Gerçekte yaşamadılar mı?

Nazan Bekiroğlu
Gerçekte yaşamadılar mı?
Shakespeare kimliği tartışmalıdır. O kadar ki hakkında mümkün bütün bilgiler ele geçirilmiş olmasına rağmen zengin bir soylu mu yoksa yoksul bir köylü mü olduğu hususunda dahi kesin bir hüküm verilmiş değildir. Çok daha ilginç olansa bazı araştırmacıların Shakespeare diye birinin hiç yaşamamış olduğunu ileri sürmesidir.
17. asır araştırmacılarından Rahip Aubignae, Homeros kimliğiyle ilgili tereddütlerini dile getirerek aslında Homeros diye birinin yaşamamış olduğunu, İlias ve Odysseia destanlarının çeşitli ozanlar tarafından yazılmış küçük şiirlerin birleşmesinden teşekkül ettiğini ifade eder.

Doğrusu, araştırmacıların Dante’nin Beatrice’si, Petrarca’nın Laura’sı hakkında da kuşkuları var: Dante, sadece İtalyan edebiyatının değil, tümüyle dünya edebiyatının en büyük şairlerinden biri. Ve hiç kuşku yok ki Dante demek biraz da Beatrice demek. Dante, Beatrice’yi ömrü boyunca sadece iki kez gördü. İlkinde ikisi de dokuz yaşındaydı. İkincisinde on sekiz. Beatrice bu karşılaşmaların birinde kırmızılar diğerinde beyazlar giyiyordu. Başkasıyla evlendirilen Beatrice yirmi beş yaşındayken öldü. Dante, “inci yüzlü sevgili” olarak söz ettiği Beatrice’yi içinde o kadar ölümsüz kıldı ki ütopik bir öte dünya yolculuğu olan İlahi Komedya’da Cennet kapısında Beatrice ile karşılaştığında o artık yirmi beş yaşında bir genç kadın değil, yüzünün çizgileri belirginleşmiş olgun bir kadındı.

Hal böyleyken bazı araştırmacılar gerçekte Beatrice diye birinin yaşamadığını, onun Dante’nin içindeki bir muhayyelden ibaret olduğunu iddia ederler.

Dante’nin hemen yanı başında bir diğer İtalyan şair Petrarca. Kendi içindeki derinlikte aşkın yapısını çözmeye çalışan bir sonnetler şairi. Sadece ana dil ile ifade edilebilecek ve ömür hacmindeki bir aşkı terennüm ederken esin kaynağı Madonna Laura’ydı. Ancak araştırmacıların Petrarca’nın sevgilisi Laura’nın da gerçekte yaşadığı hususunda kuşkuları var.

Kimi araştırmacılar da stilize ama büyüleyici bir güzellik taşıyan büstünden tanıdığımız Mısır Kraliçesi Nefertiti’nin gerçekte hiç yaşamamış olabileceği ihtimalinden bahsederler. Nefertiti, çok tanrılı ve karmaşık bir Mısır dininden, gevşek ve eksik de olsa tek tanrılı bir inanç sistemine geçmiş olmasıyla tanınan Mısır Kralı IV. Amenofis’in kraliçesiydi. Asya kökenli bu çekik gözlü, kuğu boyunlu, kalkık burunlu güzeller güzeli kraliçenin, sarayında yalnızlık çekmiş olabileceğini bir kısım araştırmacılar ikaz ediyor. Nefertiti, kocası ruhban sınıfının baskısına dayanamayarak tekrar geleneksel çok tanrılı Mısır dinine dönüldüğünü açıklayınca, sarayını terk ederek oğlunun yanında yaşamaya başlayan bu gizemli ve güzel kraliçe. Acaba gerçekten yaşamadı mı?

Shakespeare, Homeros, Beatrice, Laura, Nefertiti. Gerçekte yaşamadılar mı?

Gerçekten yaşamadılarsa bu, gerçekten yaşamadıkları anlamında mı?

Shakespeare’in varlığındansa yokluğu bana daha heyecan verici geliyor?

Antik dünyanın nesi var nesi yoksa arkadan gelecek dünyaya bırakmış olan destanlar ozanı ama Homeros’un yokluğuna razıyım, İlias ve Odysseia yerinde dursun yeter.

Dante’nin ömrü boyunca sadece iki kez gördüğü Beatrice’nin varlığıyla yokluğu arasında fazla bir fark yok bence. Beatrice’ye ilave edilen ne varsa Dante’den müteşekkil. Beatrice? Karanlık gökte uzak ve parlak bir yıldız. Gerisi kervancıya kalmış.

Latince’de defne yaprağı anlamındaki Lauri sözcüğüyle aynı kökten gelen adıyla Laura, acaba tutkuları ve benliği belirgin modern bireyin ilk örneği sayılabilecek Petrarca’nın özlemini çektiği defneden baş şairlik tacı için bir simgeden mi ibaret?

Nefertiti hangi hayalin, hangi özlemin tecessüm etmiş hali?

Varlık kendi sınırlarını zorlamaya başlayınca, varlıktan şüphe duymaya başlıyoruz galiba. Ve varlığa inanmanın en kestirme yolu onu inkardan geçiyor sonunda. Çünkü bazen yokluk varlıktan daha etkili.

Belki Petrarca’nın dediği gibi görünürdeki varlık içteki varlığın sadece harflerinden ibaret:

Dışımdan içimin hali okunur

İçim alev alev içim besbelli.

Üzerine basmadan yürümeye ne kadar dikkat etsek de bırakılan izlerin üzerinden geçiyoruz sadece.

Hepimiz bir vehimden ibaret değil miyiz şunun şurasında?

Leave a comment

Your comment