Cümle kapısı

Nazan BEKİROĞLU
Cümle kapısı

Cümle ve kapı. Cümle kapısından girince başlar seferi diyar-ı kalbe hüsnün. Ateş denizi. Mumdan gemi. Ama cümlenin ülkesi kadar ancak cümlenin hacmi. Kalbin menziline göre yoksul ve sınırlı cümlenin ülkesi. Ayrılır yolları kalp ile cümlenin. Öyle acı ki cümlenin bahtı, başlar cümle kapısından girince cümle yolların tıkanıklığı, kalbin saltanatı saklı.
Cümlenin tanımı: Büyük harfle başlayıp nokta ile biten cümle. Başı ve sonu gibi ne anlattığı da tam olarak bilinen cümle. Ne bir eksik ne bir fazla, tam yerinde bir macera olan cümle… Değil işte! Anlatamadığın şeyler tamam eyler cümleyi. Eksik olan da fazla olan da, -ki sırrı nedir bilinmez-, itmâm eyler cümleyi.
Daha bidayette, bir yerde başlayıp bir yerde bitmesi emredildi ona. Baş tarafında bir özne ya da özne grubu, ki açık da olabilir gizli de kalabilir, sonunda bir eylem yorgunluğu. Arada hal ve zaman bildiren tümleçler. Haydi anlat! Nasıl, diye sorduğunda eline bir yığın sözcük verildi. Bundan fazlası yok mu, diye şikâyetçi olduğunda, bundan fazlası sözcükle bilinmez kalbin işidir, denildi. Kalbe tercüman diye tutulmuştu da kalbe giden yolu engellerle kaplıydı. Kalbin makamı vardı da cümlenin ancak kapısı.
Doğrudur; cümle olmasaydı çok şeyi bilemezdim. Ellerimin giderek annemin ellerine benzediğini örneğin. Cümle olmasaydı, hiç olmayacak da olsa hayalin sınırlarını kestiremezdim. Cümle olmasaydı Gülbahar’ın bir iyi niyet armağanı olarak İstanbul sarayına gönderildiğini öğrenemez, çeyiz sandığında neler taşıdığını merak edemezdim.
Ki cümle olmasaydı Meryem’in birden canında bir can kıpırdadığı anda dediği neydi, bilmezdim: “Ben onlara ne derim?”
Cümle olmasaydı. Yediuyurlar kendi mağaralarının kapıları kendi üzerlerine kapanmadan kısacık bir an önce içeriye bırakılan bakır bir levhanın sathından. Nasıl okurlardı kendi hallerini, kalplerinin evirilip çevrildiğini?
Ufku kaplayarak koşa gelen uzun bulut kümesinin aniden gelip aniden geçtiğini. Cümle olmasaydı bilmezdim. Cümle olmasaydı gök kapılarının açık olduğunu hissetmez, hiç olmadığı kadar kalbimi dolduran duaları edemezdim. Odamdan geçen gül, cümle. Kırlangıçların tam öğle vaktinde gökyüzünde çıkabilecekleri en yüksek yere çıktıklarını bilmek, cümle.
Dünyevî lezzet perdenin arkasındaki lezzetten nisbet ve nişane. Cümle kalbin berisi. Cümle kalbin kapısı.
Ama yine de kalbe yetmedi cümle.
Cümle düştüğü satıhta düştüğü halde kaldı da kalp değişip gitti. Bu yüzden cümle kalbe yetmedi. Kalbin bilebildiğini kim bilebilirdi?
Kalbin halleri vardı. Cümle sözcükler idi. Kalp çok hallerdi de cümle bazen tek sözcük idi. Kalp kazanırken cümle kaybetti. Kalp kendini tuttukça cümle kendini ele verdi. Kelâm yitirmekten kalp bulmaktan geldi. Cümle, güzellikle muhabbeti kelâm suretinde oyalarken kalp çoktan sefere çıktı.
Ayrılır yolları cümle ile kalbin. Ama bir kez olsun kalbe dokunup da geri dönen cümlenin kalbin ülkesinde aklı kalmaz mı? Bunca acı hikâyeleri yazmaktansa yazmamak cümle için daha hayırlı olmaz mı? Kalbe tercüman olsun diye tutmuşlardı da cümleyi, daha ilk seferinde dilleri tutuldu, nefesi tıkandı. Bunca mahremiyete talipken cümle, ne olur cümlenin her olumlu çekiminden sonra böyle ölmese. Sonrası? Galiba soru. Bir de sardunya kokusu.
Bana hangi lisanla sual edeceksiniz şimdi?
Şimdi bunca cümlenin inkılâbı elzem. Cümle kalbe takallüb etmeli ki cümle olsun. Kalpte uyurken her çarpmada uyanan hatıra cümle olsun.
Beyhude! Gözlerime kumlar doldu. Körebeyim. Emen benim, beni vuran el benim. Cümleyim. Ama, bir “ama” bağlacıyla ikiye bölününce cümle. Cümle, ikinci kısmının hükmü birinci kısmına bağlı bir gerekliğe dönüşünce. Kırmızı lâle. Ama. Cümle. Şartlı cümle. Neyse! Cümlenin daraldığı zeminde kalbin genişlemesi. Tam bu saatte. Gölgenin kendini doğuran asıla eşit olduğu kadar eşit değil cümlenin kalbe eşitliği. İki vakit arasında cümle kalbe ya gerektiğinden daha uzak ya da ona gerektiğinden fazla yakın.
Kalp değişir cümle yerinde durur. Asıllar surete, rüyalar hayata dönüşse de. Rüyaya hayat, hayata rüya girse de, cümle yerinde durur. Kendisini berraklığına teslim ettiği suyu bulandırarak bir tomurcuktan güle dönünce gonca, cümle yine yerinde durur. Muhabbet, vazifeye dönemez zaten ancak yok olur, muhabbet yok olsa da cümle yerinde durur. Kalp değişir, cümle yerinde durur. Halden hale girmesi, kalbin hallerindendir. Cümle yerinde durur.
Bir kez kâğıt üzerine silik soluk bırakıldı mı cümle, kıyamete değin hep aynı yerde durur. Sen’den siz’e, siz’den biz’e dönmez öznesi cümlenin. Belli ki gelecek zamanları hep gelecek, şimdiye dair zamanları hep şimdiki zaman olur. Ve garip değil ki mazi sigası hep mazide durur. Cümlenin söylediği aşikâr söylemediği sır. Kalbin söylediği sır söylemediği sır. Kalp değişir, cümle durur. Üstelik cümle hep aynı durur da zaman gelir kalp durur.
Kalbin kapıları sımsıkı üzerine kapandığında cümle artık kendi kaderiyle baş başadır ki o da bir büyük harfle bir nokta arasındadır. Ve dahi bir noktayla ikinci bir nokta arasındadır.

Leave a comment

Your comment