Unutulmuş Bir Müsteşrik: Olgadö Lebedeva/Madam Gülnar

UNUTULMUŞ BİR MÜSTEŞRİK: OLGA dö LEBEDEVA / MADAM GÜLNAR

“Hulûl-ı bahar ile bir kat daha revnak bulan o güzel Bosfor letafeti…”

Avrupa’da Bir Hace-i Evvel

Avrupada Bir Cevelan1, müellifinin tabiriyle bir “seyahatname”dir ve l889’da İsveç’de toplanan Vlll. Müsteşrikin Kongresi’ne delege olarak katılan Ahmed Midhat Efendi’nin, kongre akabinde üç buçuk ay süre ile İsveç, Norveç, Danimarka, Almanya ve Fransa’yı kapsayan gezisinin anı ve yorumlarından oluşur. Yaklaşık lO3O sahife gibi geniş bir hacme sahip eserde Ahmed Midhat Efendi, o “anlatmak iste”yen “hâce-i evvel” tavrıyla, geniş bir coğrafyada müşahade ve mütalâa ettiği bir yığın detay üzerinde ısrarla durmuştur. Bu detaylar temelde Avrupa medeniyeti ve onun ürünlerine bağlanabilecek mahiyettedir.

Sosyal, estetik, ekonomik, geleneksel, modern, kültürel, coğrafi, tabii, mimari… ilh. bir yığın detay karşısında temeli yakalamaya çalışan ve kendisini bir Osmanlı aydını olarak uygun konuma yerleştirmeye çalışan Ahmed Midhat Efendi, bu tavrıyla ;Paris’te seyrettiği operayı “sanki ilk defa oynanıyormuş gibi”liği ucundan yakalayarak bilinçsizce de olsa derin bir doğu-batı medeniyeti mukayesesine girişen; ya da ilk kez dinlediği çok sesli müzik karşısında “Hep ayrı perdeden çığrışıp durdular, bir türlü karar tutturamadılar” şeklinde inceden inceye dalgasını geçen 28 Çelebi Mehmed Efendi veya benzeri bir batılılaşma dönemi sefiri halkasına bağlanabilir. Şu ki Çelebi, üstünlükleri fark etmekle beraber sebeplerini araştırmayı biraz rencide olmuş Osmanlı gururuna yediremezken, Ahmed Midhat Efendi, manevi değerlerini batıya daima üstün tutacağı doğunun oyunu çoktan kaybettiğinin farkında, kuralları öğrenmeye çaba sarf eder. Doğrusu kuralları öğrenmeye çalışırken detayların baş döndürücü cazibesine kapılmaktan kendisini kurtarabildiği de pek söylenemez.

Ahmed Midhat Efendi, Avrupa cevelânı esnasında bir yığın insanla tanışır. Bunlarla doğu ve batı medeniyetleri arasındaki farkı tartışmak mesaisinin ayrılmaz bir parçasını teşkil eder. Bu bir yığın doğulu ve batılı isimden eserde en dikkat çekeni, bir Rus kadın müsteşrikidir.

Gizlenen Gerçek İsim

Ahmed Midhat Efendi Vlll. Oryantalistler Kongresi’nin 2. gecesinde bir hayli zevatın yanı sıra Maks Müller’e ve “Osmanlıcayı da bildiğinden ” kendisiyle konuşmak isteyen “kırk yaşına henüz vasıl olmamış, orta boylu” bir kadına da prezante edilir (Av. Bir Cev. s. l73-l74). Bu kadın “lisan-ı maderzâdı olan Rusca’dan mâada Fransızca, Almanca, İngilizce” ve “Osmanlı lisanının gösterdiği lüzum derecesinde Arabi ve Farisi’ye de aşinadır” (s. l74) üstelik piyano ve yağlı boya resimde de “mükemmel”dir (s. l74).

Tanıştırıldıkları gece ismini soran Ahmed Midhat Efendi’ye “Gülnar” cevabını veren ve Osmanlı harfleriyle Gülnar markalı kart vizitlerini gösteren bu Madam, ilk günlerde belki kadınca bir tavır sergileyerek, merak uyandırmak arzusu ile gerçek kimliğini Ahmed Midhat’ten gizler. Bir gün çantasındaki bazı kağıtları masa üzerine koyunca, Ahmed Midhat onun zarflar üzerindeki “ekselans” unvanıyla başlayan “nam-ı sahih”ini görerek Gülnar’ın esasen Olga dö Lebedeva adını taşıdığını, Kazan civarında çok zengin ve asil bir aileye mensup olduğunu öğrenirse de, Madam’dan bunu şimdilik karilerine açıklama iznini alamaz (s. l99). Madam Gülnar, biraz sonra bahsedeceğimiz Millionnaya mektubuna bakılırsa, ülkesinde adressiz mektuplar tarafından bulunacak kadar da ünlüdür. Ahmed Midhat Efendi’nin Madam Gülnar’la “mülâkat”ı yalnız o geceye münhasır kalmayacak, “hace-i evvel”Avrupa Cevelanı’nın dört haftasını bu bilgili ve kültürlü kadınla paylaşacaktır. Ahmed Midhat’in akıcı kaleminden hoş bir romanın sahifeleri gibi takip ettiğimiz, dört hafta süren bu kültürel birliktelik boyunca Gülnar Hanım genellikle öğreten pozisyonundadır. Ahmed Midhat Efendi’ye sergiler, müzeler, operalar, tiyatrolar, restoranlar, toplantılar … ilh. de eşlik eder, bilgi verir. Doğu ve batı medeniyetinin karşılaştırılması noktasında fikir teatisinde bulunurlar. Madam Gülnar, kuru bir bilimsel malzeme yaklaşımı ile değil, fakat oryantalistçe de olsa büyük bir sempati ile Osmanlı toplumunun değerlerine yaklaşmaktadır. Yanında Türk kahvesi ve takımları taşır. Kendi hanesinde ekseriya alaturka elbiseler giyer, çocuklarına da fes giydirir. (s. l74)Üstelik bir tren seyahatinde bizzat kendisi de çantasında taşıdığı fesi takacaktır (s. 443). “Asıl merakı Osmanlıca konuşmak”tır (s. 736). Biraz sonra söz konusu edeceğimiz mektuplarının birinde kendisine Fransızca yazan Nigâr Hanım’a “Neden bana Türkçe yazmıyorsunuz ” diyecektir. Ahmed Midhat Efendi kendisine “refakat eyleyen” Gülnar’a -“hatırasını kulûb-ı Osmaniya’da teyid” etmek niyetiyle- Avrupa’da Bir Cevelan adlı eserinde büyük yer ayırmıştır. Bu teveccühde onu “ekmel-i nisvanın” bir örneği olarak görmüş olmasının payı büyüktür. Doğuyu moral ve ahlak değerler itibarıyle batıya daima üstün görmüş ve bunu eserlerinde sıkça işlemiş bulunan hace-i evvel, doğunun kalan yarışta da batıyı yakalayabilmesi için bütün sosyal müesseselere ve kadına büyük önem verir. Orhan Okay “hace-i evvel”in kadın meselesi üzerinde nasıl titizlikle durduğunu şöyle göstermektedir: “Ahmed Midhat’e göre cemiyette kadına lâyık olduğu yeri vermek lâzımdır. Ne feminizm iddiası gibi erkeklere eşit kılmak, ne de toplum hayatında yeri yok farz edecek kadar bir tarafa itmek” uygundur2. Ahmed Midhat Efendi Nigâr Hanım’a “seyyidem” hitabıyla başladığı 25 Ağustos l321 tarihli epey uzun bir mektubunda şâireyi çiftliğine davet eder ve bu davetin kabul görmesi için epeyce dil döker. Bu ısrarının nedenini şöyle açıklamaktadır: “Ailemiz sizde bir mükemmel kadın gördü…. Gülnar Hanımefendiyi iki defa aylarca müddet neden âşiyane-i ailede alakoyduk? O zamana göre ekmel-i nisvan onu görmüş idik de onun için”. Aynı mektupta “Biz …. Gülnar gibi, Nigâr gibi bonne natür‘leri bize pek benzeyenleri de kendi nefsimiz gibi severiz” demektedir., Madam Gülnar Paris’te annesi ve oğluyla buluşarak Ahmed Midhat’ten ayrılır. Bir lokantada “son defa” olmak üzere akşam yemeği yerler, tanıştıkları günden itibaren yaşadıklarını hatırlayıp “gayet safiyane ve mütehassisane bir kaç damla gözyaşı”dökerler (s. 779). İhtimal ki hatırlayıp güldükleri arasında Madam Gülnar’ın, el çantasında değil de yük vagonundaki sandıkta taşımayı tercih ettiği mücevheratının maruz kaldığı tehlike de (s. 463-464) yer almıştır.

Kayyum Nasıri İzinde Bir Genç Kadın

Madam Gülnar, Selânik’te çıkan Kadın mecmuasındaki bir yazıya bakılırsa Osmanlı toplumunun “kadın müsteşrikler içinde ‘Osmanlı Şiiri’ müellifesi bulunan Madam dö Radistriya (Dora Distriya?)’dan sonra” tanıdığı bir kadındır. 3

Madam Gülnar’ın ölüm tarihinin bilinmemesine mukabil doğum tarihinde de ihtilaf dikkat çekmektedir. Dilimizdeki belli başlı ansiklopedik kaynakların hemen tamamında doğum tarihi l865 olarak gösterilmektedir. Ancak ünlü Rus Türkolog Kononof onun doğum tarihini l854 olarak vermektedir4 . Eğer doğum tarihi gerçekten l865 ise Ahmed Midhat ile tanıştırıldığı l889’da henüz 24 yaşındadır ve Ahmed Midhat’in ondan “henüz kırk yaşına vasıl olmamış” ifadesiyle bahsetmesi makul görünmemektedir. O tarihte sahip olduğu bilgi birikimi de hesaba katılırsa Madam Gülnar’ın, Kononof’un belirttiği gibi l854′ de doğmuş olması daha akla yatkın görünmektedir. Bu durumda Ahmed Midhat’le tanıştığı zaman 35 yaşındadır.

Lebedeva soyadı, Kazan’da çok geniş arazi ve malikânelere sahip ikinci eşi Fransız asıllı Rus asilzadesinden gelmektedir ve Madam Gülnar’ın ilk eşinden üç, ikinci eşinden üç olmak üzere altı çocuğu bulunmaktadır. Bu çocuklar, Rusça’dan başka Fransızca bilirler ve çok iyi eğitilmişlerdir. Olga dö Lebedeva’nın Arap, Fars ve Türk dillerini öğrenmeye başlaması ünlü Tatar bilim adamı ve Türkolog Kayyum Nasıri etkisinde ve rehberliğinde gerçekleşir. Kazan Üniversitesi bünyesinde yer alan Arkeoloji-Etnoğrafya Kurumu faaliyetlerine katılan Lebedeva, Tatar aydınlarla ilişki kurduğu için Türk diline ve Türk kültürüne ilgi duyar. Öte yandan bu faaliyetlerin bir neticesi olarak Oryantalistler Kongresi’ne arka arkaya birkaç defa delege olarak katılır. l889 Stokholm, l897 Paris, l899 Roma,, l9O5 Cezayir.

Yasaklanan Puşkin

Madam Gülnar l889 yılı Kasım’ı sonlarında Ahmed Midhat Efendi’nin davetlisi olarak İstanbul’a gelir 5, Tepebaşı’nda Otel Döblöbo’da kalır. Daha evvel Ahmed Midhat’in kalemi vasıtasıyla zaten İstanbul’da tanınmış bulunmaktadır, büyük ilgi toplar. Resmi, gayri resmi bir çok çevreye girip çıkar, bu arada eserlerini verir. Mayıs ortalarında ülkesine döner. İstanbul’daki ikameti esnasında Madam Gülnar kültür ve sanat çevrelerinde geniş ilgi uyandırır. Ancak belirli çevreler bu “Rus” kadınından ve Ahmed Midhat’in ona teveccühünden rahatsızlık duymaya başlarlar. Ahmed Rasim bu konuda şöyle demektedir:

“Kalem garipliklerindendir ki garp kadın ediplerinden George Sand gibi kadınların eserleri tercüme edildikçe aleyhinde yeni eski hiçbir kişi ağız açmazdı. Fakat Rus müsteşriklerinden meşhur Madame De Lebedeff’in İstanbul’da oturduğu sırada ağızdan ağıza dolaşan dedikodular pek ağırdı.

Ahmed Midhat Efendi bu kadınla dostluk kurarak Tercüman-ı Hakikat’te bazı eserlerini neşretmek ve hakkında mütalaa beyan etmek suretiyle kadınlığa bir paye vermek istedikçe zavallı üstadı arkadan arkaya itham edenler hattâ hafiyelerden:

-Rus casusluğu ediyor diye jurnal verenler olmuştu”. 6

Bu jurnallerin ne derecede itibar gördüğünü bilemiyoruz. Ancak Kononof’un bahsettiği l888 İstanbul gezisi eğer doğru ise, Madam Gülnar bu gelişinde Puşkin’in eserlerini Türk diline çevirme teşebbüsünde başarıya ulaşamamış ve hükümet tarafından Rusya namına kültür ve fikir propagandası yapıyor gerekçesiyle engellenmiştir. Lâkin Madam Gülnar İstanbul’a l89O’daki gelişinde Padişah II. Abdülhamit tarafından ikinci dereceden bir Şefkat nişanı ile ödüllendirilecek, kendisine bir takdirname verilecek ve bol bol eser yayımlayarak Osmanlı’yı Puşkin’le tanıştıracaktır. Madam Gülnar’ın, göğsünde söz konusu şefkat nişanını taşıyan (bizim de yazımızı süsleyen) resmi, Servet-i Fünun mecmuasında biyografik mahiyetli geniş bir makalenin başında yayımlanınca7, Gülnar Hanım Haziran l3O6 tarihli bir teşekkür mektubu yazacak, Servet-i Fünun bu mektubu ve mukabil bir teşekkür yazısını l9. sayısında yayımlayacaktır. 8

Eserleri

Madam Gülnar’ın Türk dilinde verdiği eserler bir kısmı kendisi İstanbul’da iken, bir kısmı ise İstanbul’a gelişinden önce ve sonra Ahmed Midhat vasıtası ile yayımlanmış;çoğu tercüme, bir kısmı telif eserlerdir.

Türkçe’ye tercümeleri:

Tolstoy’dan; Familya Saadeti, İlyas -yahud-Hakikat-i Gına, İki Pir, İvan İlyiç’in Ölümü, İnsanın Saadeti Nedir.

Puşkin’den; Kağıt Oyunu, Kar Fıtınası.

Lermontof’tan İblis.

Ataullah Bayezidof’tan İslamiyet’in Maarife Taalluku ve Nazar-ı Muarızinde Tebyini (Ahmet Cevdet’le beraber), Redd-i Renan (Ahmet Cevdet’le beraber).

Türkçe Telif Eserleri:

Şair Puşkin, Hayatı, Sanatı, Eserleri, Rus Edebiyatı (Petro’dan Tolstoy’a kadar).

Tuvalet -yahud-Letâif-i Aza (çev. -adapte Ahmet Hikmet) Takrizi.

Rusça Telif Eserleri:

Müslimeler Hürriyeti. l2. Roma Müsteşrikler Kongresinde verilmiş bir konferans metni. Rusçadan tatarcaya (Rakib Rakibi) ve Tatarca’dan Türkçeye (Kaya Nuri)çevrilmiştir.

Rusça’ya Tercümeleri:

Kabusname. Madam Gülnar’ın Rus dilindeki ünlü eseri Kabusname çevirisini Farsça aslından yaptığı hususunda dilimizde yazılmış kaynakların tamamında görüş birliği varken, Kononof eseri Kayyum Nasıri’nin Tatarca’ya ve Gülnar’ın ise Tatarca’dan Rusça’ya çevirdiğini kaydeder9 ki yerinde araştırılması gereken bir konu olarak merak uyandırıyor.

Madam Gülnar’ın Türkçe eserlerini tercüme ve yayıma hazırlama sürecinde dil tashihi hususunda yardım gördüğü, bizzat kendi mukaddimeleri de dahil olmak üzere çeşitli yazılarda dile getirilmiştir. Familya Saadeti10 tercümesinin mukaddimesinde “Bana geçen kıştan beri Türkçe dersi veren Ahmet Cevdet efendi’nin yalnız benim iktidarımın kifayet edemeyeceği şu dakik eserin tabirat cihetini tashih için masruf olan zahmeti… “ifadesi geçmektedir. Servet-i Fünun, Madam Gülnar’ın çalışmalarının dil itibarıyle tashihten geçmiş olmasını hoşgörüyle karşılayarak, yerli basında dahi “sermuharriririn kaleminin” basılmak üzere gönderilen herhangi bir yazı üzerinde iyice “yorulduğunu” hatırlatır11 .

Azizem Hanımefendi”

Avrupa’da Bir Hace-i Evvel

Avrupada Bir Cevelan1, müellifinin tabiriyle bir “seyahatname”dir ve l889’da İsveç’de toplanan Vlll. Müsteşrikin Kongresi’ne delege olarak katılan Ahmed Midhat Efendi’nin, kongre akabinde üç buçuk ay süre ile İsveç, Norveç, Danimarka, Almanya ve Fransa’yı kapsayan gezisinin anı ve yorumlarından oluşur. Yaklaşık lO3O sahife gibi geniş bir hacme sah9O) tarihini taşıyor ve Fransızca yazılmış bir Bayram tebrikil2. İstanbul’dan gönderildiği düşünülebilir. Gülnar Hanım l89O Kasımının sonlarında İstanbul’a gelip l89l Mayısı ortalarında ülkesine döndüğüne göre bu kart dönüşüne yakın günlerde idrak ettiği Ramazan bayramında yazılmış olmalı.

Tarih itibarıyle ikinci sırada yer alan tek sahifelik, kısa Osmanlıca mektup l2 Mart l3O813 tarihini taşımakta ve Gülnar Hanım’ın İstanbul’a ikinci gelişinde yazılmış olmalı. Madam Gülnar, Nigâr Hanım’ı ziyaret etmek istemiş, ancak” havanın fenalığı buna mani” olmuştur.

Üçüncü sırada Fransızca yazılmış. l9/3l Ocak l894 tarihli Petersburg/Millionnaya mektubu var . Gülnar Hanım muhatabının kısa yazmış olmasından dolayı müşteki görünmektedir ama yine de yazışma sürmektedir. Nigâr Hanım’ın – bir evvelki mektubu postada kaybolmuş olduğundan- bu kez kısa yazmış olduğu anlaşılmaktadır. Aliye Hanım’ı görmüş (Fatma Aliye olmalı)ve ondan Madam Gülnar’ın adresini almıştır. Madam Gülnar, Nijny sergisine gitmiş, bir buçuk ay köyde kalmış, kalan zamanını Venedik’te geçirmiş ve Kasım’da dönmüştür. Çalışma temposunun hızlandığından bahisle zamansızlıktan şikâyet etmekte ve kendisini hep yorgun ve “kırbaç altında döğülmüş gibi ” hissetmektedir. Gülnar Hanım daha evvel Hanımlara Mahsus Gazete’de yayımlanan bir mektubunda, dergi tarafından kendisine teklif edilen “heyet-i muharririye” arasında yer almayı üzülerek kabul edememiş ve buna gerekçe olarak da doktorların “nevrasteni” teşhisiyle kendisine çalışmayı yasaklamış olmalarını göstermiştir14. Demek ki bu nevrasteni l894’e kadar uzanmaktadır. Gülnar Hanım, Millionnaya mektubunda Nigâr Hanım’a Salı kabullerine erkekleri de dahil edip etmediğini sormaktadır. Nigâr Hanım eğer bu mektuba cevap verdiyse, söz konusu ünlü günlerinde kadın ve erkekleri ayrı ayrı kabul ettiğini yazmış olmalıdır. Bu mektupta Madam Gülnar, Nigâr Hanım’a şimdilik onu memnun edebilecek netlikte bir fotoğraf gönderemediği için üzüntülerini bildirmekte, yakında daha net bir diğerini göndereceği vaadinde bulunmaktadır. Nigâr Hanım’dan “uzun ve teferruatlı bir mektupla beraber …. hemen güzel ve açık kıyafetli resimlerini” istemektedir. Görülüyor ki Madam Gülnar, İstanbul’dan kolay kolay kopamamıştır. Zaten aynı mektupta, İstanbul’dan sık sık mektup aldığını, tanıdığı aileler içinde bulunmayı arzu ettiğini ve kalbini orada bıraktığını belirtecek, Mustafa Reşit Bey’den övgüyle söz ederek nasıl olduğunu soracaktır. Belli ki; teknik bir üstünlük taşımayan, tipik Servet-i Fünun hassasiyeti sergilemekten başka meziyeti de olmayan eserler sahibi, antoloji hazırlamaya meraklı, ancak yazdıkları, zamana çoktan yenik düşen Mustafa Reşit, döneminde madam Gülnar’ı bir hayli etkilemiştir. Üstelik, Madam Gülnar’ın tarih itibarıyle son sırada bulunan ll Mart l3l3 (l897) tarihli ve üzerinde zarif bir asalet tacı taşıyan O. L. markalı mektubuna bakılırsa Muharrerat-ı Nisvan15 adlı eserini de Madam Gülnar’ın adına ithaf etmiştir. Muharrerat-ı Nisvan‘ın baş tarafında yer alan yazıda Mustafa Reşid bu kitabını neden Madam Gülnar’a ithaf ettiğini detaylı ve şairane bir lisanla anlatır: Bir akşam karşılaşmışlar, sohbet etmişler, Madam Gülnar, Mustafa Reşid’den böyle bir eser hazırlamasını istemiş, eserin yazılması ise ancak üç sene sonra gerçekleşebilmiştir.

Söz konusu mektup Madam Gülnar’ın bir daha göremeyeceği İstanbul’a nasıl bir tutkuyla bağlandığını göstermesi bakımından da güzel satırlar taşır. “Hulûl-ı bahar ile bir kat daha revnak bulan o güzel Bosfor letâfetini tahattur ederek hem mahzun ve hem mahzuz” olmaktadır. “Petersburg’da ise bu mevsimde bahar” sadece “takvim içinde” görülebilmektedir. Mektuptan anlaşıldığına göre bu defa Nigâr Hanım, Gülnar’a bir fotoğraf göndermiştir ancak Madam, bu fotoğrafı “güzel bir çerçeve derununa koyup her gün temaşasıyla mütelezziz” olmakla beraber, “güzellik cihetiyle” Nigâr Hanım’ın kendisinden pek “dûn” bulmaktadır.

Üç sahifelik Osmanlıca ve “azizem” hitabıyla başlayan bu mektupta, yazmakta geç kaldığından dolayı özür dileyen Madam’ın mazereti zamansızlık. Ve nedenleri çok: “Tercümesiyle meşgul bulunduğum iki büyük ve ehemmiyetli kitaplar için (biri Kabusname olmalı, ne yazık ki Farsçadan mı, Tatarcadan mı çevirdiğini söylemiyor) için lâzım olan zamana bir de her gün biraz muzika ve resim ile uğraşmam, misafir kabul etmek, iade-i ziyaret eylemek, okumak ve yazmak ve bu yoldaki iştigalat-ı yevmiye ….. ” Madam Gülnar mektubunu “Şu acizi haber-i sıhhat ve meşguliyetinizden ara sıra olsun mahrum bırakmamanız” temennisiyle bitirir.

Bu mektuplaşmanın daha ne kadar sürdüğünü bilemiyoruz. Gülnar Hanım hakkındaki bilgilerin takibi de l9O9’den sonra zorlaşıyor. Kononof’tan takip edebildiğimiz kadarıyla l893’de İstanbul’dan ülkesine döndüğü zaman Kazan’da Tatarca bir gazete çıkarma niyeti beslemiş, l895’de Kazan’dan ayrılarak St. Petersburg’a yerleşmiştir. Selânik’te çıkan Kadın dergisinin 26 Kânunısani l324 (l9O9) tarihli l6. sayısında yer alan “Gülnar Hanım -Madam Olga Dölöbedef” başlıklı yazı zamanın yerli basınında Gülnar Hanım’la ilgili bizim görebildiğimiz son yazı. Gülnar Hanım’dan hareketle ve daha ziyade dönemin kadın dergilerinde sergilenen tipik feminist fikirleri dile getiren meçhul müellif, Gülnar Hanım’ı, “zamanımızın fevkalâde muhtac olduğu kahramanlardan” biri olarak değerlendirir ve onun en büyük silahı olarak “insaniyet için beslemekte olduğu aşk”ı gösterir. Yazıdaki asıl haber, Madam Gülnar’ın Şevedof ve Saberof’un yardımları ve kendi “gayret-i sebatkâranesiyle” Tedkikat-ı Şarkıyye Cemiyyeti’ni “l900 sene-i miladiyesinde” tesis etmiş ve fahri başkanlığını üstlenmiş olmasıdır. Bu cemiyyet “Rusya imparator ve imparotoriçesinin himayelerine de mazhar” bulunmaktadır.

Kapanmayan Parantez

Ne yazık ki bu gün artık Türkler tarafından unutulmuş bulunan Madam Gülnar hakkında belli başlı ansiklopedik kaynaklar dışında bilgiye rastlamak, dahası ölüm tarihini bulmak mümkün değil. O bütün ansiklopedilerde parantez içinde (kaydedilmiş bir doğum tarihi -tire- soru işareti) olarak beklemekte. Fransız asıllı bir Rus asilzadesi ile evli olan Madam Gülnar l9l7 Bolşevik ihtilâli esnasında 53 yaşındadır. Bu kan ve ateş deryasının önüne gelen her şeyi devirdiği ve yok ettiği günlerde yerinden, yurdundan, kim bilir belki de yaşamından olmuş olması bu muğlaklığın izahı olarak düşünülebilir*.



1 Ahmed Midhat Efendi, İst. l3O7 (Tercüman-ı Hakikat‘te tefrikadan sonra).

2 Orhan Okay, Batı Medeniyeti Karşısında Ahmed Midhat Efendi, MEGSB Yay. İst. l989, s. l87.

3 “Gülnar Hanım, Madam Olga dö Lebedef”, nr. l6, 26 kânunısani l324.

4 “Lebedeva, Olga Sergeyevna “, Vatandaş Türkologlar, Biyo-bibliyografya Sözlüğü, (2. baskı) Moskova l989.

Maddenin tercümesi Prof. Dr. Altay Amancolov tarafından lûtfedilmiştir.

5 Kononof, Madam Gülnar’ın l888’de, l89O’da ve l893’de olmak üzere üç defa İstanbul’a geldiğinden bahseder. a. g. e., a. madde.

6 Ahmed Rasim, Muharrir, Şair, Edip, Haz. Kâzım Yetiş, Tercüman lOOl Temel Eser, İst. l98O, s. l96.

7 “Madam Gülnar”, nr. l5, s. l7O-l73.

8 “Fazıla-yı Müsteşrik Gülnar Hanımefendi. . . “, nr. l9, s. 22O.

9 Vatandaş Türkologlar, a. madde.

10 Familya Saadeti, (Tolstoy’dan), İst. l3O9/l892 (Tercüman-ı Hakikat’te Tefrikadan sonra).

11 nr. l5, s. l7O-l73.

l2 Fransızca kart ve mektubun tercümesi Orhan Okay tarafından lûtfedilmiştir.

13 Gülnar Hanım’ın İstanbul’a ikinci gelişi l893’de gerçekleştiğine göre, bu tarihin l3O9 olması gerekirdi.

14 Hanımlara Mahsus Gazete, nr. l6, l2 Teşrinievvel l3ll.

15 Mustafa Reşit, Muharrerat-ı Nisvan, İst. Alem Matbaası, l3l3, l35 s.

*Gülnar Hanım’ın Müslimeler Hürriyeti adlı eseri l9l9 yılında Kaya Nuri tarafından Türkçeye çevrilmiş olup, önsözünde daha ziyade eser üzerinde duran tercüman, Gülnar Hanım’ın yaşantısı hakkında herhangi bir bilgi vermemiştir.

Comments (1)

Ömer ÖzercanMayıs 21st, 2015 at 2:37 am

Merhaba Nazan hanım; “Avrupa’da Bir Hace-i Evvel” ara başlığından sonraki paragrafta yer alan “Yaklaşık lO3O sahife gibi geniş bir hacme sah9O) tarihini taşıyor ve Fransızca yazılmış bir Bayram tebrikil2.” cümlesinde sehven atlanmış veya karışmış bir kısım olmalı. Hürmetlerimle.

Leave a comment

Your comment