O nun artık burada oturmuyor

Nazan Bekiroğlu
O nun artık burada oturmuyor
O nun artık burada oturmuyor.

Gökyüzünün lacivert yorganında görünür kılınan ilk yıldız ile ışığı ilk kaybolan yıldız arasındaki zamanda oldu ne olduysa. Varım zannediyordu yok oldu. Suretini terk etmeye kalkıştı da en fazla yeni bir surete kalb oldu. Bir sureti yok etmek için onun üzerine çekilen her sütrenin yeni bir suretten farklı bir şey olmadığını bir türlü öğrenemediğinden ve bir sureti terk etmenin yolunun yerine yeni bir suret koymaktan geçmediğini bile bilmediğinden oldu bu.

O nun artık burada oturmaz oldu.

Eskimiş kimliklerin gömlekler gibi çıkarılabileceğini ve yenilenmiş kimliklerin gömlekler gibi giyilebileceğini öğrenememiş olduğundan değil ama. Yükü taşıyan, taşıdığının, yüklenebileceğinde fazlası olmadığını fark edemediğinden belki böyle oldu. Ve bunu fark etmenin tek yolunun da yükü altında ezilmeye rıza göstermekle eş anlamlı olduğunu bilmediğinden. Yani kaldıramadığının altında ezilmeye bir türlü razı olmadığından. Yani hep denediğinden, hep denediğinden. Hiç teslim olup da yolculuğa çıkmadığından. Oysa gidilecek yer belliyse yolu uzatmanın anlamı yoktu.

Bu yüzden işte o nun artık burada oturmaz oldu.

İki uygarlık arasında yitmenin öyküsü kadar görkemli, iki lale arasındaki yol kadar uzun değil bu öykü. Her yitiğin yüzünden okunabilecek kadar sade. Bir büyük sus! Sadece bu. Gün gelir mürşid olan öğreticinin öyküsü tersine döner, aniden. Aniden, öğretici olan, öğrettiğinden öğrenmeye başlar. Ve hiç umulmadık bir ilham kaleme dolmaya başladığında o nun artık burada oturmamaya başlar. Öğrencinin öğrettikleri geleceğe doğru yürürken, öğrenenin öğrettikleri geçmişe doğru yürür. Sıddiyk olanın taşıdığı sonsuz güvenin mahiyetini kimse bilmeyecek. Oysa başı ve sonu gibi söz dizimi de ters yüz olmuş yazıların labirentlerinden selametle çıkmak sanıldığı kadar zor değildir. “Kimse inanmazsa o inanır”. Zamansız ve tanımsız. Amenna!

Önce ezberlenen, sonra yırtılıp atılan ve en son ezberde kalan haliyle yeniden yazılan, hayat bu olduğundan. Yazılacak şeylerin hepsinin yazılması için her şey hazırlandığında hiçbir şey yazılamadığından. Bir ışık ve kuş kanadına konup gelir balıklar. Yırtılıp atılan çokça ırmak olsun. Balıklar sağ olsun.

Suyu esirgenen çiçeğin öleceğini bilmekle, suyunu vermeyerek bir çiçeği öldürmenin aynı şey olmadığını fark ettiğimde, yazılması bitmiş bir hikayeyi besleyecek kitabın okunma zamanı gelmiştir artık. Ama son kez yazdığım şeyi ilk kez okuduğumda, okuduğumun, yazdığımı hatırladığım şey çıkmamasından korkuyorum. Ben ki ruhum ile cesedim arasında kaldığımda, cesedime girmekten korkan ruhumu mest ve esir eden musıkinin hatırasıyla, Kabe ile örtüsü arasına giren yeganenin dua ve göz yaşı olduğunu artık biliyorum.

Bana ait amel defterleri açılıp döküldüğünde geçecek adlar var. Açılıp döküldüğünde adımın geçeceği amel defterlerinin varlığı gibi. Kendi kaderimizi başkasına da kader olsun diye yaşadığımızdan. Hayat bu kadar ortadayken, bir imaj kalabalığında zihni bulanan kendi imgesiyle karşılaşır suyun kıyısında. Yazık olur sadece! Nerede kaybettiğimi bile bilmeden onu kaybettiğim şey. Hiç uyumadan, gecenin örtüleri kentin üzerine çekildiğinde ne olacaksa şahidi olmaya niyet ederek başladığım gece. Ve ben şahitlik öyküleri yazarken gecenin içinde, yitirdiğim şehadet. Sırrın aralanan perdesi sırrımı saklamayı aklettiğim anda yüzüme kapanıyor. Aklın akçesi geçmiyor aşk mezadında.

Yitik suhufa dair merak içe gömülmek mecburiyetinde. Bir kuyuda yiten yüzük ki kuyuya sevinç bulana acı. Veri sayısı yeterince girilmemiş bir denklemin ortasına düşüldüğünde çıkışlar aniden kapanır. Geriye bir tek hayatın hükmü kalır. Cümlenin mantıki sırası bozulduğunda noktanın hükmü kalkar. Giderek uzaklaşır bir iftar vakti ezikliği. Ve mutena yürekte başlar bir türlü kabul görmeyen şarkıların tercihi.

Ölümcül bir sarsıntıdan salimen çıkacak olanları bekleyen dünyanın emniyetsizliği içinde unutulan yegane kapıdır meyyit kapısı. Oysa kapı üzerinden isim ansızın yere düşer. Kurumaya bırakılmış gülün yapraklarını savuran bir rüzgar değildir üstelik isimlikleri yerinden çeviren. Yağmalandıkça azalmanız hükümdar olmadığınızdan, hep böyle olur.

Ve o nun artık burada oturmaz olur.

Ben istemesem sesim beni böyle ele vermezdi. Böyle büyümezdi sözcüklerim. Böyle sararmasına izin vermezdim suretimin, istemesem. Ama olsun! Ölmeye razı olmayanın bir kez olsun, gerçek anlamda yaşadığından söz edilemeyeceğini kestiremediğinden değil bu olmayana ergilik, o nun’un.

Dalgalar, derinliği malum suların üzerinde kırılmaya başladıysa, deniz diplerinin eskisi gibi derin olmadığını kestiremediğinden de değil.

Çoktandır, O Nun Artık Burada Oturmuyor başlıklı bir yazı yazmayı kurduğundan, bundan da değil.
Sadece ve sadece, ağyara setr olunsa da ef’ali kendi kalbine aşikar olduğundan, sadece bundan. Öyle ki O nun artık burada oturmadığından: O nun artık burada oturmuyor.

Ve dahi o nun burada hiç oturmadı. Dahası o nun diye birisi hiç olmadı.

Leave a comment

Your comment