Tayfun Kandemir ; “Tasavvufun Moderncesi”, Zaman

Tasavvufun moderncesi:
Mor Mürekkep

Tayfun Kandemir

Orhan Veli İstanbul Üniversitesi Türk Dili ve Edebiyatı’nda öğrenime başlamış evvelâ; daha sonra Uygurca gibi dersler öğretilmeye başlanınca canı sıkılmış ve “Ben buraya, Uygurca öğrenmek için gelmedim.” diyerek okulu bırakmış.

Orhan Veli sanatçı olmak istiyordu ve üniversitede okumakla bunun mümkün olamayacağını anlayınca okulu bırakmak zorunda hissetti kendini. Doğrusu hem sanatçı. hem de akademisyenlik bir arada yürümüyor…

Nazan Bekiroğlu ise, yukarıda anlattığımız vasfa istisna teşkil edecek ediplerden; kendisi dil-edebiyat akademisyenliğiyle sanatçı olmayı birlikte yaşayan nâdir insanlardan birisi. Edebiyat teorisyeni

olmak, başarılabilecek bir şeydir; ama edip olmak değil Edip olmak için Nazan Bekiroğlu gibi yaradılıştan bazı kabiliyetlere sahip olmak gerekiyor. Her insan edebiyatçı olabiliyor; ama her insan edip-sanatçı olamıyor.

Ve Bekiroğlu’nun mor mürekkebi… Nazan Bekiroğlu, gazete yazılarından derlediği yazılarını bir kitap haline getirdi. Gazetedeki köşesiyle aynı adı taşıyan “Mor Mürekkep” kitabı, “Hayat ve Kelimeler”, “Eşik”, “Yol Arkadaşım”. Hüsn-i Ta’lil” ve “Senin İçin” isimli beş bölümden oluşuyor. Deneme, hikâye ve felsefe tadının birarada bulunabileceği kitapta Bekiroğlu, bu farklı üç türü kendine has bir üslûp içinde sunabilmiş.

Neden “mor”? sorusuna ise ancak kitabı okuyunca kendi hayal dünyanız çerçevesinde bir cevap bulabiliyorsunuz: İç âleminde yaşadığı ve yakalamaya çalıştığı biraz muhayyel, biraz gerçek bir dünyayı kağıda dökerken, orijinalliğinden bir şey kaybetmesin diye Mor Mürekkep kullanıyor belki de… Tahayyüllerin, zekânın, ruh âleminin vicdânın, menfezlerinde dolaşan edip, çoğu zaman düşündüklerini somut âleme ait “siyah – beyaz’la değil Mor Mürekkep’le anlatmaya çalışıyor.

İnsan, kendi iç âleminin soyut güzelliklerle dolu bîr seyran-gâh olduğunu bildiği halde, ‘içe bakış’ onun için her zaman zor olagelmiştir. Oysa dış âleme, somuta eşyaya açılan gözler ona oturduğu yerden keyifli ve meşakkatsiz bir seyir tadını her zaman verdiğinden, insan gözlerini yumup şöyle bir “iç’ine bakmayı ihmal eder.

Mor Mürekkep, içe bakışla karşımızda… iç dünyanın aslında dış dünyadan daha aydınlık olduğunu haykırıyor bizlere. Mor Mürekkep’te bulunan eşyaya âit her şey iç dünyanın bir simgesi olmuş; dış dünyadaki eşyanın, eşya olmaktan öte mânâları var orada. Ve bu var oluş, sadece Bekiroğlu’nun eşyaya yüklediğinden ibaret değil. Çoğumuzun, gerçekte içimize baktığımızda görebileceğimiz şeyleri derleyip koyuyor önümüze Bekiroğlu zahmet çekmeyelim diye;

tabii bütün bunlara Bekiroğlu’nun hikâyemsi kurguları da eklenince, doyumsuz güzellikte okunası yazılar çıkıyor karşımıza._ Hem deneme ve hem de hikâye tadı bulunan yazılar göz ucunuzdan akıp giderken aynı zamanda insanın içinde mekan ve boyut anlamında izler bırakabiliyorsa, bunu kurgusundaki hikaye tadına borçlu…

Yazılanlar, dedik hikaye tadında; ama hikaye değil. Olaylar ise muhtemel bir mekanda geçiyor; muhtemel bir dünyada düşünüyor kahraman, muhtemel bir düşü yaşıyor muhtemel bir zamanda ve muhtemeller üzerine kuruyor var oluşunu; ama şurası kesin ki; var olan bir izi takip ediyor; Sûfîlik yolu. Belki de kitap, tasavvufun modern bir izdüşümünü yaşıyor günümüzde. Varoluşu sorgulamadaki üslubu

da oldukça seviyeli. Sanıyorum siz de hak vereceksiniz.

Leave a comment

Your comment