Aşk ve Kadın Şairi Celâl Sahir ve Beş Mektubu

AŞK ve KADIN ŞAİRİ CELÂL SAHİR ve BEŞ MEKTUBU

“Saiki kalp olan her hareket samimidir. Samimiyet ise her zaman mazurdur”.

Edebiyat-ı Cedidenin en genç üyesi Celâl Sahir, sonraları toplumsal meselelere yatkınlık duyarak Türkçülük davasının ve “Yeni Lisan” hareketinin ateşli bir müdafiî olmasına rağmen;bugün kendisini tanıyabilecek kadar edebiyat bilgisi sahibi olanlar tarafından daha çok bir “kadın ve aşk şairi” olarak hatırlanır. Zaten

Bütün hayatımı onlar verir de ben yaşarım

Kadınlar olmasa öksüz kalırdı eş’ârım

mısralarıyla o, kendisine bu sıfatı en baştan ve kolay unutulmayacak şekilde yakıştırmıştır.

Yakup kadri’yi göre Celâl Sahir “Uzun saçlarıyla Mai ve Siyah’taki Ahmed Cemil’in ta kendisidir”l Ahmet Cemil elbet hepimizin içinde başka biçimlerdedir, lâkin Celâl Sahir’in saçlarıyla ünlü olduğu doğrudur. Üstelik fotoğraflarının bir kısmında saçlarını ön plâna çıkaracak pozlar verdiğine bakılırsa bunu bizim görmemizi de istemiştir.

Fazıl Ahmed, Celâl Sahir’i “Manierismi vardır ki onu aslı olmayan bir sensualite içine düşürür yani ona dandy hali verir. Yazısında yiğitlik, mertlik, cesaret yok” gibi bir cümleyle değerlendirmeye çalışır2. Keza Haşim, Edebiyat-ı Cedide’den bahsederken, “O edebiyattan bugün ismi bile unutulan” eserlerin varlığına “Beyaz Gölgeler sahibinin aşkı dile getiren “şiirlerini örnek olarak gösterir3. Kuvvetli bir estet ve kılı kırk yaran bir şiir işçisi olan Haşim’in kendisini yoğun aşk ilhamlarına alabildiğine bırakmış Celâl Sahir’i küçümsemesi elbette çok şaşırtıcı değildir. Ancak Celâl Sahir’i bugün için mazur gösterebilecek bir yan varsa o da samimiyetidir. O, biraz sonra söz konusu edeceğimiz mektuplarından birinde zamanın kendisini ne kadar eriteceğini ve yargılayacağını sezmişçesine şu cümleyi sarfeder: “Saiki kalp olan her hareket samimidir, samimiyet ise her zaman mazurdur”. Samet Ağaoğlu’ya bakılırsa “belki yüz defa âşık” olan “yalnız üç defa evlenen” Celâl Sahir de belli ki her güzel şeyden kalbini yara almaksızın kurtaramayan Mehmet Rauf’un yolundadır. Tümüyle bir kaçışı yaşayan bu insanlar için bir ikisi istisna edilirse aşk sığınılabilecek en emin yerdir. Öylesine onlarla bütünleşir ve onları bütünler. Celâl Sahir Demet adlı bir kadın mecmuası çıkardığı gibi pek çok gazete ve dergide, kadın, hakları, eğitimi, aile içindeki yeri, estetiği…. gibi bir yığın yazı altına da imza atar.

Celâl Sahir’in kayınpederi Ebüllisan Şükri Efendi, Nigâr Hanım’ın Türkçe hocasıdır. Belki böyle bir başlangıçtan yola çıkarak Nigâr Hanım’ın ünlü Salı-Cuma kabullerine kadar uzanan bir dostluk gelişir genç Serveti Fünun sanatçısı ile Paşa kızı Şair Nigâr arasında. Bugün Aşiyan Müzesinde Celâl Sahir’den Nigâr Hanım’a hitaben yazılmış beş mektup muhafaza edilmektedir. Celâl Sahir hakkında hazırladığı araştırmanın Önsözünde Dr. Nesrin Tağızade, “Ölümünden sonra vasiyeti üzerine evrak-ı metrukesinin yakılması, Demet Mecmuasını çıkardığı sıralarda çeşitli defter ve müsveddelerinin bulunduğu bir el çantasını kaybetmiş olması” sebeplerine binaen Celâl Sahir’e birinci elden kaynaklarla yaklaşmanın güçlüğünden bahseder. 4 Bu bakımdan söz konusu mektuplar hakkında kısa ve tanıtıcı bilgi verdikten sonra, bu gün artık unutulmaya yüz tutmuş bir sanatçının, döneminin hassasiyet tarzını da aksettirebilecek mahiyetteki ve gerçekte bir mensure kadar itinalı satırlarını ilgilenenlerin dikkatine sunmayı zevkli bir görev sayıyoruz.

Bu mektuplar içerdikleri ifadeler kadar zarf üstü yazılarıyla da sadece Celâl Sahir’in değil, bir dönemin zarafetini yansıtıyor. “Nigâr Hanımefendi Hazretlerinin Huzur-ı Alilerine Maruz ya da Hâk-i pay-i âli-i edibanelerine” gibi ifadelerle sahibesini bulan bu sararmış zarfların taşıdığı mektuplar “Aziz Şairem, Muazzez Şairem, Muazzez ve Muhterem Şairem” gibi hitaplarla başlıyor ve hemen daima “Ellerinizi hürmet, tazim ve iştiyak ile öperim” ifadeleri ile sona eriyor. Bu beş mektup 21 Mayıs l32O, l5 Haziran l32O, 23 Mayıs l32O (zarf üstü tarihine göre), l8 Nisan l321, 25 Nisan l321 tarihlerini taşıyor ve kurşun kalemle, alelacele bulunuvermiş bir kâğıda yazıldığı anlaşılan 25 Mayıs l32O mektubunun dışında hepsi markalı.

İlk mektubunda Celâl Sahir birkaç gün Hereke’ye kayınbiraderinin yanına gitmiş ve dönüşte bir vefat haberi almış olduğundan bahisle, şairenin sıhhatini soruyor. İkinci mektupta şaireyi iki kez ziyaret etmek istediği halde ikisinde de evde bulamadığından şikâyet ediyor. “Şeref-i musahabenize nâil olmak için kalbimde birikmiş iştiyakları ilk fırsatta teskin edeceğim” ümidindedir. Bu günlerde sinirleri “muztarib” ve “manen nâmizac” bulunmaktadır. Üçüncü mektup kurşun kalemle yazılmıştır. Celâl Sahir, Nigâr Hanım’dan daha evvel dinlediği bir şiirini yazılı olarak göndermesini rica etmektedir. Dördüncü mektup yine bir şikâyetle başlamaktadır. Giderek artan bir boyun şişinden dolayı hekim “acele yazlık bir yere taşınmak tavsiye” etmiştir. Cuma günü Kâğıthane’ye gitmiş bulunan Celâl Sahir izlenimlerini şairane bir biçimde ifade eder: “Dere sakin, sevimli, sahilindeki koru girizan hülyalara nîşimendi. Serin, temiz bir hava ciğerlerimi yıkıyor, nâsiyemi okşuyor ve melâlimi tehziz ediyordu. …” 2 Nisan l32l tarihli mektup en geniş hacme sahip olanıdır ve yer yer Celâl Sahir’in kadın ve hayat karşısındaki duygularını, düşüncelerini ifade eden müstakil bir yazı havasına bürünmektedir.

Bugün artık bir çokları tarafından unutulmuş, en büyük meziyeti belki samimiyeti olan bir şairin mektubu şöyle:

İstanbul, 25 Nisan l321

Muazzez ve Muhterem Şairem,

Kıymetli mektubunuzu ve güzel şiirinizi büyük bir lezzetle okudum. Teşekkürlerim, hürmetlerim ve dostluğum kadar samimi ve nâmütenahidir. Fakat itiraf edeyim ki kadınlığı mektubunuzda şiirinizden daha iyi tasvir ediyorsunuz. Kadın çiçek, evet bir şükûfe-i cazibebû ki takdisat-ı ruhiye sadakatkâr kelebekleridir. Güzelliğin en müessir tecelligâhı, nerminin en yaraşacağı bir mevcudiyet, zarafetin hamisi, mübdii, hazinesi; rikkatin, şefkatin menbaı; melekiyetin esrarengizlikte hemşiresi, şeytanetin bahusus şeytanetin (fakat korkuyorum)tecrübe-dide icra memuru, saadetin kendisi (için) müstehakkı, başkaları için müvekkili, felâketin bilerek bilmeyerek ekseriya mûrisi, bazen kahramanı hep hep kadın değil midir?Hayat-ı içitmaiyenin tenzih-i maneviyatında bir kadının haiz olduğu kudrete ne muadil olabilir?Bir hüsn-i nesevinin kalb-i beşerde hasıl ettiği teessürat ve heyecanat-ı ulviyeyi ne hasıl edebilir?Beşeriyet bir kıt’a ise kadınlık bahçesi, bir bahçe ise hazeratı, bir ağaçsa kadınlık çiçeği, bir çiçekse kadınlık reng ü bûyıdır. Beşeriyet bir sema ise kadınlık güneşi, bir kuşsa nağmesi, bir sahra ise serabıdır . Bazen âteşin ve şuledar bir darbe-i nazarla en müncemid kalpleri ısıtan, en geceli bedbinlikleri tenvir eden, bazan bir damla gözyaşıyla en paslı hissiyatı yıkayan bir ra’d-ı hiddetle en anud mukavemetleri korkutan, ezen kadın değil midir?Fakat bilmem ki niçin uzatıyorum?Beşeriyet kadar eski olan bu hiss-i takdisî şimdiye kadar ne kadar sûver ü eşkâl ile ifade olunmak istenilmiştir. Halbuki bu derin ve ince hissi tesbit etmeğe kelimat kifayet eder mi?Şiirin mevzuu ve mevkı-i iradı tevsi ve tahdidi icab ettirdiği için mütenakız iki mecburiyet tevlid ediyordu. Şikâyet etmekte pek haklısınız. Bununla beraber şiir hakikaten güzeldir. İstirhamlarımın nezdinizdeki mazhariyet-i kabulünü anlatan sözleriniz ise güzel, nazik ve câlib-i minnettir.

Yalnız bedbinliğinizin yeni bir tezahürü olmak üzere kabul edeceğim (kendiniz gibilerine) aid hükmünüz beni gücendirdi. Şu ıztırabgâh-ı umumide saadet-i hakikiye madem ki bir hülya-yı müzehhebden başka bir şey değildir, o halde insanın daima bedbahtlığı zan ve tefekkür etmesi de onu teşdid edecek esbabdandır. En büyük maharet, yalnız şevkâmiz şeyleri büyütücü bir adese arkasından kâinata bakmaktır ve yalnız asvat-ı neşeyi işittirmeye yardım eden bir misma ile asvat-ı muhitatı dinlemektir. Ve mesud olmanın yegâne âlemi budur. Kendi müfekkerenizi ise hiç söyletmeyiniz. Fakat bunu hüviyet-i maneviyenin bir nevi intiharı gibi telakki ederseniz… Kendi muhtac olduğum nasihatleri size bu suretle yazarken gülmekten men-i nefs edemiyorum. Lâkin başka bir şey yapmak kabil olmadığını orada idrak ettiğimiz halde bu taannüdümüz nedir?

Kartvizitinizi mektubunuzla aynı günde aldım. Fuad’ı Feridun Bey Beyoğlu’nda görmüş, vermiş. Teşekkür ederim. Eğer trenle gideceğinizi bilseydim, Cuma günü sizi bulamayınca gara gelirdim. Fakat bilmiyordum. Ne iyi nasib mi tayin buyurmuşsunuz. Lâkin sizi ziyaretlerimden rahatsız oluncaya kadar benim o nasibden intikam almaya vaktim vardır. Gelirken mutlaka vapurla gelmenizi tavsiye ederim. Hava güzel olursa deniz seyahatlerinin zayıf vücutlar üzerinde hayat-bahş tesiratı görülür ve menazır daha hoştur zannederim. Bu vesile ile Selanik’i de görmüş olursunuz ki her halde zahmeti değer.

Rahatsızlığınıza ve bilhassa bunun sizdeki iştihanın hüsn-i istimaline mani olacağına çok müteessif oldum. Ben ise bu seyahati mahzâ hasıl edeceğini umduğum şu iştiha için taziz ediyordum. Mümkün olduğu kadar yemek hususunda iltizam-ı ısrar etmenizi sizden çok rica ederim. Yemek üstüne geziniz. Hisar arkasına gidiniz. Saf ve açık hava za’fın ve fakr-ı demin minnetsiz hEkimidir. Bülbüller bu tabii parkın fahrî musıkişinasıdır. Hülyalarınızı tehziz ettiği müddetçe güzel hava da vücudunuzu tedavi eder. İstifadeniz iki türlü olur.

Ben bu hafta yine Kâğıthane’ye gittim. Güzeldi, dereye bayılıyorum. Yollar çok bozuk olmasa her zaman gideceğim. Halbuki insan gidip gelinceye kadar hurdahaş olmaya yaklaşıyor. Pazar günü Makrıköyüne gittim. Gece de orada kaldım. Bu sabah da evde şu kâğıdı size yazıyorum. Hem de gevezelik etmiş olmaktan korkuyorum. Her halde bu muacciz dostunuzu afvınızla mücazatlandırınız. Halet, [1] iltifatınıza ve Semiye Hanımefendi hazretlerinin selâmlarına mukabele eder ben de ellerinizi tazim ve iştiyak ile öperim.

Celâl Sahir



l Gençlik ve Edebiyat Hatıralarım,, İletişim Yay. İst. l99O, s. 5O

2 Ruşen Eşref Ünaydın, Diyorlar ki, Kültür ve Turizm Bak. Yay. Ank. l985,

s. 249-25O.

3 a. g. e. s. 258-259.

4 Nesrin Tağızade Karaca, Celâl Sahir, Kült. Bak. Yay. Ank. l992.

[1] Celâl Sahir’in eşi

Leave a comment

Your comment