Salih Zeki Şahin ; “Mor Mürekkep Ya da Tasavvufun Moderncesi”, Genç Adım , sayı 12 , Mart 2000

MOR MÜREKKEP VEYA TASAVVUFUN MODERNCESİ
Salih Zeki ŞAHİN

Orhan Veli. İstanbul Üniversitesi Türk Dili ve Edebiyatı’nda öğrenimine başlamış evvela; daha sonra Uygurca, Göktürkçe gibi dersler öğretilmeye başlanınca canı sıkılmış ve “Ben buraya,Uygurca öğrenmeye gelmedim” diyerek okulu bırakmış.

Orhan Veli sanatçı olmak istiyordu. Böylesini daha uygun görmüştü. Doğrusu hem sanatçı hem de akademisyenlik bir arada yürümüyor herhalde.

Fakat Nazan Bekiroğlu bu müstesna kişiliklerden biri. Yani hem sanatçı hem de akademisyen.

Oysa ben yazmamalıyım, okumalıyım sadece ve anlamalıyım hayatı. Mora alışmalıyım. Fakat bir içgüdü: Mor Mürekkep’i yazmalıyım.

Yazar kalbini ve ruhunu koymuş ortaya. Ben nasıl resmiyete bürülü bir tanımla daha doğrusu tanımsızlıkla çıkarım karşısına.

Nazan Hanım’ı, hemşehrisi ve biraz daha yakından tanıyan biri olarak giriyorum bu nârefza yükün altına.

Odasına girdiğimde şaşakalıyorum ayakta: Her yer kitap. Alınmakla, sayılmakla, okunmakla bitirilemeyecek kadar kitap. Ve Nazan Bekiroğlu mütebessim çehresiyle karşılıyor sizi. Kitaplara motiflik yapan bir de kurutulmuş güller var vazolarda.

Zarif ve narin bir hayat… Arayışların potasında eriyen bir serüven sahibi! Yazılarına, hayatını nakış nakış işleyen müellif. Şunu söylemeliyim ki ne hayatı ne de yazıları hiç bir resmiyet kuralına boyun eğmiyor.

Yazılar; İşte ortada. Hayatı ve sanatı mı? Öğrencilerinden sorduk…

Yazılar; Masallarından sonra zamana meydan okuyan yazılar. Yani Mor Mürekkep. Zaman gazetesindeki Mor Mürekkep köşesinden seçtiği derlediği birbirinden güzel yazılar. Fakat günlük haftalık yazılar asla değil. Dedim ya zamana meydan okuyan yazılar.

Diyebilirim ki bütün yazılarını kesip saklamışımdır. Pazar gününü ve Mor Mürekkep’i daha pazartesiden özlerdim. Şimdi müstakil bir kitap olarak karşımızda. Ne güzel.

Kitap bir arayışın, bir sorgulayışın, arayanlara bir gösterişin, hayattan hesap soruşun îfadesi.

Kitap; kelimelere, tahta masaya. söze, yağmura, ölüme, şaire, Puşkin’e, Ariye, Simurga… Daha nicelerine karşı bir yorumlama savaşı.

Kitap: “Bir gün,bu hayat benim değil” diye haykıran, başkaldıran “verin benim hayatımı”diye. Sesi gökkubbede yankılananların serencamı. “Mavi Kuş”u anlatan bir masal velhasıl.

Kitap; Hayat ve Kelimeler, Eşik, Yol Arkadaşım, Hüsn-î Tatil ve Senin İçin’den oluşan beş bölümden müteşekkil.

Mor Mürekkep altmış yedi yazıdan oluşmakta. Gazete yazısı diye geçmeyin, her biri insanı kuşatmakta.

İsterseniz Nun Efendim’i. Bir Sis Yazısını, Siyah Kelebekler’i. Pazarlanan Şiirim’i bir okuyun. Kanaatiniz çoktan değişti değil mi?

Kendi hediyesi kitabını imzalarken kalem mor mürekkepli idi. “Hocam, kalem de mor. Niçin bu kadar?”dedim. Tebessüm etti. “Kitapta” dedi. “İki yazı var. mor üzerine”okudum, haklıymış. Anladım ki moru anlatmak bu kadar kolay değilmiş. Ki ancak en iyi Nazan Hanım anlatırmış.

Mor Mürekkep, içe bakışla karşımızda içimize baktığımızda görebileceğimiz şeyleri koyuyor önümüze kitap. Bunu Nazan Hanım’ın hikayemsi kurguları da eklenince, doyumsuz güzellikte okunası yazılar çıkıyor karşımıza. Hem deneme hem de hikaye tadı bulunan yazılar göz ucunuzda akıp giderken aynı zamanda insanın içinde mekan ve boyut anlamında izler bırakabiliyorsa bunu kurgusundaki hikaye tadına borçlu.

Ve bütün bunların ötesinde bir yolu takip ediyor yazılar; Sufilik yolu. Belki de kitap tasavvufun modern bir izdüşümünü yaşatıyor, temsil ediyor günümüzde. Varoluşu, her şeyden öte insan oluşu sorgulayışı da harikulade.

En iyi anlama her halde okuma iledir. Bunca güzellikleri barındıran kitap elbette okunmayı hakediyor. Sanıyorum siz de okuduğunuzda bana hak vereceksiniz

Comments (1)

salih zeki şahinAğustos 1st, 2009 at 1:40 pm

bu yazıyı yazdığım günleri çok iyi hatırlıyorum
trabzondan döndükten sonra
aradan yıllar geçmiş taptaze karşımda
emeği geçenlerin ellerine sağlık

Leave a comment

Your comment