Dilenci ve Züleyha’ya dair

Nazan Bekiroğlu
Dilenci ve Züleyha’ya dair

İki gülümseme öykü I- Züleyha’nın Dilenciye Gülümsemesi
Bir gün Züleyha, arkalığına beyaz sümbül dalları işlenmiş tahtırevanıyla geçiyordu kütüphanelerin ve tapınakların kenti olan kentinin sokaklarından.

Görkemli bir alayla geldiğini görenler saygı ve hayranlıkla kenara çekiliyor ve Mısr’ın parlak seheri Züleyha’ya yol açıyorlardı. Zengin ve güçlüydü, en fazla da güzeldi. Ve kimse kırmızı gülleri saçına Züleyha gibi takamazdı.

Birden bir meczub, ehil arslanları, atları ve arabaları aşarak Züleyha’nın tahtırevanının önüne dikiliverdi, yürüyüş durdu. Züleyha tül cibinliği aralayarak bu duraklamanın nedenini anlamak istedi.

Gözlerini kaldırarak Züleyha’nın yüzüne bakmaya başladı meczub. Züleyha, dedi, sevindir beni. Züleyha kölelerine meczubun sevindirilmesi için işaret etti.

Köleler mor renkli kadife bir keseyi uzattılar avcuna ama meczup oralı bile olmadı.

Züleyha, dedi, sevindir beni, bana gülümse. Başka bir şey istemem.

Züleyha, bu sesi hatırladı ve yüzüne dikkatlice bakınca, aşkını reddettiği silik bir yığın sima arasından bir zamanların ordu kumandanını tanıdı, Mısr’ın en güçlü komutanını. Usulca gülümsedi.

Züleyha gülümsedi, açıldı bütün beyaz zambaklar, bütün bahçelere bahar geldi.

Züleyha gülümsedi, mamur sarayların ve yıkık sarayların kentinde bütün dilenciler bir eşi daha bulunamayacak devletle donandılar.

Başını önüne eğen meczub sessiz ve sakin, geldiği gibi çekiliverdi.

O günden sonra Mısr’ın lisanına, sadaka vermek anlamına gelen yeni bir deyim yerleşti: Züleyha’nın gülümsemesi.

II- Dilencinin Züleyha’ya Gülümsemesi

Bir gün Züleyha, ki o artık Yusuf’un özlemiyle bütün serveti ve bütün gücü de, gençliği ve güzelliği gibi kendisini terk etmiş bir kadındı, bir zamanlar görkemli alaylar eşliğinde ve bir ışık topu halinde geçtiği kentinin sokaklarından sessizce geçiyordu. Adımları hastalıklı ve ağırdı.

Acımasız bir yaşlılık ve çok kollu bir ahtapota benzeyen hastalık tarafından kuşatılmışsa da kalbinden daha fazla acıyan bir yeri yoktu. Züleyha hala aşktı.

Ateşe düşen yaş kütüğün önce boğula boğula, sonra alev alev, sonra köz, yanması gibi Züleyha da yanıyordu. Ne bir çığlık, ne bir şikayet. Çıt yok! Züleyha dayanıyordu. Züleyha’nın içinde büyüyen hu yangını, bunu kendisi de bilmiyordu. Bir ah’tı Züleyha sadece. Kelam yoktu, eylem yoktu. Yürüyordu ama yürüdüğü yolun mahiyetini henüz fark etmiyordu.

Bütün istediği Züleyha’nın, kendisine Yusuf’tan haber getirecek birisiyle karşılaşmak, onun soluk alıp verdiği havayı içine çekmek, onun adımlarını ya da gözlerini iz düşürdükleri yerden toplamaktı. Züleyha böyle var oluyordu. Yittiğini zannediyordu da zahirini görenler, Züleyha böyle büyüyordu.

O gün Züleyha, ki o artık ne zengin ne de genç ve güzel bir kadındı, çok kez ölmüştü de gövdesinde bir kez bile ölümü duymamıştı kalbinde, bacaklarındaki derman kesilince yavaş yavaş, olduğu yere çömeliverdi. Sırtını dayadı da bir duvara yumdu gözlerini.

Gözlerinin önünden geçerken Yusuf’un dahil olduğu eski zaman düşleri, efendiyi köleye, köleyi efendiye dönüştüren hikayenin özeti. Züleyha bir sesle irkildi. Bir dilenciydi bu. Elinde asa, sırtında yırtık bir hırka vardı. Gözlerinde; düşenin dostu olan o yeganeden başkasına güvenmemenin emniyeti.

Dedi: Züleyha, bir zamanlar ne kadar, hem ne kadar yardım ettiğin bu yoksulu sen elbet hatırlamazsın. Ölümün ürpertili uçurumunun kıyılarından tutup da geri çekiverdiğin onca muhtaç arasından bu silik soluk simayı elbette bulup çıkaramazsın.

Ama sen şimdi ben olmuşsun. Belin bükülmüş, Mısr’ın aysız gecelerine benzeyen saçların beyazlamış, Nil’in pürüzsüz sathına benzeyen tenin buruşmuş. Yoksul düşmüşsün, aç ve yalnızsın. Keşke ben de senin yerinde olmuş olsam da ellerinden tutabilsem. Ama gel gör ki sana verebilecek hiçbir şeyim yok, kalbimin dışında. Böyle diyerek dilenci Züleyha’ya gülümsedi. Gülümsemesinde dilencinin şefkat vardı.

Züleyha’nın kalbi Yusuf’u yitirdiğinden bu yana hiç olmadığı kadar genişledi. İlk kez Züleyha derin bir nefes alabildi.

Ve bildi ki durur gibi görünen hayat, devamlı değişmektedir ve şehin gedaya dönüşmesi zannedildiği kadar da zor değildir. Yeni bir deyim daha girdi Mısr’ın lisanına bu anlamda; Dilencinin Züleyha’ya gülümsemesi.

Leave a comment

Your comment