Büşra Miraç ; “Mor Mürekkep”, Hece , 16 Mayıs 2000

Mor mürekkep
nazan bekiroğlu

İyiadam yay.

Nazan Bekiroğlu, bir süredir Zaman Gazetesinde yazdığı köşe yazılarını aynı adla kitaplaştırdı: “Mor Mürekkep”.

Bekiroğlu, geçtiğimiz yıllarda “Nun Masalları” adlı öykü kitabıyla dikkati çekmişti. Bilindiği gibi konularını tarihten alan “Nun Masalları’nın teması, ağırlık olarak, yazı ve yazmanın serüveni üzerine odaklanıyordu, Bekiroğlu “Mor Mürekkep”te benzer bir izleği yine sürdürüyor, Okumak, yazmak, bütün bunların yazarda karşılığı peşinde olunan kavramlar. Kelime nedir, hayat nedir, kelimelerdeki hayat, hayattaki kelimeler ve bunların yazardaki esrarlı karşılıkları. Yazar bu kitabında okuru, Van Gogh’un cinnetlerinden Mesnevinin huzur verici serinliğine, Foucoult sarkacından Leyla-ı Mecnun’ nun kavurucu ateşine kadar pek çok sarsıcı, şaşırtıcı serüvenlere çıkartıyor. Bekiroğlu, yazılarda, incelikli, hüzünlü, bir o kadar da iç burkucu insanî hâllere, insanî duygulara eğilerek, edebiyat tarihinden günümüze, değerlendirilmeye müsait ibretler devşiriyor, Ama bunları çok bilmiş bir malumatçı yaklaşımıyla değil, kalbî bir içtenlikle gerçekleştiriyor. Kitaptaki tüm yazılar aynı düzeyi korurken, hiçbir zaman bayağılaşmıyor, sıradanlaşmıyor. Bildik deneme bilgiçliğinin çok uzağında, bir öykü tadında, bir şiir tadında, kendini zevkle okutan metinler olarak ortaya çıkıyor.

Kitap baştan sona “mor”a çalıyor. Peki niçin mor: “Mor; palet üzerinde bir miktar mavi ile bir miktar kırmızının karışımından ibaret. Mavi; yaratıcı, sükûnet, Kırmızı; tansiyon artırıcı, şiddet. İkisi arasında bir med-cezir mor. İkisi arasında hangisine yakınsa ona mukabil bir tesir. (…) Modern psikoloji moru dinin simgesi olarak yorumluyor. cenneti temsil ediyor mor rüya dilinde. İçsel bir yolculuk, gizemleri aralayan bir kendini tanıma. Bütünle irtibatlanma. Mistisizmin morla bağlantısı tesadüf değil. Metafizik, Ürperti,” Ama morun artık aramızdan çekildiğini düşünüyor Bekiroğlu, Tıpkı mor mürekkep gibi “Mürekkep neredeyse tarihe karışıyor Kâğıda düştükten biraz sonra rengini mora teslim eden sabit kalemler de öyle. Hele mor mürekkep. Aramaya kalkışsanız kırtasiyeci yüzünüze bir garip bakacak. Yine de ben işte, bütün bunlar» yazdım. Yazdıklarımın bir kısmını kalemime mor mürekkebi çekmeden evvel ben de bilmiyordum, yazarken öğrendim. Bir kısmını ise biliyordum.”

“Mor Mürekkep”1 kuşkusuz, incelikli, özenli bir yazarın elinden çıkmış, dokunaklı bir kitap. Ne var ki henüz “bir” öykü kitabı yayınlanmış yazardan, daha çok öyküde ısrarlı olmasını beklemek bir okur olarak hakkımız değil mi? Hele bu “Nun Masalları” gibi oldukça başarılı bir kitabın yazarı ise. Kuşkusuz her yazının, yazarda ayrı bir serüveni var. Ona müdahalenin anlamı yok. Ama “Ürün” dışı yazıların öykücüleri çeken nasıl bir ışıltısı, nasıl bir cazibesi var anlamak zor. Bu kitapla acaba kaç Nazaıı Bekiroğlu öyküsü yitip gitti? Tabi tüm bu sözler gazetelerde köşe yazıları yazan diğer öykücüler için de geçerli, Rasim Özdenören için de, Mustafa Kutlu için de, Fatma Karabıyık Barbarosoğlu için de. Çünkü köşe yazarlığı söyleyeceği şeylerini bitirmiş insanların işi gibi sanki, Sadece ömürlerinin sonlarında yapacakları bir iş gibi. Yazdıkları ürünlerin, öykülerin anlaşılmasını kolaylaştırmak için okura ipuçları verecekleri, anılarını anlatacakları bir yer gibi. Ama pek çok değerli öykücü, daha işin başında bakıyorsunuz bir köşeden size gülümsüyor, Oysa bir Öykü karşısında, bir köşe yazısı nedir ki?

Elbette bütün bunlarla “Mor Mürekkep”i hafife almak gibi bir niyetimiz yok. Sadece “zamanlama” konusuna dikkat çekmek istiyor, öykücülerimizden, öykü, daha çok öykü okumak istiyoruz. Kaldı ki “Mor Mürekkep”, son yılların masa başı kupkuru köşe yazılarının aksine, insanın yüreğine seslenen (çünkü bir insanın kalbinden çıktığı besbelli), derinlikli, düzeyli, önemli kitaplarından biri. Biliyoruz ki bu güzellikler elbette “en İyi” donanımlı bir öykücünün kaleminden çıkar. Tıpkı “Mor Mürekkep” gibi.,.

BÜŞRA MİRAÇ

Leave a comment

Your comment