Dönüş güzergahı

Nazan Bekiroğlu
Dönüş güzergahı

Gidiş yolu bunaltıcıydı. Çıkış yolları kapandığında geriye kalanın adı kabustu. İçteki hikaye ile dıştaki hikaye hep ters yönde ilerledi giderken. İçte yazılan ile dışta yaşanan arasındaki güzergah farkı öykünün en bilindik tanımıydı aslında. Bedeli hayat olarak ödenen kitabın satış ücretinden de bahsedilemezdi. Kar zarar hesaplarının yapılamadığı tek yer yazı olduğundan ve neye mal olur, sorusuna bir tek yazıda cevap aranmadığından.
Giderken hayatla da başım dertteydi, yazıyla da. Hayatta yitirdiğini yazıda bulmanın, ama yazıda yitirdiğini hayatta bulamamanın yorgunluğu. Yazı vurgunu. Yazı yorgunu. Yazıda mağlup. Yazıya mağlup. Kelimelere yüklenmiş sonsuz yanılgı. İkisinin arasında bir yer yok mu?

Kaç tehlikeli kapı açıldı ve kapandı önümde ben giderken. Her birinin açılmış olması yeniden kapanabilirliğinin ve her birinin kapanmış olması da yeniden açılabilirliğinin teminatıydı. Oysa kapıların bir açılıp bir kapanmasına hiç mi hiç ihtiyacım yoktu.

Giderken böyleydim, halim buydu.

Okuyacak ve yazacak kendi içimden başka yer kalmadığını fark ettiğimde, dönüş yoluna girdim. Hiçbir vakit duymadığım bir ferahlığın sekinesi ile indi akşam vakti üzerime. Kapılar sımsıkı kapanırken, kan görmem gerekse de niyet ettim ve varlığın mahiyetini öğrendim.

Başlangıçta ağır oldu bilmeklerin bedeli. Gidip de dönmemek, dönüp de bulmamak değildi korkum. Elim emen taşına değmişti bir kere. Dönüş yolundaydım. Bir vedanın buruk tadı. Öğrendim ki yolculuk, dönüş yolu demekmiş asıl. Öğrenmekler, gitmeklere değil dönmeklere mahsusmuş.

Dönüş yolunda, yüzünden bir tek anda bir asır geçenlerin söylediğini anlamak uğruna, beyaz kağıda beyaz mürekkeple bırakılmış yazıları okumak için gerektiği kadar dikkat sarfına gerek yoktu. “Akıl risaleleri”ni okuyarak gittim de aklı yarı yollarda bırakarak döndüm geriye. Ve sahifelerinin biri hariç tümü boş bir defter kadar akıl çelici de olmadım. Giderken yağmurun seyircisiydim, dönerken bu seyirden çoktan bıkmıştım, yağmurdum. Giderken yitirdim, dönerken buldum.

Dönüş yolu buydu ki geçen sene bugün tam bu saatte uyuduğum uykunun rüyasında asılı kalmadım. Kelime haznesi mahdud, kavramları kargaşa lügatlerin yalnızlığında, eşikte bunalmadım. İçimde yakın bir lalenin hatırası, üzerine şebnem dökülmüş nisan tarhlarını tanıdım. Yine de eski seslerin hüznüydü duygusallığım.

Bir kadının duyabileceğinden de kuvvetli bir merakla burkuldu kalbim. Merakımın arkasında, önüme dikilmiş duvarın ardında ne ki var öğrendim, kalbe düşen sorunun cevabını da verdim. Ömrümü cevabına vakfettiğim sualin cevabını bilmek uğruna, ‘yazıyla hayat arasında, hem yazı hem hayat, ne yazı ne hayat olan bir yer yok mu?’ sualinin cevabını bilmek uğruna bütün bu acılara değdi doğrusu.

Duvar yıkılıp da merakımı giderdiğimde artık ne tekrarına düştüğüm imgeler rahatsız etti beni ne de sabahlara kadar bir gelenekten devşirilmiş mazmunların avcılığına yürüdüm.

Sözcüklerimi seçerken beni yapaylığa düşüren olağan dışı bir özen göstermeme ve hayatla arama girse de girmese de biricik dertlenme nedenim olan imgelerimle dertlenmeme de neden kalmamıştı.

Yıkıldı duvar, gözlerime inen perde kenara çekildi. Yazıyla da hayatla da olmadığı doğruydu. O kadar çok ümit ve temenni ettiğim gibi yazıyla hayatın arasında bir yer yoktu.

Ama gördüm ve bildim ki yazının ve hayatın üzerinde, yazının ve hayatın ortasında değilse de, bir yer var. Yazının ve hayatın üzerinde bir yer, yalanın üzerinde gerçek, kabahatten öte kabahati bir gören olduğunu öğrendiğimde yine öğrendim ki sebeb-i telifi hayat olanın kurgusundan söz açmak abes. Ama kurgu olanın da hayat olduğundan söz açmak abes.

Her şeyin üstünde olanı fark ettiğimde ki bir akşam vakti inerken üzerime oldu bu, artık bir daha arada kalmayacağımı da öğrendim. Bir çiğdem teneffüsü düştü varaklarıma. Yıkıldı duvarlar. Yıkıntının altında kaldıysam da duvarın arkasında ne varmış, bildim. Öylesine bildim ki artık ne yazıdan şikayet ettim, ne de hayattan şikayet ettim.

Comments (1)

merveHaziran 12th, 2010 at 5:48 pm

anlamayı öyle çokk istiyorum ki.. anlayıp anlatabilmeyi derdimi..

Leave a comment

Your comment