Kitaba istiğna

Nazan Bekiroğlu
Kitaba istiğna
Kitaptan ve kitabın tarihçesinden bahseden, “kitabın kitabı” diyebileceğimiz eserler, bir yığın yok edilme öyküsüyle dolu. Kitap imha etmenin tek yolu değilse de en kestirme yolu yakmaktan geçiyor.
Antik Yunan bu hususta bir hayli işgüzar. Ardından Roma zulmü. Hıristiyanlığın baskı altında tuttuğu ilk asırlarda dini eserleri kucaklayan büyük ateşler. Zaman rolleri değiştirdi sonra, bu kez kitap yakma, deforme edilmiş bir Hıristiyan inancı tekelinde tutan kiliseye devredildi. Kilise bir yandan antik kitapları, bir yandan İslami eserleri yakarken bir yandan da aykırı bulduğu Hıristiyan mezheplerine ait kitapları yaktı.

O kadar ki Batı’da yakılan kitapların sadece bibliyografyası bile iki cilt tutarında bir yekun teşkil etti.

Şark dünyasında da Hülagu, Cengiz, Timur ve Haçlı istilaları, Endülüs trajedisi esnasında o kadar çok kitap imha edildi ki, dönem kaynaklarında ismi zikredilen pek çok kitap Necip Asım’ın Kitap’ındaki benzetmeyle, adı var kendi yok birer ankaya dönüştü.

Yakmak, suya vermek ya da gömmek. Kitap nezdinde ateş, su ve toprakla; yani dört temel varlık unsurunun üçüyle kurulan bu ilişki, tarihi akış içinde bir olumsuzluklar dizini elbet.

Ancak garip ki ateşe, toprağa ve suya düşen bu yüz karası, ruhun serüveninde dokununca bambaşka bir veçhe kazanıyor: Vazgeçmek. Kitaba istiğna. Kitaptan sıyrılma anı. Artık sana ihtiyacım yok. Çünkü senin götürebileceğin nihai noktanın da ötesindeyim ben. Yokluğunda varlığım.

Ağır ve meşakkatli bir tahsil sürecinin sonunda memleketi Tus’a dönmekte olan Gazzali’yi taşıyan kervan, haydutların saldırısına uğrar. Yolcuların kıymetli eşyaları ile birlikte Gazzali’nin de, kitaplarını koyduğu torba alınır. Gazzali haydutların başına giderek, tahsil hayatının bütün birikimi olan bu kitapların onların hiçbir işine yaramayacağını anlatır ve kitaplarının geri verilmesini ister. Haydutların başı olan adam bilgece gülümseyerek, bu nasıl bilgi ki, der; kağıt parçaları elinden alındığında bilgisiz bir adama dönüşüyorsun? Ve kitapların iadesini emreder.

Hikmetin nereden geleceği belli değildir elbet. Bazen bir hayduttan gelebilir. Gazzali arkadan gelen üç yıl içinde Tus’ta bu kitaplarda mevcut bütün bilgileri ezberler. Kitaplarını yakmamıştır. Irmağa atmamıştır onları, toprağa da gömmemiştir gerçi. Ama artık onlara ihtiyacı kalmamıştır.

Bilginin kaynağı olarak, kendi asliyetine doğru yola çıkmak isteyen insan ruhunu terbiye edici bir yanı bulunan kitap, aynı yolculukta, ruhun bir haddi aşmasından sonra bütün anlamını yitirir. Öyle ki başlangıçta bir özgürleştirici, bir zincir kırıcı iken söz konusu haddin aşılmasından sonra zincirin kendisine ve esarete dönüşür.

Çünkü kitap surettir, masivadır. Aslolansa manadır, maveradır. Öyleyse vazgeçilebilir bir değişke olarak her suret gibi onun da aşılması, içinden geçilip gidilmesi gerekir.

İçerdiği bilgilerle ruhun terbiyecisi olan kitap, vahdete götüren yolda bir vasıta olan kitap kendisi bir gayeye dönüştüğü zaman artık şaibeli bir sevgiliden başka bir şey değildir. Öyleyse yok edilmesi gerekir. Bu bakımdan tasavvuf ıstılahına yerleşmiştir kitap gömmek, kitap yakmak, kitabı ırmağa atmak.

Öyle anlatılır ki Şems bir havuzun kenarında oturarak Mevlana’nın yetişmesinde o kadar çok emeği olan kitapları teker teker suya atmıştı. Mevlana’nın bunları artık aşmış olması gerektiğini fark etmişti çünkü.

Kitap, ruhun ezeli serüveni içinde yana yana arayanın her şeyi yok etmekten başka çaresi kalmayacak denli büyüdüğü o zamana gelindiğinde yok edilmeli. Üstelik başkalarına ait kitapları yok etmek kolay. Yazar bizatihi kendi kitaplarını yok etmeli. Kendi kitaplarını yok edebildiği zaman yazar başkalarına ait kitapları da yok edecek çünkü. Çünkü yok etme kesin var etme biçimi. Varlık halkasının tamamlandığı yer. O kadar var ki artık ona ihtiyaç yok.

Ufak bir karar büyük bir bulma. Bütün yazıların anlattıklarının kendisine anlatabileceği kişinin bulunduğu “bir parmak ilerisi”, bütün yazıları yazmamanın öğrenildiği, bütün kitapların kendisi için yazıldığı Kitab’ın okunmaya başlandığı andır bu artık. Bir yitik değildir bu, bir bulmadır sadece.

Bütün kitapların özeti “zübdei alem” olanda mevcut değil mi? Öyleyse?

Biraz cesaret. Ufak bir kararlılık. Bir iç titremesi. Bir hamle. Sadece o kadar. Haydi!

Leave a comment

Your comment