Nun efendim

Nazan Bekiroğlu
Nun efendim
Nun. Gökte yıldız damlaları, nun’un odasında kandillerin ziyası. Bir nun, onun ismi var ve bir de kalbi var. Bense bir N’yim, odam çıplak, adım ancak verebildiğim ses kadar.
Kırmızı bir kalemle uçuk yeşil bir sahife üzerinde başlıyorum bir nun, bir daha, bir nun daha çekmeye. Zamanım masa üzerinde bordo güller mevsimi. Mekanım hokka, kalem ve mürekkep. Nun bir kase, kanım alev. Yanmak için bir nun, yana yana yazmak için iki nun gerekli. Ben bir N harfiyim. Kırık dökük çizgilerin, sivri uçların elindeyim.

Düştüm nun’un kapısına, dizlerim üstündeyim. Elifba’nın gülle yıkanan gözleri önce, sonra virgül, sonra siz; Nun, efendimsiniz.

Bir kürsü ve bir nokta. Başlangıçta çizgi sertliğinde resmedildiğiniz alfabeden yola çıkıp da nokta ilhamlarıyla tamamlanan bir münhaniye dönüşürken ne kadar yakıcı bir ruh serüveni geçirmişsiniz. Keskin ve sivri uçlarınız, acıyan ve acıtan yanlarınız bir kavs saltanatında nasıl yumuşamış böyle.

Bir nun mührü ki an gelir hattatın alnına yazı, an gelir eline bağdır. İs mürekkebi, kamış kalem. Yetmez. Perdeye gölge salmadan önce daha, görünür sabiteler arasında mevcut bir nun’un görünür kılınması vecd istiyor. Bir kalp için ne kadar çok acı. Bir melek kanat çırpmalı ki nun’un üzerinden, nun hat olsun. Bir hattat öyle hat çekmeli ki, kalbin ritmiyle parmak uçlarındaki ritmin eş olduğu o nefes tutumu anda nun’un adı aşk olsun, bir nun artık bir hattatın ömrüne ilave bir an olsun. Nun efendim şimdi siz, sonsuzluğa açılan mihrabın başındasınız. Üstelik ses verirken, iki nun arasına aldığınız vav’ın da sırrındasınız. Varlığın esası ses, boşlukta çoğalıp duruyor. “Kün” sonunda bir nun var. Önce virgül, sonra siz: Efendimsiniz.

Ebcedle karşılığınız elli. Müfessirlere göre bazen balık, bazen divitsiniz. Cennetlerden bir cennet bazen. Nun’la başlar nun’la biter El-Kalem. “Nun. Ve’l kalem”. Yaradılışınız, kıyamete değin olacak ve bitecek ne varsa yazması buyrulan kalemin yaradılışından hemen sonra. Neyi yazayım, diye sorunca kalem, kaderi, diye cevap almasaydı, var olur muydunuz acaba? Yaradılışı, sizin yaradılışınızdan hemen önce olan kalem yazmaya başlayınca, inilti ve titreyiş düşmüş olmalı hissenize. Sırrınız, bu iniltiyle alakalı, bir dokununca bin ah işitilen bir kase olmanız bundan. Gecelerin kaç saat olduğu sizden sorulmalı. Tersinden nun düzünden de nun olan bu sızılı nefes. Boşluğa ürkek bir titreşim halinde dökülürken siz, aruzda medli okunamayan hecelerin sonundaki harfsiniz. Nun ile biter an, nun ile biter can. Nun ile biter niran, zaman, zindan, feyezan. Nun cennetin ortasında. “Peygamber çiçeği”, eller ve gözler. Önce virgül, virgülden sonra daima siz. Nun efendimsiniz.

Evveli ahiri “bir nar çiçeğini” ezebilir mi benim efendim, parmakları kalem tırnakları karanfil olsa da? Nun efendim bir billur parçası, incecik. Nun efendim karanlığın içinden ses veren titrek ışık salkımı. Alaaddin’in lambası eşyayı incelten bir kış ikindisinde. Ya da bir kandil nun efendim, “kandilliğin içinde”. Rüzgar ne yandan esecek, hangi yandan karanlığa karışacak gizemli nun’un alevindeki sızı? Mumun alevi bile titremez bir hattat, nefesini tutmuş, bir nun çekiyorken.

Peki ama nun efendim, söyler misiniz ben, ben diyorsam şu kırık çizgileriyle N olan ben, kalbimi çatlatan nefesimi nereye salıvereceğim? Çünkü ben, N’yim, kesişen doğruların geometrik nizamında zahirim. Bu kırık çizgilerin nizamını aşıp da sonsuza geçmeyi bir türlü bilemeyeceğim.

Nun efendim, erdem biraz da zor ile mümkün, sen (işte öyle sen efendim), erit sivri uçlarımı, yok et kırık çizgilerimi. Dar açılarımdan, paralel aykırılıklarımdan kurtar beni. Bir münhaniye kalbet, bir nokta ile tamam et beni. Bir kase kıl, doldur yangınınla kalbimi. Bir hattat mağlup olurken süveydasına, bir N ne kadar yakın olabilir nun’un iki gül yaprağı arasına sıkışmış kalbine? Endam aynalarının önünde bunu öğret, sonra öldür beni. Bilmenin armağanı bir cennet sürgünü olsun, çıt çıkarmam razıyım. Çünkü bütün macera bir nun’dan bir nun’a. Önünde dizlerimin üstündeyim, nun, öğret, efendim değil misin?

İşte böyle nun efendim! “Kalem ehlinin satıra dizdikleri ve dizecekleri için” başlangıç nun’du, bitiş de nun olsun. Değil mi ki nun, yazılışı başta, ortada ve sonda birbirinden farklı bir harftir. Ve baştaki nun’la sondaki nun’un makamı artık birbirinin aynı değildir. İki nun arasında geçmiş ve gelecek bir noktada toplanır. Oluş ve mekanın bittiği müntehada mirac. Ya mütekellim! Ne kadar kalem, ne kadar hattat varsa hepsinin hükmü düşer şimdi. Bir melek kanat çırpar bir nun kürsüsünün üzerinden. Önce hüküm, sonra virgül, sonra siz: Nun, efendimsiniz. Hükmümüz sadece bir nun, o da O’nun.

Leave a comment

Your comment