Virgül – (Yusuf ile Züleyha)

**Yusuf ile Züleyha’yı kaleme alma projesinin çıkış noktası nedir?

**Yusuf ile Züleyha’nın yeniden kaleme alınması Timaş yayınevinin geleneksel aşk hikayelerini “yeniden yazdırma” projesi kapsamında geldi karşıma. Biliyorsunuz Leyla ile Mecnun, Yusuf ile Züleyha gibi mesneviler Fars ve Türk edebiyatlarında geleneksel dönem içinde defalarca farklı şairler tarafından kaleme alınmışlardır. Ferhat ile Şirin, Kerem ile Aslı gibi halk hikayeleri de farklı biçimlerde anlatıla gelir yazılı olmayan halk geleneğinin içinde. Bunların her bireri temelde aynı hikayelerdir ama neticede Fuzuli’nin Leyla ile Mecnun’u, Fuzuli’nin Leyla ile Mecnun’udur. Mevcut malzemeyle farklı terkipler. Yani ayna aynı ama görüntü her defasında farklı. Hem aynı hem farklı. Bu özellik eski edebiyatın hem zaafını hem de meziyetini teşkil eder. Ben de yirminci asrın sonunda yaşayan yazıcının mevcut zincire yeni bir halka atıp atamayacağını düşündüm. Olası mıydı? Hayat bu kadar değişmişken. Mümkündü çünkü şahsi duruş ve ilgi noktam kadar kolektif bilinç altımızda da geleneğin kodlarının yattığını artık çok iyi biliyorum. Ama hayat değişmiş. O zaman, ayna aynı ama o aynaya bir de modern zamanların yazıcısının gözüyle bakmak ve görüntü düşürmek olası. Böyle başladı böyle yazıldı. Tabii bütün bu söylediklerim şimdi, şu an benim kendi yazdığıma akademik tecrübeyle dışardan bakıp söylediklerim. Bütün bunların üzerinde yazının kaderi vardır. Kaderinizde değilse, kırk proje bir araya gelse size bir satır yazı yazdıramaz. Vesile vardır sonuç için. Su değince sardunya kokusunu salar. Kalp hisseder kalem yazar. Bu kadar sade olmak mecburiyetinde. Gerisi işçilik ve emek, bu da önemli ama ikinci planda kalmak zorunda.

**Bir söyleşinizde “dünden bugüne aşk değişmedi, aşk hep aynıydı” diyorsunuz. Sizce bir şeyler değişmedi.

**Böyle bir cümle sarf etmiş olmamın beni aşk hususunda fazla iyimser bir bakış sahibi olmuş olmakla malul kılacağını zannetmiyorum. Aşk değişmez çünkü aşk kendisinden menkul bir kıymet değildir, o, mutlak bir kaynaktan yansıyan ışıktır. Aşk kalbe indirilir, ve kalbin tabakalarını aşarak o en içteki fuada değdirilir. Kim aşkının kendisinden menkul olduğunu iddia edebilir ki? Hani Kemal Sayar diyor ya “Her aşk bulunduğu kalbin şeklini alır”. Her kalp aşkı kendi kabiliyetine göre taşır. Aşk kalbe yansır, kalp aynadır. Işık özde aynıysa kabahati aynada aramalı. O zaman değişen kalptir, kalbin taşıma gücüdür, ifade gücüdür, tanıma yeteneğidir. Kalpler bir ayna ise ayna pas tutar, kir tutar. O halde kalp aynasının da parlatılması gerekir, kalpler eğitilebilir. Ve bazen aynalar çağın getirisi olarak topyekûn kirlenir, ki budur bize aşkın değiştiğini vehmettiren. Aşk (aşk ise eğer) masumdur, kalptir cürüm işleyen.

**Ferhat ile Şirin’in aşkında kahraman Ferhat’tır. Aşkı için dağı delmiştir. Yusuf ile Züleyha’nın gerçek aşkında ise kahraman Züleyha’dır. Ve Züleyha gelecek zamanlara, ve bütün aşk hikayelerinin kahramanlarına sesleniyor: “Bir ben gibisi olmayacak aranızda, aşk benim hakkım” diyor. Bunu biraz daha açar mısınız, nedir Züleyha’nın farkı?

**İki ayrı hikayeden gelen ama en çok birbirine benzeyen iki kahraman, Züleyha ile Ferhat’ın geniş kapsamlı ve mukayeseli bir araştırma neticesinde geleneksel hikaye kahramanlarımız içinde farklı duruş noktalarına sahip olduklarının gösterilebileceğini zannediyorum. Tabii bu farklı duruş, onları eski edebiyatın dünyasından çıkarmayacak yine de. Çok katmanlı bir karakter Züleyha. Bir yandan başlangıçta taşıdığı kötülük ve bu kötülüğe sahip çıkması ile yüklendiği aktivite, kaderi karşısında söz sahibi olmak için gösterdiği çaba ve aksiyonerlik onu modern bireye doğru yaklaştırıyor. Gerçekte Leyla, Şirin, Aslı gibi kadın hikaye kahramanları ile mukayese edildiği zaman Züleyha ne kadar farklı kalır değil mi? Diğerleri pasiftirler. Aşk ve aşk uğrunda eyleme girişmek onlar için neredeyse utanılacak, gizlenecek bir şeydir. Hepsi kendileri değil, aileleri için var kız çocukları masumiyetindedirler. Akıncı değil kaledirler, düşürülmeyi beklerler, gönüllü ama hep bekleyişte. Sesleri kısıktır. Oysa Züleyha’nın sesi yüksektir. Züleyha’nın bizi şaşkınlığa düşürmesi, onu sevmekle nefret etmek arasındaki bocalamamız hep bu yüksek sesten kaynaklanıyor. Züleyha’nın Yusuf’tan istediği şey herkesten isteme alışkanlığında olduğu bir şey değildir aslında, o hafifmeşrep bir kadın hiç değildir. Potifarla gerçekleşemeyen bir evliliği yürütür, adı hiçbir dedikoduya karışmamıştır vs. Fakat aşk ile karşılaştığı zaman Züleyha sesini yükseltir üstelik bu aşk henüz geleneğin hoş karşılayabileceği bir olgunluğa erişmemişken bile bu böyledir. Aşk biraz da hakkımız olmayanı istemenin adıysa ve göze almayı kaçınılmaz kılıyorsa, evet aşk Züleyha’nın hakkı. Züleyha karakterinin belkemiğini teşkil eden şey bu farklılık. Diğer kadın kahramanlardan farklılığı istediğini gerçekleştirmek uğrunda -velev ki tensel düzlemde başlayan bir süreçte olsun- mücadele etmesi. Bu en kestirme yoldan kaderi karşısında asi modern bireyi getiriyor aklımıza.

Ferhat’a gelince. Onu da mesela en fazla Mecnun ile mukayese etmek mümkün olabilir. Ferhat etken, dinamik, ne istediğini bilen, nesnel ve nesnelliği ile başı hoş, kaderi karşısında söz sahibi olmak isteyen kahramanın örneği gibi duruyor. Karşınıza dikilen dağı delmeye kalkışmak kaderle mücadelenin örneği değil mi? Onun, üzerinde yürüdüğü yol, her ne kadar suya doğru külünk sallıyorsa da, kaynağından ayrı düşen suyun menbaına dönmesi macerası kadar sade değil. Suyun akışına ters yönde külünk sallayarak suyu buluyor o. Şematik bir benzetmeyle, tıpkı Züleyha’nın zor yazgısından iffet çıkarması gibi. İffetin tersi yönde yürüyerek iffete varması gibi. Neticede gerek Ferhat, gerek Züleyha. Her ikisi de geleneğin mutlaka koyduğu sınırlar içinde kalmakla birlikte -bu sınır daima vardır ve Züleyha da Ferhat da daima eski edebiyattan kahramanlar olarak kalacaklar- mevcut içindeki farklılıkları ile tefrik olunuyorlar.

**Bu aşk hikayesinde göze çarpan üç önemli öğe var, kuyu, zindan ve ayna. Züleyha’nın sürekli aynaya bakıp kendinde geleceği görmesi mesela, ayna imgesinin çağrışımları nelerdir?

**Kuyu. Zindan. Ve ayna. Hikayenin bütünlüğü içinde, taşıdıkları ilk katman anlamların yanı sıra geleneğin simgeler hiyerarşisinde anlam taşımaya da müsait gibi duruyorlar. Kuyu ve zindan malum. Aynaya gelince. Tasavvufun ve geleneğin aynaya yüklediği ve benim burada tekrarlamaya kalkışmayacağım neredeyse sınırsız zenginlikteki ayna açılımları bir yana Züleyha biraz da aynalarından ibaret. Çünkü Züleyha bir Züleyha değil bu öyküde. Üç kimliği var onun. Aynalar önünde üç farklı giysi, üç farklı Züleyha. Başlangıçta Züleyha temiz ve masum. Yusuf ile ilk karşılaştığı sahnede bol ve beyaz giysiler içinde. Fakat bu beyazlık Züleyha’nın özgür bilinci ve iradesi ile gerçekleştirilmiş bir masumiyet değil. O bilmemenin bilincinde masum. Henüz günahın çağrısını ve tadını bilmiyor. Henüz ebedilik ağacından yememiş Havva. Çıplaklığının ve kötülüğünün farkında değil. İçindeki kötü uyanmadığı için masum. Başlangıçta, istese de günaha şansı yok. Çünkü Yusuf’u yok. Oysa aslolan nefsi bilmemek değil onu yenmek. Kötülüğünü yenmeyi başararak büyür insan. Bunu başardığı için melek insana secde eder. Züleyha melek değil, Züleyha melek olsa ona melekler secde etmeyecek. Onun gerçek manada sınanması ve aşkınlaşması için, gerçek Züleyha olabilmesi için nefsinin, o uyuyan çağrıcının uyandırılması gerek. Bu da ikinci kimliği Züleyha’nın. Aynalar önünde, kırmızılar giyer Züleyha. Kırmızının içerebileceği bütün çağrışımlarla yüklü. Günah kadar kırmızı günah kadar çağrıcı.. Elmas, koku, ışık, gölge, ten, ateş, kırmızı. Ve ayna. Hepsi Züleyha. En son siyahlar içindedir Züleyha. Kırmızıyı da beyazı da aşma bilinci. Siyah kadar acı çekmiş, siyah kadar pişmiş ve yanmış. O kadar ki siyah kadar aştığı ve olduğu yerde aynalar artık Züleyha’nın hayatından çıkar ve gider. Ve bir daha aynaya bakmaz Züleyha. Siyahın bütün değerleri sıfırlaması gibi Züleyha da bir anda siyah bir ölüm gibi aklanmaya hak kazanır. Neticede bu öykünün bir adı da Züleyha’nın Aynaları.

**Leyla’nın Mecnun’u, Şirin’in Ferhat’ı, Züleyha’nın Yusuf’u sevdiği zannedilebilir diyorsunuz. Gerçekte sevilen nedir?

**Işığı bilirsiniz. Yukardan dökülür ve rastladığı her cisim üzerinde o cismin parlaklık ve taşıyıcılık kabiliyetine göre yansıyarak dağılır. Işığa yakın olan aydınlık uzakta kalan karanlıktır. Işığın, aşkın ve güzelliğin kaynağının tek olduğunu bir kez fark ve kabul edebilirseniz (ki bu fark ediş, Yusuf ile Züleyha kapsamında konuşuyorsak, metnin tamamına yedirilmiş vahdet-i vücutçu görüşün deşifresini gerekli kılar) artık hiç kimsenin ışığının kendisinden menkul olduğunu iddia edemezsiniz. Bir parça ışık gören ona sevdalanır. Ana kaynağın farkındaysa ışığın nereden geldiğini ve neyi sevdiğini bilir. Ana kaynaktan uzaksa, o küçük yansıtıcının ışığının kendisinden menkul olduğunu zannederek onu sevdiğini zanneder. Ama zaman içinde ışık ile arasındaki mesafeyi kapatmayı başarabilirse ışığın kaynağını fark eder ve neyi sevdiğini bilir. Mecnun Leyla’yı sevdiğini zanneder önce. Oysa gerçekte sevilen Mecnun’da, Ferhat’ta, Yusuf’ta, dolayısıyla Leyla’da, Şirin’de, Züleyha’da tecella eden mutlak güzelliktir. Böylece sevmek biraz da neyi sevdiğini bilme eylemine dönüşür. Sevmek biraz da bilmenin bilinci anlamına gelir. Ay’ı seyrederken güneşi gözden uzak tutmanın imkanı yoktur. Çünkü ay’ın gücü güneşten öteye geçmez.

**Sardunya suya değdikçe kokusunu, güzelliğini salar. Züleyha’nın aşkını böyle bir güzellikte tasvir etmenizde kendinizi Züleyha’nın yerine koyarak aynı duyguları birebir hissederek yaşamanızın etkisi var mı?

**Empati, temel nazariyem. Yaşamadıklarını değilse de (her şeyi yaşamanın zaten imkanı yok) hissetmediklerini yazan yazıcılardan değilim. Sadece Züleyha değil, Firavn da, Yusuf da, Yakup da, Yusuf’u kuyuya atan kardeşleri de, ve hatta iftiraya uğrayan kurt da. Hepsi bende yaşadı, ben hepsinde yaşadım. Ateş yazıları yazmaya kalkışan yanmayı bilmek zorunda. Züleyha’yı yazmaya kalkışan Yusuf’u tanımak zorunda. Yusuf’u yazmaya kalkışan da rüyalarını kaydetmeli. Bu böyle uzayıp gider. Ve hepsi neticede bir kapıda birleşir. Çünkü hepsi tek bir, hepsi o bir kahraman. Yaşayan ve yazan.

**Yusuf ile Züleyha’nın aşklarına benzer kitaplar gelecek mi?

**Zannetmiyorum. Bir ömre bir Yusuf ile Züleyha yeter.

Leave a comment

Your comment