Zahidin kitabı

Zahidin kitabı
Atılmış her tarihin altına yeni bir tarih atarak okunur kitap. Tarih; iki nokta arasındaki mesafe. Su akışı. Yazmasını bitirdiği yerde başlar zahidin kendi yazdığı kitabı okuması.

Kendi yazdığını okuması zahidin, zor iştir. Bir özge dünyadan kopa gelen cümleler hatırlatmalar taşır da ağyar nazarında, kendi yazdığı yazanın yeni bir şey hatırlatmaz hatırlanmıştan başka. Çünkü yazılmışın kendisi şimdi bir hatıra. Sardunyanın mevsimi geçer. Bir güzün daha düşülür tam ortasına.

Raviler yalan söylemeye başlayınca yazının sadece yazılandan ibaret olmadığını öğrenmek, okuyanın derkenara bıraktığı notları bilmekle mümkün. Yazara kendi yazdığından bir nüsha kalmış mıdır bilmem; ama kendisini geleceğe bırakacak bir düş görmüşse yazıcı, o da zahidin rüyası.

Üç nokta. Üç noktanın noktaları arasındaki mesafe ufuklara maktul bir çığlık. Ki ufku olmayan, gökyüzü de olmayan, denizi de olmayan kenti kumsallarını döven dalgaları olmadığı için bıraktıktı. Ki o da yetmedi. Zahid görmediği rüyayı gördüm demedi.

* * *

Söz başında takılıp kalır zahid. Daha ileri geçemez.

Ne söylenecekse burada söylenmiş gibidir.

Okuduğu her şey ona hem daha önce okunmuş gibi tanıdık, hem ilk kez görüyormuş gibi yabancı gelir. Zahid ki yazılmasına vesile olduğu kitabı okurken garip ki sadece refakattedir.

Sevdiğini fark ettiğinde zahidin kendi kalbine koyulmuş olan karşısında duyduğu şaşkınlıkla başlar zahidin okuması. Bir yanı bu günden yarına, öbür yanı bu günden düne bakan bir kapı. Yani hep ilk defa. İlk isim. İlk fark ediş. İlk hatıra. İlk sezgi. Kalbin gözü ilk defa. Çeşm-i dil artık kendisine verilen geçmiş zamanın ismiyle Çeşmidildir. Çeşmidil, zahid için yazılan bir kitap ve zahidin yazdığı bir kitaba onu zahid yazmış gibi duruyorsa da- müellifdir.

İç içe yürümesi midir bu okumakları böyle sınırsız kılan? Biri yükselirken biri çekilir. Biri giderken öbürü gelir. Şimdi zahid bir kitapsa Çeşmidil kitabedir. Çeşmidilse kitap olan zahidin bahtına düşen nedir?

Kendi yükünden farklı yüklerle yüklenirken sözcükler, her hikaye bakire bir tanrıça, nurlu bir Meryem. Kendi örgüsünü kuramazsa zahid hikayenin üstüne, öyle ağır gelecek ki hikaye, zahid bir daha altından kalkamayacak. Kuşku yok ki bu yüzden hikaye artık Çeşmidil’in üzerine kalacak. Kuşku yok ki bu yüzden bu hikaye her okunuşunda yeniden okunsa da ilk kez okunuyormuş gibi olacak.

Kalbin halleri acaiptir. Mürekkebin renginin neden önce siyah sonra kırmızı olduğunu merak edenler için böyle söylenebilir. Mürekkebin rengi en son maviye döner, maviye. Bir kadın ki beyazlar giyerken, başında beyaz mine çiçekleri, birazdan yerini kırmızı alevden çiçekler istiare edecek. Ve o birazdan bambaşka bir kadına dönecek. Değil mi ki kalbin halleri acaiptir ve kalp halden haledir.

* * *

O kadar ki zahid, bütün yolu ve bütün yürünmüşleri hafızasının bilmeye tahsis edilmiş bir köşesinde sonuna değin saklayacak olmakla birlikte başlangıç noktasına dönünce. Ve bütün ömrünü aramaya adayan derviş dönüp dolaşıp da vardığının kendi dergahı olduğunu görünce.

Ömrünün üzerinden geçen ömürler her defasında bir öncekinden şiddetli. Sussa olmadı zahid susmasa olmadı. Her namazda bir Allahuekber, hani o bir damla gözyaşı. Zahid kıldığı bir namazı unutup da tekrar kılmasına neden olan kıyamet rüyaları görmeye başladığında rüyalarını kaydetmeyi bıraktı.

Bilinirken kaybolan bir nüsha yani ki. Hayatta bir cevabı olan gül kadar alımlı. Güle alışkın bir hayat somut bir varlıktan mukaddes bir varlığa adım adım çekerken gülü. Bir semaver bir kitap. Hâkiler giymiş gece yolcusu. Bütün hazırlıklar tamamlanıp yeni giysiler de giyildikten sonra, davetli davete icabet etmediği zaman ruhunun kendisine yetmediğini fark edince ne yapsın zahid? Bu sensin zahid ama muztarib. Sen de kalbimsin. Ama sen kimsin?

Gece biter. Zahid uyumasa da, gece, karanlığı günün ilk ışığına değdiği anda tükenir. Çünkü gece bilinmek için zahidin uykusuzluğu kadar kendi karanlığını da isteyicidir. Aynı yangından kiminin nasibine aydınlık, kiminin nasibine ateş düştüğünden. Görmediği rüyayı gördüm demedi zahid.

Okur zahid. Güzel sözün sadaka olduğunu fehmeder, okur. Hatırlar ama unutmaz. Ve birden anlar ki bütün sırrı keyfiyetinde toplayan sözün nasibi, sadakayı, daha yoksulun eline düşmeden kendi kalbine düşüren bir kalbin emniyetindedir. Bu yüzden fark eder zahid, bulunsa ve bilinse bütün manayı özetleyecek olan o duaya dönüşecek hal bu sözdedir. Kelam sözün bir halidir.

Uyur uyanır zahid. Uyurken rüyadadır, uyanıkken rüyadır.

Uyur uyanır zahid. İyi bir rüyadır. Kötü bir rüyadır.

Rüyanın rüyasıdır. Bir rüyadan arda kalır.

Ki uyandığında rüyası olan kitap yastığının altındadır.

Hem sınanmıştır hem sınavdır.

* * *

Dipnot yerine: Bu bir veda yazısı değil ama son yazı. Ki sebebi benden menkul sonucu bana menzil, sadece. Selamla ve sevgiyle.

Leave a comment

Your comment