiyi anlatmak zor mu? Anlaşılmamak korkuşu hiç sardı mı içinizi?

BEKİROĞLU: İlgimin, salt geçmişin güzelliklerim günümüz insanlarına göstermek kadar sade olmadığını açık kalplilikle ifade edeyim. Geçmişin güzellikleri beni zannedildiği kadar tek başına ilgilendirmiyor aslında. Cazibesine kapıldığım şey, nostalji edebiyatı ya da “ah Osmanlı” gibi durmasın. Okuyucu yazdıklarımda geçmişin güzelliğini görüyorsa, bir katmanında bunu da taşıdığındandır diyelim ama ben en fazla dünün, bugünün ve yarının da üzerinde durmanın ne olduğunu merak ediyorum. Ana eksenin aşk olması bir bakıma bunun getirisi. Çünkü aşk dünü, bugünü ve yarını birbirine bağladığı gibi onu anlamların da üzerinde olana bağlayan sayılı birkaç müşterekten biri. Varlığın sağaltımla alanı.

Sadece geçmiş değil

Evrenin özetine müsait bir suhuf. Öyle ki dramatik yapılan aşk ekseninde işlevsel kılınan bu kahramanların muhayyileleri, bilinçleri ve tecrübeleri kendi zamanlarının sınırları içinde haps olunmuş değil. Ben bir yirminci asırlıysam Alp Er Tunga’dan Descartes’e, Kanuni’den Edison’a, bütün bir geçmişin tecrübesiyle yüklüyüm. Benim muhayyilemin sınırları, gizli ya da aşikar, ben farkında olayım ya da olmayayım, bunlardan örülmüştür. Hayata bakışımı bir on altıncı asırlının hayata bakışından ayıran budur. Ve benim hayata bakışımdan da bir yirmi dördüncü asırlının hayata bakışını, benzer şeyler ayıracaktır. O zaman muhayyilesi yaşadığı zamanın dört beş asır sonrasının insanlarında görülebilecek problemler, meraklar, ilgiler, çözümler ya da çözümsüzlüklerle örülü kahramanlar sadece geçmişin kahramanları olamazlar. Onları geçmişin kahramanları olarak görmektense geçmişe, düne ve bugüne eşit mesafede duran ama geçmiş zaman elbiseleri giymiş kahramanlar olarak görmeyi yeğliyorum.

Yusuf ile Züleyha…

• Yusuf ile Züleyha isimli eseriniz, geniş yankılar uyandırıyor. Bir peygamber kıssasından yola çıkarak yaşanan bu hikaye aşkın nihai noktasına işaret ediyor…

BEKİROĞLU: Aşkın deforme edildiğine inanmıyorum, desem fazla iyimser mi görünürüm acaba? Fakat bu konuda iyimserim. Aşk ise, deforme olmaz, deforme zannedilen şey bir tanı eksikliğinin işaretidir. Aşkın, güzelliğin ve iyiliğin kaynağı tek ve mutlaktır çünkü. Kalp bunu taşır ve yansıtır. Aşk değil kalptir deforme olan. Bu yüzden kalbin aynasının parlatılması ve cilalanması gerekir ki, kalp aldığı ışığı iyi yansıtandan kalp sezer ve özler. Ne olduğunu bile bilmediğini. Çünkü ezelde verdiği de hatırlamak ister. Öyleyse kalbin onarılması gerek. Geleneksel aşk hikayelerine günümüz insanının ilgi göstermesi hasara uğramış kalplerdeki arayışın görüntüsü.

Romanın Görünümü

• Bir roman uzmanı olarak, Türk romanının bugün geldiği noktayı nasıl buluyorsunuz?

BEKİROĞLU:Bu hususta? fazla iyimser degilim. Türk romanının bugün geldiği durakta eğer birkaç münferit başarı varsa, ki bunların da bir kısmı popüler çarkın öne çıkardığı başarılı gibi gösterilen romanlardır, ya da arenada siyasi kıymetiyle yer tutan eserlerdir, nihayet bir kısmı ise gerçekten münferit ve münzevi başarılardır, bunların tek başına, var kılmaya yetmediğini görmek mümkün. Bir roman geleneği birbirinden en uzak gibi görünen örnekleri arasında dahi ortak bir ruhu terennüm eden ve ne kadar farklı da olsa aynı dünyadan soluk alıp vermiş, aynı kolektif bilinç katmanlarından geçmiş yazarların var ettiği romandır. Bunun arkasında da roman adına bir geçmişin, evrimin, geleneğin yer tutmuş olması gerekir. Biri devrimci biri değil, ama Rus romanı dünyaya Rus romanı gibi bakar. Bizde olmayan bu. Çok kısa zamanda bir şey olmayacağı da kesin.

Leave a comment

Your comment