Efsus’un İkinci Kısmı, Ebüzziya Tevfik ve Bir Yayımcılık Macerası

EFSUS’UN İKİNCİ KISMI, EBÜZZİYA TEVFİK

ve BİR YAYIMCILIK MACERASI

“Karabet Efendi’nin geldiğini haber verdiler”.

Nigâr Hanım’ı birdenbire döneminin cazibe merkezi haline getiren duygusal eseri Efsus1, bilindiği gibi yayım tarihleri farklı iki kısımdan ibaret bir eserdir. Birinci kısmın yayım macerasını, genç şâirenin boş bir ticari hesap defterinden günlüğe tahvil ettiği dar ve uzun bir defterin şimdi artık epeyce sararmış satırlarından yakalamak mümkün2. Bu kısmın kronolojisi yaklaşık beş ay içinde tamamlanır. İlk kez l Mart l3O3 (l3 Mart l887) tarihli sahifede, “Bu sabah yatakta idim ki kitapçı Karabet Efendi’nin geldiğini haber verdiler. Mecmuayı kendisine teslim edip ne yolda tab olunacağını dahi kendisine tarif ettim” denmektedir. Belli ki, günlüğüne daima Fransızca imlâsı ile geçirdiği üzre toilette’ine pek düşkün olan ve hemen hiç kimsenin yanına toilette’ini yapmadan çıkmayan Nigâr Hanım, zavallı kitapçı Karabet’i bu iltifattan mahrum bırakmış ve olduğu gibi aşağı inmiştir. Söz konusu “mecmua” ile ilgili satırlar kısa bir zaman sonra tekrar dikkat çeker. 22 Mart günüyle ilgili ilk satırlarda Nigâr Hanım “Saat bir buçukda yatağımdan çıkıp o esnada gelmiş olan cousin‘imi gördüm. Kendisini Karabet’e göndermiş olduğumdan mecmuanın ruhsatnamesi alınmış ise de hâlâ yedinde bulunmayıp hafta içinde tertib tashih için bilvasıta göndereceğini söylemiş” demektedir. 28 Nisanda ise Nigâr Hanım, “Pederim vurudunda Karabet’in ruhsatnamesini alıp da Maarif’ten çizilen bazı yerlerin tadiliyçün mecmuayı göndermiş olduğunu söyledi” satırlarını kaydetmiştir. Maarif böylesine hissî bir eserde nereleri çizmiş olabilir, ayrı bir konu, Karabet Efendi bu eserin ses getireceğini kestirmiş olmalıdır ki elini epey çabuk tutar. Nigâr Hanım’ın 29 Temmuz sahifesinde anlattığına bakılırsa, cuma günü validesini ziyaretten dönerken vapurda pederi ile karşılaşmış, kadın erkek kısımları ayrı olduğundan olacak “adam göndererek biraz teşrifini rica” etmiş. İşte o sırada babası Nigâr Hanım’a tab edilmiş bulunan eserinden gönderilen elli nüshayı göstererek Nigâr dahi “ehibbaya” hediye etmek için yirmi nüshasını almıştır.

Lâkin Efsus‘un birinci kısmı evliliğinin çok fırtınalı ve mutsuz günlerine tesadüf ettiğinden olmalı, ilk eserinin basıldığını gören genç bir yazarın ruhundaki heyecanı bulamayız bu sahifelerde. Nigâr Hanım o günlerde Efsus‘undan ziyade zevci İhsan’la, onun eve gelmeyişleriyle, günlüğüne yazdığı ya da yazmadığı bir yığın meseleyle meşgul görünmektedir. Öyle ki o akşam elinde yirmi nüsha Efsus ile eve döndüğünde İhsan, geç kaldığı için o kadar tazyik etmiştir ki “Bir buçuk seneden beri üzerime gelmeyen attaque de nerf gelip bütün geceyi pek muztarip bir halde geçirdim” diyerek sinir krizi geçirdiğini anlatacaktır. Zaten kısa bir müddet sonra Nigâr Hanım daha fazla dayanamayarak babasının evine dönecek, İhsan Bey’le aralarında epey uzun ve meşakkatli bir boşanma davası başlayacaktır.

“Bu sene ikinci kısım Efsus’u neşrettirmek fikrinde olduğum için…”

Efsus‘un ikinci kısmı ile ilgili satırlar ilk kez 5. defterin son sahifesinde çıkıyor karşımıza . Çoğu gün “eş’âr nazm ettiğinden” bahseden Nigâr Hanım, Yeniköy’deki güzel yaz günlerinden sonra kışı geçirmek üzere Cihangir’de tuttulan evin alt katındaki yatak odasına inerek, yazı faaliyetlerinin bir kısmını bu odada sürdürmektedir. O gece günlüğüne “Bu sene ikinci kısım Efsus’u neşrettirmek niyetinde bulunduğum için ona bir mukaddime yazdım” satırlarını kaydeder (22 Teşrinisani l3O4). Oysa mukaddimesi yazılmış olmakla birlikte Efsus’un ikinci kısmı, 4 Aralık l888 tarihine tekabül eden bu sahife üzerinden ancak iki yıl geçtikten sonra basılabilecektir. Duruma bakılırsa ikinci kısım Efsus’un basılması, matbuat tarihimizin epey renkli, kimi garip ve acıklı, kimi komik hikâyelerle dolu II. Abdülhamid döneminde bir maceraya dönüşmüş olmalıdır. Üstelik bu macera bir yanıyla Tanzimat yıllarının ünlü gazetecisi, doğrusu Türk basın hayatının daha başlangıcında “yüz akı” Ebüzziya Tevfik’e de bağımlıdır.

Sanat baskısı denebilecek kalitedeki eserleriyle o sıralarda dünya matbaacılığının epey müşkilpesend merkezi sayılabilecek Dünya Matbaacılık Yıllığı‘nın dokuz cildine çoğu kez Avrupa’lı ve Amerikalı meslekdaşlarının önünde girmeyi başaran Ebüzziya3 birinci kısım Efsus’uyla epey sükse yapan Nigâr Hanım’ın eserine karşı kayıtsız kalmamıştır. 27 yaşına gelmiş bulunan Nigâr Hanım ihtimal serin Teşrinisani gecelerinde eserinin mukaddimesini yazarken ve “erbâb-ı mütalâaya” eserini, “Teessürat-ı deruniyemi câmidir” ifadesiyle sunarken, Ebüzziya tevkiflerle, sürgünlerle dolu çileli ömrünün kırkıncı yılındadır ve Matbaa-ı Ebüzziya’sını4 kurmuş, bir yandan Mecmua-ı Ebüzziya‘yı 5 çıkarmakta diğer yandan yüzlerce kitaplık bir serinin, Kitaphane-i Ebüzziya’nın6 cüzlerini neşretmektedir.

Günlerini yoğun bir gelen giden trafiği içinde geçiren Nigâr Hanım’ın da yapacak işi çoktur. Kimi, günde on beş yirmi kişi ile “musahabe edip”, piyano meşkini ve kitap mütalâasını ihmal etmezken ve mutsuzluklarını dağıtmak için çoğu fırsatta “kendisini sokağa atarken”; bir yandan da Efsus‘un ikinci kısmını hazırlamakta olduğundan bahsetmektedir (22 Nisan 3O5/4 Mayıs l889). Almanca ve Rumca öğrenimi, piyano saatleri, mehtap seyirleri, mûsıki âlemleri, ziyafetler ve davetler ile dolu bu günler ve geceler; ömrünün yapayalnız geçecek ikinci yarısı için peşinen söylenmiş bir intikam şarkısına benzer. Bu arada, zaman zaman eşe dosta, “çok ısrar ettikleri cihetle” ekâbire imzalayarak verdiği ve her biri özenle işlenmiş bir tabloya benzeyen tek fotoğraflarını çektirmek ; ciğer paresi, gözünün nuru Münirciğiyle pozlar vermek; bazan de çok aziz dostlarının miniature’lerini yapmak üzere daha evvelden çekilmiş fotoğrafların kartonsuz suretlerini tedarik etmek için sıkça uğradığı, dönemin ünlü fotoğrafhanesi Abdullah Biraderler bir mesaj iletirler ona: Ebüzziya Tevfik, “Basılacak eseri varsa basalım” diyormuş (24 Nisan 3O5). Bunun üzerine Nigâr Hanım, bir kaç gün evvel Nevsal-i Maarifet‘ini7 okumakta olduğu Ebüzziya Bey’le görüşmek üzere matbaaya gider. Bu görüşmenin detayları günlükte yok. Ancak Nigâr Hanım, “Tab ettirmek niyetinde olduğum eş’ârımı tebyiz ettim” diyerek çalışmalarına devam ettiğini bildirmektedir.

“Efendimizi hoşnud etmeye çalışacağım”.

O günlerde pederi, Nigâr Hanım’a, matbaasına uğramış bulunduğundan “Ebüzziya Tevfik Bey tarafından bir iki kitap ile matbaasında eser tab ettirmek hususunda” gösterdiği “arzuya karşı gayet mültefitane bir mektup” getirmiştir. Ebüzziya’nın hangi kitapları gönderdiğini yazık ki bu satırların devamında göremiyoruz. Ancak Efsus‘un yayım -daha doğrusu yayımlanamama- macerası içinde bazı boşlukları doldurmamıza yardım edebilecek dört aded kart-mektubu okuma şansına sahibiz. Bunlar Ebüzziya Tevfik tarafından Nigâr Hanım’a hitaben yazılmışlar ve -galiba devrinin bütün aydınları gibi- son derece nazik bir lisanı olan Ebüzziya’nın neyi nasıl yazdığına bakmasak da kalite ve estetik itibarıyle hayranlığımızı kazanabilecek kabiliyetteler. Öyle ki zamana kafa tutan ve gençliğini hiç kaybetmeyen altın yaldız kabartmalı marka, Ebüzziya’nın kûfi yazıyı ihyada, hat ve arabesk tezyinatta gerçekten “usta” sayılabileceğinin suskun bir örneği. Epeyce kalın ve normal kartpostal standartlarından biraz küçükçe bu kart mektuplar Aşiyan’da muhafaza ediliyor. Hiç birinde tarih bulunmamakla birlikte onları günlüğün yardımıyla bir. . . yıllık bir süre içine yerleştirebiliriz.

Bu mektuplardan “kerimet-üş-şeyma” hitabıyla başlayan ve oldukça kısa yazılmış olan birisinin Nigâr Hanım’ın 26 Haziran 3O5 tarihli sayfada “Tab olunması için gönderdiğim eserime karşılık yazılmış pek güzel bir cevap” şeklinde sözünü ettiği mektup olduğu bellidir. Zira Ebüzziya “Cevabname-i nâmînizi ve âsâr-ı ber-güzîdenizi aldım” demekte ve “Elimden geldiği ve imkân bulunduğu derecelerde efendimizi hoşnud etmeye çalışacağım” temennisiyle “Arz-ı ihitiramat-ı bî gâyât” etmektedir.

Ebüzziya‘nın ikinci kısım Efsus‘un basımı hususunda elini çabuk tutamadığı, bunda dönemin epey formaliteli neşriyat mekanizmasının rolünün

bulunabileceği, üstelik titiz matbaacının bir de yeni kûfi harfler düzenlemeye kalkışarak iyice zaman kaybettiği, neticede bütün bu gecikmelerden dolayı Nigâr Hanım’ın sabırsızlandığı anlaşılmaktadır. Zira günlüğün 5 Temmuz 3O5 tarihli sahifesinde “Evvelki gün Ebüzziya Tevfik Bey’den aldığım bir tezkirede ruhsatname alınıp alınmadığına dair bazı şeyler sual etmişti. Bir kaç kelime ile gereken cevabı verdim” denmektedir. Bu durumda iki tarafı da yazılı, “Nigâr Hanımefendi’ye” hitabı ile başlayan kart-mektubun sözü geçen bu tezkire olarak 3 Temmuz 3O5’e tarihlenmesi mümkündür. Zira Ebüzziya iltifatla çok vakit geçirmediği, gereken cevabı da ancak “bir kaç kelime ile” aldığı mektubunda, iki parçadan ibaret eserin henüz Maarif Nezareti’ne irae olunmadığından bahisle, halbuki peder paşa hazretlerinin Münif Paşa’dan ruhsat alındığını söylemiş bulunduğunu, ya da hatır-ı acizanesinde öyle kalmış olabileceğini yazmakta, yakında Avrupa’ya gitmek üzere bulunduğundan bu hususların cevaplanmasını istemektedir.

Sözü edilen Münif Paşa, Cemiyet-i İlmiyye-i Osmaniyye kurucusu, Muhaverat-ı Hikemiye8 mütercimi ünlü devlet ve kültür adamı Mehmed Tahir Münif Paşa’dır. Taşıdığı bilimsel zihniyetle adeta bir eğitim misyonu yüklenen ve Tanpınar’a göre “Bizde büyük Fransız ansiklopedisinin on sekizinci asırdaki rolünü”9 oynayan Mecmua-ı Fünun‘u10 da çıkaran Münif Paşa, bu tarihte üçüncü kez Maarif Nazırlığı yapmaktadır. Konağı döneminin sanat ve kültür mahfellerinden birini teşkil eden Paşa, Nigâr Hanım’ın salonunun da müdavimlerindendir, dahası Nigâr Hanım’ın günlüğünde adı en çok geçen şahıslardan birisidir. Nigâr Hanım’dan otuz dört yaş büyük olan Paşa, belki de taşıdığı garpçı yenilikçi zihniyetin somut bir neticesi olarak telâkki ettiği Nigâr Hanım’a hediye vermekten de pek hoşlanmaktadır. Söz gelimi bir gün şeker ve mercandan bir gerdanlık getirir (22 Eylül l3O5), bir başka gün “zat-ı şâhanenin kendisine muharremde verdiği çeyrek liralardan bilezik yaptırmak üzere yadigâr olarak” birkaçını bırakır (23 Haziran l3O5). Bir başka gün bağadan bir sigara tabakası (5 Mayıs 3O5) veya ortası firuze, etrafı taşlarla tezyin olunmuş bir yüzük (4 Kânunısani 3O4). (Bu yüzük sıkı geldiği için daha sonra kuyumcuda büyütülecektir) . Nigâr Hanım da zaman zaman eşi dostu ile ilgili ufak tefek konularda yardımcı olması için Münif Paşa’ya müracaattan çekinmez.

Bu durumda Efsus’un basımı için gerekli olan ruhsatnamenin Maarif Nezareti’nde takılıp kaldığını düşünmek hata olur. Üstelik Ebüzziya sözünü ettiği Avrupa seyahatini o sıralarda gerçekleştirebilmiş de değildir. Mektubun devamında Ebüzziya, yeni basılacak Efsus‘a “nüsha-ı matbuanın” yani daha evvel basılmış olan birinci kısmın ilâve olunup olunmayacağını da sorarak, “Bir kıt’ası tenezzülen bu abd-i acize ihda ve irsal buyurulmuştur” demektedir. Biz böylece, basıldığı sırada kendisine verilen yirmi nüsha Efsus‘un aramağan edildiği kişilerden birinin de Ebüzziya olduğunu görürüz. Titiz matbaacı, sorularına cevaben ya “izahlıca bir emr-i tahriri” istemekte ya da “Abdullah Biraderler’in fotoğrafhanesinde bir mev’id-i telâki tayin” buyurulmasını talep etmektedir. Nigâr Hanım’ın hangi seçeneği değerlendirdiğini bilmiyoruz ama bu satırlar sayesinde, uzun müddet İstanbul’da kahverengi fotoğraflar devrini diri tutan, aslen Diyarbakır Ermenilerinden olup sonraları Abdullah Biraderler adını alarak “Ressam-ı Hazret-i Şehriyârî”liğe kadar yükselen, sonunda nedense Febüs Efendi’nin rekabetiyle başlayan ters talihin akışı içinde kendilerini evvelâ hünkâr fotoğrafçılığından mazul ve sonra iflâsın içinde bulan Kevork ve Viçen kardeşlerin dükkânının sanat ve edebiyat meseleleri için bir uğrak yeri mahiyeti de taşıdığını görmekteyiz.

Mektubunun sonunda, salname ve takvim11 neşriyatına meraklı Ebüzziya’nın bir Takvim-i Muhadderat12 neşretmek fikrinde bulunduğundan bahisle, Nigâr Hanım’dan “bir şey ihsan” buyurulmasını istediğini görmekteyiz. “Meselâ Vazife-i Mâderane13 ünvanlı bir manzumecik vücuda getirilse de onda bir validenin evlâdına karşı olan vazifesi fakat bu asrın terbiye-i medeniyesi noktasından tayin buyurulsa” denmektedir.

Her ne kadar bu mektup “Her halde emrinize muntazırım efendim hazretleri” ifadesiyle imzalanmışsa da Ebüzziya’nın Nigâr Hanım’ın sabırsızlığına son veremediği bir diğer mektupta görülmektedir.

“Sabır buyurun efendiciğim, bir takım kûfi sernameler tanzim ediyorum”.

Günlüğün 26 Eylül 3O5 sayfasında “Akşam üzeri Ebüzziya Bey’den gayet mültefitane ve mufassal bir mektup aldım” ifadesi geçmektedir. Elimizdeki üçüncü mektubun sözü edilen bu mektup olduğu düşünülebilir. “Ferişte-suret efendimiz” hitabıyla başlayan mektupta Ebüzziya,

Efsus‘u şimdiye kadar tab ettiğim âsârın zarafetce, tertibce, hüsn-i temsilce cümlesine faik bir surette meydana koymak arzusundayım. Maksadım hiç bir suretle nezd-i müşkil-pesendânenizde ihrâz-ı mevkı-ı istihkakdan aciz olan bu abd-i kemterinizi bu vesile ile olsun mazhar-ı takdir buyurmanıza kesb-i liyakattir. Sabır buyurun efendiciğim. Bir takım kûfi sernameler tanzim ediyorum. Yakında biter, tab’a başlarım”.

demektedir. Devrinin kalıp ifadeleri arkasına saklanarak da olsa bu satırlarda çekingen ve içe kapanık bir kimlik sergileyen Ebüzziya, aynı mektubun ikinci yarısında resmiyetten hoşlanmadığını sezdirerek Nigâr Hanım’ın ünlü salı resm-i kabullerine katılmaktan imtina etmektedir:

“Yarın efendimizi ziyaret etmek isterdim. Çünki salı günleri yevm-i mülâkat olduğunu efendimiz söylemiş idiniz. Sonra sarf-ı nazar eyledim. Çünki madem ki salı günü resm-i kabule mahsus resmî bir gündür, merasim-perverlik en ziyade menfurum olduğu gibi kendimi de resmî kabul ettirmeyi hiç sevmediğimden gönlüm mülâkat-ı kerîmaneleriyle şeref-yâb olmak istediği halde çaresiz tahvîl-i niyet eyledim. Başka bir gün tasdi ederim”.

Bu mektubunun sonuna Ebüzziya, “Cüzün kıt’ası şudur” ifadesiyle bir dörtlük koymuştur:

Söz değildir bu başka tibyandır

Vezni feryâd-ı andelîbandır

Hâsılı bir beliğ efgandır

Hâsılı tab’-ı aşka şâyandır

Bu dörtlük, matbu ikinci kısım Efsus‘un iç kapağında “Üdebâdan Hayret Efendi hazretlerinin takriz yolunda yazdıkları kıt’adır” takdimiyle yer almaktadır. Bu durumda Hayret Efendi’nin söz konusu dörtlüğü Ebüzziya’ya verdiği, Ebüzziya’nın da bu mektup yoluyla Nigâr Hanım’ı haberdar ettiği anlaşılmaktadır.

“Aldığım emriniz bendeniz çin idam hükmünden daha müessirdir”.

Ebüzziya, “hiç bir suretle nezd-i müşkilpesendane”sinde yer tutamadığı Nigâr Hanım’ın eseri için özeni çok ileri götürmüş olacak ki, ikinci kısım Efsus‘un günlükte sözünün edildiği ilk gece üzerinden epeyce bir zaman geçmiştir. “Mükemmellik” iddiasıyla da olsa bu gecikme Nigâr Hanım’ı rahatsız etmiş olmalıdır. Sonunda dayanamaz ve müsveddelerini Ebüzziya’dan geri ister. Günlüğün 9 Şubat 3O5 tarihli sahifesinde,

“Dokuz aydan beri bir türlü tab ettiremediğiyçün dün bir kart gönderip Ebüzziya’dan müsveddatın iadesini talep etmiştim. Bu talebimi hükm-i idamdan daha müessir gördüğünü beyan ve müsveddatın iadesi kendisince muhal olduğunu yazıyor”

satırları dikkat çekmektedir. Bu durumda elimizdeki son mektubu 9 Şubat 3O5 olarak tarihlememiz mümkündür.

Söz konusu mektup başlıksız olarak ve son derece müteessir bir eda ile kaleme alınmıştır. Müsveddelerin geri istenmesi belli ki Ebüzziya’yı çok üzmüştür:

“Aldığım emriniz bendeniz için idam hükmünden daha müessirdir. Öyle bir hükm-i idam sâdır olsa idi, hükm-i kazâ icra olunur, mahkûm da kurtulurdu. Fakat bu emri infaza müsâraat edecek olsam, her gün onun tesirat-ı maneviyesi altında ezilip kalmaklığım tabiîdir. Geçen gün Saray’da Münif Paşa hazretlerine de arz eylemiş idim. Her halde eser-i bihterîn-i âlileri, zarafet-i mizacınıza lâyık sûretde karîben pezîrâ-yı temsîl olunur efendimiz. Binâenaleyh Efsus’u takdim, yani iade muhaldir”.

Ebüzziya her ne kadar “kulunuz” olarak imzaladığı mektubunda Efsus müsveddelerinin iadesini “muhal” olarak görmekte ve baskının yakın olduğunu müjdelemekte ise de, o baskı hiç yapılamayacaktır. Nigâr Hanım’ın günlüklerinin

8. cildi, 2 Nisan l3O6 (l4 Nisan l89O) sahifesi ile son bulmaktadır. Apayrı bir maceranın sonucu olarak, biz bu yaşam öyküsüne bir daha ancak iki sene sonrasının günlükleriyle bağlanabiliyoruz. Lâkin artık Efsus‘un ikinci kısmı basılmış, üstelik üzerinden iki seneye yakın da zaman geçmiştir.

Ebüzziya baskı işini niçin gerçekleştirememiştir?Bunu kestirmek şimdilik zor. Eserin iç kapağındaki şerh ile, mecmuanın müsveddatının bir “hatâ-yı azim ” olarak kuvvetle ihmale uğradığı, birbuçuk sene gecikmeden sonra geri alınarak ancak baskısına muvaffak olunduğu belirtilmekte, isim verilmemekle birlikte Ebüzziya’ya epeyce acı bir mesaj gönderilmektedir. Bu not Ebüzziya’yı ne kadar üzmüştür, bilemiyoruz. Bilinen şu ki Efsus “Sene l3O6 fi Teşrinisani, Maarif nezaret-i celilesinin ruhsatıyla Ahter matbaasında tab olunmuştur” iç kapağıyla piyasaya çıktığı zaman belki; sabırsız, genç, güzel ama mutsuz, devrinin ilgi odağı, sanatkâr bir kadının beklentilerini cevaplıyor, ona yeni cazibe kapıları aralıyordu ama ne altın yaldızlı arabeskleri vardı, ne de kûfî sernameleri .



1 Efsus (I. kısım), Nâzımesi: Nigâr, Karabet ve Kasbar Matbaası, İstanbul l3O3 (l887).

Efsus (II. kısım), Nâzımesi: Nigâr binti Osman, Ahter Matbaası, İstanbul l3O6 (l89O).

2 Günlüklerin tamamı Aşiyan müzesinde muhafaza edilmektedir.

3 Bakınız: Ziyad Ebüzziya, “Matbaa-ı Ebuzziya ” maddesi, Türk Dili ve Edebiyatı Ansiklopedisi, Dergâh Yay.

4 Bakınız: Ziyad Ebüzziya “Matbaa-ı Ebuzziya” maddesi, a. g. e.

5 Bakınız: Ziyad Ebüzziya, “Mecmua-ı Ebuzziya” maddesi, a. g. e.

6 Bakınız: Ziyad Ebüzziya, “Kitaphane-i Ebuzziya” maddesi, a. g. e.

7 Ebüzziya Tevfik, Nevsal-i Maarifet, l888-l892, 3 C.

8 l859’da Fenelon, Voltaire, Fontenelle gibi yazarların eserlerinden yapılan Muhaverat-ı Hikemiye tercümesi, bu sahadaki ilk eserlerden birisidir.

9 XIX. Asır TürkEdebiyatı Tarihi, s.

10 Mecmua-ı Fünun, l862 (üç dönem olarak l883’e kadar devam etti).

11 Bunların listesi için bakınız: Ziyad Ebüzziya, “Ebüziya Mehmed Tevfik”, “Matbaa-ı Ebüzziya”, “Kitaphane-i Ebüzziya” maddeleri, Türk Dili ve Edebiyatı Ansiklopedisi, Dergâh Yay.

12 Ebüzziya’nın tavkvimleri arasında Takvim-i Muhadderat adıyla değil fakat Takvim-ün-Nisa (l899) adıyla bir kadın takvimi vardır. Bu takvim için geniş bilgi: N. Ayla Demiroğlu, “Bir Kadın Takvimi: Takvimü’n- Nisa”, Tarih ve Toplum, Ekim l992, nr. lO6.

13 “Vazife-i Mâderane”, Efsus ( II kısım), s. l5O. (Bu şiirin altında”fi 5 Ağustos sene 3O5″ ifadesi yer almaktadır. Ayrıca şiir evvelâ Hanımlara Mahsus Gazete, l4 Eylül l3ll, nr. 8’de yayımlanmıştır. Bu durumda Nigâr Hanım’ın Ebüzziya’nın teklifini değerlendirerek o sıralarda bu şiiri yazdığı anlaşılıyor).

Leave a comment

Your comment