Cümle ile kalbin arası

Nazan Bekiroğlu
Cümle ile kalbin arası

Cümle ile kalp arasında ezeli bir dava var. Biri diğerinden alacaklı. Garip ki diğeri de o birinden davacı.
Görülmüş ve görülecek davalardan hiçbirine benzemeyen bu davada kalbin masum olmadığını kimse iddia edemez. Öyle ki sonsuz duyuşla yüklüyken, kendini ifade için kendine yetmeyen bir icadın muhatabı: Cümle! Cümle, kapısını açtığında başlar kalbin görünür saltanatı lakin yine de cümle kapısını açtığında biter kalbin saltanatı. Değil mi ki cümle elindeki sözcüklerle tercümanı olmaya kalkıştığı kalbe hudut getirmektedir, onu çoğaltmak için çıkar da yola, sonunda sadece ona son verir. Onca efendiyken kalp, cümlenin kölesi. Onun mahkumu, onun mazlumu. Ki kalbin kanına doyduğunda, kapıları kendi manasına sımsıkı kapalı olan cümle, kırmızı bir gül suretinde açar.

Ama, cümle ile kalbin arası açıksa cümle de masum. Sonsuz duyguyla yorumlanabilirliği olan kalbin bütün ihtiyaç ve tasarruflarını ifade edebilmesi için eline tutuşturulan yegane, sözcüklerden ibaretse cümle ne yapsın?

Cümle, bir tek cümle için kendisini mahiyetinin üzerinde genişlemeye zorlarken, kalp cümlelere sığmadı. Gülden cümleler kurduğunda cümle, önce kalbin mürekkebi soldu. Ateşten cümleler kurduğunda cümle, önce kalp soğudu. Ki ağladı cümle kendisinden önce tüm ağlamışlar gibi, ki ağladı cümle kendisinden önce hiç ağlamamışlar gibi.

Cümle sancım, cümle mematım. Cümle bıçak sırtı denge, cümle denge bozulduğunda düştüğüm uçurumum. Cümle var ile yok oluşum. Bir cümlede susturdum içimi, bir cümlede başladı hummalı ve müzmin telaşım. Adem bir cümle ile var kılındı bir cümle ile sürgün edildi yurdundan. Cümlenin bittiği yerde cümle kalbim, hasarım. Cemicümlenin en üzerinde cümle vasıflandıramadığım.

Aynı şey aynı anda hem en sevilen hem en sevilmeyen olduğunda, cümleyle kalbin arası açılmasın da ne olsun daha? Cümle ile kalbin arası açılınca hem cümle hem kalp bulanır. Kalp daralır, cümle kapanır. Kalbinki yetmezliktir cümleninki kan kaybı.

Ne olurdu cümle kapısından geçemeyince kalp, cümle kalpten uzaklaşmasaydı. Ne olurdu böyle hikaye ölüleriyle dolu olmasaydı kalpler. Böyle yitmeseydiler. Keşke kader sözcüğünün kendisi de bir uyarı içerirken, kader cümlesiyle çözülebilseydi her şey. Ne olur geçmişte kalan kalp de geçmişte kalan cümle kadar okunabilir olsaydı. Ne olurdu ki cümlenin de kalbin de kapısı varken, cümle ile kalbin arası ne olur böyle açık olmasaydı. Her şeyi mazur kılmazken kalp, bir şeyle bir şey arasında, bir kapıyla bir kapı arasında kalmasaydı cümle. Kapı arasında sunulmasaydı kalbin ecel şerbeti. Böyle seciler yakmasaydı cümleyi.

(…).

Ezcümle: Kalp de bulanık, cümle de!

Düşe giren eflatun inciyi kim anlatacak şimdi, kalp mi cümle mi?

Taraflardan her birinin alacaklı her birinin çokça borçlu olduğu, ikisi de mücrim ikisi de masum, bir davanın çözüleceği mahkeme olsa olsa mahkeme-i kübradır.

Bütün ırmakların yuvalarından oynayacağı, bütün denizlerin yataklarından boşalacağı, bütün dağların yürüyeceği o günde. Bunca kalabalıkları bunca kalabalık yaratan Gizli Hazinenin dahi ilk hale dönerek, bir an için de olsa evrenin sonsuzluğunda kendi yalnızlığına bakarak yine bir cümleyle başlatacağı o din gününde. Kuzunun kurttan, ceylanın avcıdan, mazlumun zalimden davacı olacağı o günde. Cümle ile kalp arasında da bir dava olacak. Ama kim bilebilir ki dava cümleden mi kalbe, kalpten mi cümleye açılacak?

(…).

Erguvanlar çoktan dökülmüş olmalı. Buralarda mayıs gülleri açtı. Bu bahar ilk gördüğüm gül her bahar ilk gördüğüm gül ile aynı renkteydi. Bu bahçeye böyle bahar geliyorken. Akasyalar bir kenti aklayabiliyor ve kimliği kadar mahiyeti de merak edilebilir bütün cümleler dönüp dolaşıp bir kalbe dökülüyorken. Yani ki her şey kalpte başlayıp kalpte bitiyorken. Benim de bildiremediklerim öyle fazla. Cümle ile kalbin arasını açmaya çalışan bir yazı yazmaya kalkışmak. Bunca yazamadığım yazı varken, ne kadar acı!

Bir cümle yazısı! Bir bahar yazısı yazmak varken hesapta, sırası mı? Ama olsun! Değil mi ki her şeyin, eninde sonunda hiç yaşanmamış gibi olacağı bir sonsuza hızla aktığı bir böyle baharda bu bahçe, bizim ne kışlarımızı bildi.

Bütün yazılar ve bütün kalpler sadece bir cümle. İyi ama yine de: Düşe giren eflatun inciyi kim anlatacak şimdi, kalp mi cümle mi?

Leave a comment

Your comment