Bir Kraliçe, Bir Muharrir, Bir Şaire

BİR KRALİÇE, BİR MUHARRİR, BİR ŞAİRE

“Romanya Kraliçesi Haşmetli Elizabet Hazretleri”

-nâm-ı diğer- Karmen Silva

Karmen Silva müstearıyla verdiği romantik eserler, bir dönem Osmanlı basınının ilgi çekici sahifeleri arasında yer alan Romanya Kraliçesi Elizabet, bugün artık ülkemizde söz konusu dönem üzerinde çalışan araştırmacılar veya özel meraklıları dışında hemen tamamen unutulmuşa benzemektedir. Oysa Meşrutiyet basını, öncesi ve sonrası ile bu kraliçe-yazara oldukça konuksever davranmış gibi görünmektedir. Çeşitli mecmualarda tefrika edilen romanları, mülâhazaları, hikâyeleri ile o sık rastlanan bir imza, dahası hakkında yazılan tanıtıcı ve övücü yazılar, hattâ adına ithaf edilen şiirlerle bir cazibe merkezi oluşturmuştur.

Ansiklopedik kaynakların kaydettiği oldukça kısa ve renksiz bilgiler bir yana, Karmen Silva hakkında derli toplu bilgi sahibi olmamıza imkân tanıyan yazılardan birisi Rabia Selahaddin adlı bugün kendisi de unutulmuş bir yazara aittir ve dönemin ilginç dergilerinden biri olan Kadınlar Dünyası‘nda yayımlanmıştır[1].

Büyük Kadınlar: Karmen Silva”

Rabia Selahaddin’in, yayım tarihine göre dört yıl önce ölmüş bulunan kraliçe-yazarla ilgili yazısına, resmi biyografi ile başlar: Elizabet Polin Otili Luiz, 29 Kânunıevvel l843’de Viyed kasabasında dünyaya gelmiştir. Bir prens olan babası felsefi mevzularda kalem oynatmış bir zattır ve kızının çok yönlü ve sağlam bir tahsil almasını sağlamıştır. 1869’da, 26 yaşındayken, daha sonraları I. Karl unvanıyla tahta geçecek olan Romanya Prensi ile evlenen Elizabet 1878’de yalnız kadınlara verilecek Elizabet nişanını tesis etmiştir. 1881 yılında daha kraliçe olmadan, bir küçük risale halinde evvelâ bazı Romen şarkılarını arkadan bazı Romen şiirlerini Karmen Silva adıyla Almancaya çevirmiştir. İstirahat Zamanlarım adlı eseri ile edebi ün sahibi olmuş, 1883’de Fransızca olarak kaleme aldığı Bir Kraliçenin Mülâhazatı adlı eseri ile ile Fransız Akademisi mükâfatını kazanmıştır. Karmen Silva, küçük hikâyelerini Almanca olarak bir kitapta toplamış, 189O’da Osmanlı okuyucusuna yabancı olmayan Astera‘yı, 1894’de Kırmızı Kayın Ağacı ve 1899’da Kanun Namına isimli romanlarını neşr etmiştir. Avrupa edebiyatı içinde Karmen Silva adıyla hürmet kazanan kraliçe Elizabet harb-i umumiden az bir zaman sonra, Bükreş’te Sinaiya şatosunda vefat etmiştir.

Rabia Selahaddin, yazısının geri kalan kısmında Karmen Silva’yı özel yaşantısı ile edebi eserleri arasındaki bağ noktasından değerlendirmeye alır: Bir masal motifi gibi, senelerce Karmen Silva müstearının arkasındaki gerçek kimliğini gizleyen kraliçe, nihayet Rus şairi Alessandıri’nin ısrarıyla bunu açıklamıştır. Uzun yıllar ailesinde hasta bir birader ve anne ile birlikte kalmış olması, onda derin bir lirizmin gelişmesine ve bütün ömrünün bir “matem tülü” arkasına gizlenmesine neden olmuştur. Üstelik çocukları çok sevmesine rağmen, tek evlâdını küçük yaşta kaybetmiş ve bir daha da anne olamamış olması, bu matemin derinleşmesine zemin hazırlamıştır. Çok sayıda mektep açarak, hayır işleriyle eserleri arkasına sığınarak acısını hafifletmeye çalışan kraliçe, ömrünün en güzel yıllarını Sinaiya şatosunun “hülyadar” kucağında geçirmiştir. Yazıda daha sonra Karpat dağlarına yaslanan bu masal şatosu uzun uzun tasvir edilir ve kraliçenin eserleriyle gerçek yaşantısının iç içe geçtiği belirtilir.

Osmanlı Basınında Bir Kraliçe

Karmen Silva’yı Osmanlı okuyucusuyla tanıştıran ilk hacimli eseri, Mürüvvet‘te yayımlanan Bir Kraliçenin Mülâhazatı başlıklı seridir[2]. Aynı sahifedeki takdim yazısında Paris’te bundan bir kaç sene evvel Bir Kraliçenin Mülâhazatı unvanıyla Romanya Kraliçesi’nin bir kitabının basıldığı, bunun bir çok dillere çevrildiği, o vakitler Bükreş’te sefir bulunan Süleyman Bey, bu kitabın nefis bir nüshasını İstanbul’a göndererek Türkçe’ye tercüme ve tefrika edilmesinin yerinde olacağını teklif ettiği ifade edilmektedir. Ancak kısa bir zaman sonra Süleyman Bey’in, “değil Romanya’dan, bu cihan-ı faniden alâka ve rabıtası” kesildiğini belirten yazı, Süleyman Bey’i rahmet ve hayırla anarak, söz konusu eseri parça parça ve kendi verecekleri numaralarla yayımlamaya karar verdiklerini ifade ederek sona erer. Mülâhazalar, genellikle aşk, kadın, annelik, duygusallık ; bunların yanı sıra ahlâk, fazilet, insaniyet gibi temel prensipler üzerinde hikmetli, nükteli vecizeler görünümündedir. Dipnotla belirtildiğine göre, ilk sayıdaki sekiz aded mülâhazanın tercümesi “Devletli Münif paşa hazretlerinin mahdum-ı âlileri izzetli Vehbi Beyefendi tarafından himmet buyurulmuştur”. Bir başka sayıda söz konusu tercüme Azmi Bey (Encümen-i Teftiş ve Muayene Azası)tarafından yapılmıştır. Demek ki tercümeler değişik kalemlerden çıkmıştır. Karmen Silva’nın Mülâhazat’ında yer yer kuvvetli ve derin söyleyişler kadar, döneminde epeyce popüler olmuş romantik bir duyuş tarzını aksettirdiği de göze çarpmaktadır.

Astera

Bu duyuş tarzının asıl açığa çıktığı eser ise Karmen Silva’nın yaklaşık sekiz yıl sonra Hanımlara Mahsus Gazete’de yayımlanan Astera isimli romanıdır[3]. İlk sayısından itibaren Astera’yı tefrikaya başlayan Hanımlara Mahsus Gazete hemen ikinci sayısında bu roman ile ilgili başlıksız bir yazı yayımlar[4]. Bir kaç hafta sonra, tefrika devam etmekte iken, Karmen Silva’nın bir “tasvirini derc” eden dergide kraliçe ile romanı hakkında yine kısa bir yazı yer alır[5]. Karmen Silva’nın hayatından da kısaca bahsedilen yazıda, “kraliçe hazretlerinin eserleri hissiyat-ı rakika ile meşhun olup Avrupa lisanlarının bir çoğuna tercüme” olunduğu, “Fransa akademyası tarafından bir kaç eseri mazhar-ı tahsin ü takdir”edildiği belirtilerek “Astera romanıyla meziyet-i edibelerini Osmanlı karielerimize de göstermeye çalışıyoruz” denmektedir.

Astera gerek döneminde çok moda olan ve duyguların birinci ağızdan samimiyetle ifadesine imkân tanıyan günlük/mektup biçimindeki anlatım tarzı, gerek kurgusu ile popüler bir yayılma alanı bulmuş tutkulu aşk romanlarının tipik bir örneği olarak çıkar karşımıza. Kuşkusuz bu tür tutkulu aşk romanları; kurgu dünyasındaki şablonların, çok daha önemlisi detayların ve dekor pırıltılarının gerçekliğini bizzat yaşayan bir kraliçenin kaleminden çıktığı anda okuyucu nazarında çağdaş bir romansa dönüşüyordu. Astera, türünün tipik bir örneği, olmazlarla beslenen tutkulu bir aşkın öyküsüdür. Son derece çekici tabiat manzaraları, çiçek tarhları, at gezintileri gibi detaylardan oluşan tablo dekorlar arasında biz, yanında bir müddet kalmaya geldiği narin ve solgun ablasına, hareketli ve sportmen kişiliği ile alternatif oluşturan Astera’nın eniştesi Sander’le arasında doğan yasak aşkı izleriz. Bu tutkulu ama acılı aşkın romanı, genç kızın erkeğe saçları çözük olduğu bir anda veya gecelik entarisi ile yakalanması, olağanüstü güzellikteki tabiat manzaraları arasında kaçınılmaz yaklaşmalar gibi romantik bir duyuş tarzının bir yığın tablo-detayı ile beslenerek verilmiştir. Ablası ve aşkı arasında kalan Astera, karısı ve çocuğu ile Astera arasında kalan ve çözümü kaçışta arayan Sander, kocası ve kardeşi arasında kalan “bedbaht” Margo romanın baş kişilerini oluşturur. Böylece maddi sıkıntıyı tanımaksızın yaşayan, ancak aşkı ile mantığı, aklı ile duyguları arasında eziliveren kahramanlarıyla adeta bir düş dünyası örer bize Karmen Silva.

Astera‘nın tefrikasını 41. sayısında tamamlayan Hanımlara Mahsus Gazete, kısa bir müddet sonra Karmen Silva’nın Bir Kızın Talihi romanını tefrikaya başlar[6]. Bu yıllarda Osmanlı okuyucusu, Karmen Silva’nın Karpat Dağlarında[7] ve Ne Kadar Kolaymış[8] ismiyle dilimize çevrilen eserlerini kitap halinde okuma şansına sahip olur. eserlerini Keza, bir müddet sonra İçtihad’da “Karmen Silva’nın Bir Hikâyesibaşlığıyla karşılaşırız[9]. Böylece 13O2 (1886-1887)’den başlayarak Osmanlı okuyucusu bir kısmı tefrika, daha az bir kısmı kitap halinde olmak üzere Karmen Silva ile tanışmış olur.

Üstelik Karmen Silva Osmanlı basınında sadece eserleriyle değil, fotoğraflarıyla da ilgi çekmektedir. Dönem dergilerinin kral, kraliçe, prens, prenses fotoğraflarına siyasi veya edebi bir ilgi aranmaksızın neredeyse sadece cazip bir görsel malzeme olarak bolca yer verdiği düşünülürse, Meşrutiyet basınının bu güzel yazar-kraliçenin eserleri kadar fotoğraflarına da sahife açacağı, adeta bir Karmen Silva imajını destekleyeceği fark edilir. Söz gelimi Maarif’te bir fotoğrafı yer alır[10]. Şehbal‘de adına ithaf edilmiş bir şiirin üzerinde madalyon biçiminde bir başka fotoğrafı yayımlanır[11]. Nigâr Hanım’a ait olan bu şiirin daha ilk mısraında “açılmış bir gülün üstünde berf-i pâkden hâle” olarak tasvir edilen kraliçenin güzelliğiyle meşhur olduğu doğrudur[12]. Dahası o soluk benzi, çıkık elmacık kemikleri, kalkık burnu, renkli gözleri ve mecmualara “derc edilen” sarışın güzelliğiyle Osmanlı aydınının şimdilerde tutkunu olduğu Avrupa’nın masallarına özgü bir perenses görünümü arz etmekte, dönemin her şey gibi değişmekte olan estetiğine yeni alternatifler sunmaktadır. Aşiyan Müzesinde Nigâr Hanım için ayrılan odanın duvarlarında asılı duran ithaflı ve soluk fotoğraflardan biri de Karmen Silva’ya aittir.

“Kraliçe Karmen Silva’nın Pek Çok İltifatı”

Nigâr Hanım 19O9 Şubatından başlayarak İtalya ve Fransa üzerinden Romanya’ya geçerek tamamladığı bir seyahatinde Köstence’ye uğrayarak Romanya kraliçesi Elizabet ile görüşür: “Viyana ve Peşte’den geçerek Köstence’ye vardım. Orada Kraliçe Karmen Silva’nın pek çok iltifatına mazhar oldum”[13]. Bu seyahat esnasında Karmen Silva, Nigâr Hanım’ın yazı albümü/Livre D’or’una Fransızca olarak, mülâhazalarından alınmışa benzeyen şu cümleyi yazar:

“Cihan ruhumuzun sarabileceği kadar küçük, aklımızın kavrayamayacağı kadar büyüktür.

Romanya Vapurunda: 3O Mart 19O9

Karmen Silva

(Romanya Kraliçesi Elizabet)”[14].

Keza, Nigâr Hanım’ın 1911’de çıktığı bir diğer seyahatte İsveç Kralı 5. Güstav’a takdim olunarak birlikte çay içtikleri müddet içinde, iki yıl evvel görüşmüş olduğu Romanya Kraliçesi’nden epeyce bahis geçer”Çünkü Karmen Silva kalem adıyla nefis şiirler neşretmiş olan Kraliçe Elizabet, İsveç Kralı Güstav’ın akrabasıdır”[15].

Nigâr Hanım anılarında beş hükümdarla tanıştığından bahsetmektedir[16]. Ruşen Eşref, bir yazısında onun asalete bağlılığından söz eder[17]. Bu bir yana Karmen Silva’nın romantik duyuş tarzıyla bir yazar olarak da Nigâr Hanım’ı etkilediği muhakkaktır. Keza, biraz sonra söz konusu edeceğimiz mektuptan Karmen Silva’nın da bu “Osmanlı edibesi”ni ilgi ve hayranlıkla takip ettiği, öncü bir Türk kadını olarak değerlendirdiği anlaşılmaktadır.

Ahmed Midhat ve Kraliçe

Bu etkileşim, Ahmed Midhat Efendi’nin bir tarihte Karmen Silva ile görüşmesine sebeb olacaktır. İşte Ahmed Midhat ‘in 1O Ağustos 1326 ( 23 Ağustos 191O ) tarihli bir mektubu[18] bize çok da fazla bilinmeyen bu görüşmenin öyküsünü anlatır. Ahmed Midhat Efendi bu tarihlerde Darülfünun’da Umumi Tarih ve Dinler Tarihi derslerini okutmaktadır ve 1326 (191O)’da Darülfünun tarafından düzenlenen Romanya seyahatine katılmıştır[19].

Ahmed Midhat tarafından “seyyidem” hitabıyla Nigâr Hanım’a yazılmış olan bu mektup, “çocuklarım” diye başlayan bir tezkire ile aynı zarf içine koyularak evvelâ kendi evine gönderilmiş ve onlardan Nigâr Hanım’a ulaştırmaları istenmiştir. Bu tezkirede Ahmed Midhat, çokça ilgi görüyor olmasının dışında bir şikâyeti olmadığını belirtmektedir. Belli ki Romanya seyahati son derece güzel geçmektedir:

“Çocuklarım! Gece gündüz nâil-i hürmet ve ikram omaktan mütehassıl fevkalâde yorgunluktan başka, sıhhat-i sahîhama, zevk u neşâtıma halel verecek hiç bir şey yoktur. Burada nail olduğumuz hüsn ü kabulün biraz tafsilatını sabaha yazdığım mektuplarda görürsünüz. Şimdi bu mektubu Nigâr Hanımefendi hazretlerine gönderiniz ki kendisine ait işbu fıkra-i atiyeyi okusun”.

“Pederin göndermiş olduğu mektup”, 16 Ağustos 1326 (29 Ağustos 191O) tarihinde ve ön yüzünde “Ziba Havva binti Ahmed Midhat” ismi basılı bir kartvizitle, Midhat Efendi’nin kızı tarafından Nigâr Hanım’a takdim edilir. Bu mektubu Ahmed Midhat’in Romanya Kraliçesi Elizabet’le görüşmesi hususunda çok geniş olmamakla beraber bazı detayları taşıması bakımından ilginç bulabiliriz. Avrupa kraliçelerinden birisiyle görüşmüş olmasının coşkusu Ahmed Midhat’in satırlarından hemen hissedilir. “Haşmetli kraliçe hazretleriyle yirmi dakika kadar musahabe nimet-i kıymetdârına nâil oldum”. Bir kraliyet mekânında gerçekleştiği düşünülebilecek bu yirmi dakikalık kabulün eksenini sanat, edebiyat ve kültür meselelerinin oluşturduğu tahminden uzak değildir. Ancak mektupta Ahmed Midhat’in yaşadığı anlaşılan asıl coşku Elizabet nezdinde Nigâr’ın taşıdığı kıymetin müşahadesinden kaynaklanmaktadır. “Zemin-i musahabemin büyük kısmını siz Nigâr, büyük Nigâr teşkil etti”. Anlaşıldığı kadarıyla Ahmed Midhat’in kraliçeyle görüşebileceğini Nigâr Hanım “vukuundan evvel keşfederek” muharrire “tebşir” etmiş ve bu vesileyle kraliçeye saygı ve selâmlarını göndermiştir:

“Bu nimete mazhar olacağımı sizin o güzel gönlünüz vukuundan evvel keşf ederek bana tebşir etmiş olduğunuzdan söze başlayıp hâk-i pây-i haşmet-penahiye muhaleset-i tazimkâranenizi arz ü tebliğe bizi memur etmiş olduğunuzu söyledim”.

Anlaşılıyor ki Nigâr Hanım etrafında başlayan sohbet, o çizgiden ayrılmadan devam etmiştir. Kraliçenin Nigâr Hanım’la ilgilendiği bellidir: “Meşgalenizi, kıymet-i edebiyenizi filânınızı hep sordu. Hep doğru söyledim”. Ahmed Midhat’in, “Malûmunuz olsun diye yazıyorum ki şayed ümid ettiğim vechile size bir şey yazar da cevap verecek olur iseniz ağızlarımız bir olsun diye yazıyorum” cümlesinden kraliçe ile Nigâr Hanım’ın yazışmakta olduğu anlaşılmaktadır. Ancak kraliçenin ilgisini asıl çeken şey Ahmed Midhat – Nigâr Hanım örneğinden hareketle Osmanlı’daki kadın-erkek ilişkisidir. “Hele aramızdaki peder duhter münasebetini dilim döndüğü kadar anlattığım zaman her tarifin haricine çıkacak kadar hoşlandı. “Anlaşılıyor ki kraliçe Osmanlı’da kadının değişmekte olan statüsünden memnuniyet duymaktadır: “Bir Nigâr’ın bir Ahmed Midhat’le bu suretteki mülâkati kendisinin de ziyadesiyle hoşuna gideceğini söylediler”Görülüyor ki Ahmed Midhat Efendi, bir kraliçe huzurunda yirmi dakika içine Osmanlı’da kadın meselesini dahi sıkıştırmayı başarmıştır.

Ahmed Midhat Efendi, Elizabet’in edebi kimliğini kraliçe kimliğinden üstün gördüğünü ima eder: “İftiharım bir kraliçe ile bu yoldaki musahabeden mütehassıl değil bir Karmen Silva ile musahabeden dolayıdır”. Ve satırlarını Nigâr Hanım’a duyduğu yoğun hayranlığı ifade eden cümlelerle bitirir. Öyle ki onu bir kraliçe ile mukayese ederek “En evvel Nigâr! Bahsedilir ki mâbihe’l-iftiharsın” cümlesini sarf eder.

Nigâr Hanım, Ahmed Midhat efendinin ölümü üzerine kaleme aldığı bir yazıda, bu mektuptan ve okuduğu zaman gözlerinin dolduğundan söz etmektedir. [20]

Bir kraliçe, bir muharrir ve bir şâireyi bir araya getiren bağlar bir müddet sonra üçünün de yakın aralıklarla ölümüyle tamamen çözülecektir. Ahmed Midhat Efendi, doktorlar kendisine men etmiş olmasına rağmen, Darüşşafaka’da fahri öğretmenlik yaptığı sıralarda nöbet tuttuğu bir gece geçirdiği bir kalp krizi sonucu en erken ayrılan olur bu dünyadan (1912). Harb-i Umumi’nin bütün dünyayı saran sıkıntıları arasında Romanya kraliçesi çok sevdiği Sinaiya şatosunda yumar gözlerini hayata (1916). Yaşça en gençleri olan Nigâr Hanım, en az yaşayanlarıdır da. Harb-i Umumi yıllarının en az harp kadar tahripkâr hastalığı tifüs bu kibar ve muztarip kadının ölümüne neden olurken garip de bir tezat yaratır (1918).

Romanya Kraliçesi Elizabet arkasında bir evlât bırakamadan öldüğünde yetmiş üç yaşındaydı. Sadece altına imza attığı kitapları kalmıştı geriye. Bir de Romanya için sarf ettiği çabalar. Döneminde Türk basınında sıkça rastlanan bir isim olmasına rağmen, değişen beğeni onun da kısa zamanda ve kolayca unutulmasına yol açtı. Belki de kralların ve kraliçelerin bütün dünyada iyice azaldığı bir dönemde, Cumhuriyet Türkiyesinde de bu kadar çabuk unutulmuş olmasına çokça şaşmamak gerek.


[1]Rabia Selahaddin, “Büyük kadınlar: Karmen Silva”, Kadınlar Dünyası, 23 Mart l918, nr. 166, s. 5-6.

[2]Karmen Silva, Bir Kraliçenin Mülâhazatı, Mürüvvet, 15 Şubat -28 Mart 13O3, nr. 1, 2, 5, 7.

[3]Astera, Hanımlara Mahsus Gazete, nr. 1-41, 19 Ağustos 1311-8 kânunısani 1311.

[4]Hanımlara Mahsus Gazete, nr. 2, 24 Ağustos 1311.

[5]“Karmen Silva”, Hanımlara Mahsus Gazete, nr. 19, 23 teşrinievvel 1311, s. 1.

[6]Bir Kızın Talihi, Hanımlara Mahsus Gazete, 29 Şubat 1311-3O Mayıs 1312, nr. 54, 58, 6O, 61, 62, 63, 65.

[7]Karpat Dağlarında, terc. Ahmet Rasim, İstanbul 1314

[8]Ne Kadar Kolaymış, terc. Ohannes Aznavur, İstanbul 1316.

[9]“Karmen Silvanın Bir Hikâyesi”, İçtihad, nr. 89, 16 kânunısani 1329.

[10]“Karmen Silva, Haşmetli Elizabet Hazretleri” (fotoğraf), Maarif, nr. 45, C. 2, s. 293.

[11]Nigâr Binti Osman, “Karmen Silva”, Şehbal, nr. 31, s. 131.

[12]“Romanya Kraliçesi Elizabet, güzelliği kadar şairliği ve müzisyenliği ile de tanınmıştı”.

Ruşen Eşref Ünaydın, Diyorlar ki, Kültür ve Turizm Bak. Yay. Ank. l985, s. 32O.

[13]Hayatımın Hikâyesi, Ekin basımevi, İstanbul 1959, s. 64.

[14]a. g. e., s. 1O8.

[15]Günlük, XV. defter, s. 8.

Hayatımın Hikâyesi, s. 65.

[16]a. g. e. s. 67.

[17]“. . . Memleket ve nesil terbiyesi için yüksek bir sınıfın lüzumuna inanan bu kadında, o adi bir özenti değil, tabii bir arzu, hattâ bir ihtiyaçtı. Ve bu ihtiyaç kimbilir ona asalete bağlı kalmayı seven Macar kanından mı gelirdi “.

Ruşen Eşref Ünaydın, “Hatıralar ve Tahassüsler”, Vakit, 16 Nisan l918.

[18]Mektup Aşiyan müzesinde muhafaza edilmektedir.

[19]Hakkı Tarık Us, Ahmed Midhat’i Anıyoruz, İstanbul, 1955, 76 s.

[20]Nigâr binti Osman, “Matem-i MilliyeMunzam bir Keder”, Şehbal, nr. 8O 15 Şubat 1328, s. 124.

Leave a comment

Your comment