Aşklar ve suretler

Nazan Bekiroğlu
Aşklar ve suretler
Fuzuli, suretini taş üzerine çıkartarak Şirin’e veren nakkaş Kuhken’in bu davranışından, suret üzerine geleneğin bina ettiği anlam birikiminin tam tersi istikamette bir yorum çıkarır;
Kuhken Şirin’e kendi öz nakşın çekip vermiş firib

Gör ne cahildir yontar taştan öziyçin rakib,

Aşkın, sevki tabiisi içinde gayet masum ve kendi mantığı içinde de gayet “mantıklı” duran bu davranıştan koskoca bir cehalet örneği çıkarırken Fuzuli, asıl ve suret arasındaki hiç de küçümsenemeyecek rekabetten söz etmektedir. Bir başka ifadeyle sevgilinin yokluğunda, onu suretinde büyüten aşıkın artık bir daha o suretten vazgeçememesi ihtimalinden. Asıl gelse bile.

Dikkatli bir bakışla bu kompleks, sevgilinin aşık nezdinde, kendi imgesiyle sokulduğu yarıştan mağlubiyetle çıkarılması olarak okunabilir.

Metin Erksan’ın Sevmek Zamanı filminde; güz yağmurları yağarken, tamir için girdiği bir yazlıkta duvarda asılı kocaman siyah gözlü ve siyah saçlı bir kadın resmine giderek artan bir şiddetle aşık olur genç boyacı. Surete aşık olmasıyla tipik geleneksel davranışı yüklenen delikanlı aradan zaman geçip de kızın (asılın) çıka gelmesinden sonra geleneğin duyuş teamülünden sapma göstermeye başlıyor. Beklenen, asıl gelince suretin hükmünü yitirmesidir. Oysa, kocaman gözlü kız, belki resimdekinden daha güzel ve kocaman gözleriyle çıka gelip de, işte ben geldim, resmimi değil beni sev, dediğinde aldığı cevap: Ben resmini seviyorum, seni değil. Doğru, resmini seviyorum seni değil. Çünkü seni görmeden önce gördüğüm ve senin yokluğunda senin suretin üzerinden büyüttüğüm sana, kendimi ilave ettim. Seni kendi içimde senden başka bir biçimde var ettim. Böylece senden, senden de farklı bir sen çıkardım. Şimdi o seni seninle nasıl bozabilirim?

Çünkü aşk bir yeniden var etme eylemidir. İçimizde sürekli yeni senler oluştururuz. Üstelik öyle senlerdir ki bunlar, “sen”e de uymaz. Şair seslenir: “Seni seviyorsam bundan sana ne?”

Bazen bir hayal, gelip geçici bir suret aslından ne kadar tehlikeli olabiliyor. Tehlikeli; çünkü sureti içinde büyüten aşık, kendisini katarak onu büyütüyor.

Bu yüzden belki en baştan yapılması gereken anlaşmadır aşka sevenin sevileni uyarması: İzin verir misin, seni kurabilir miyim? Seni yeniden yazabilir miyim? Kendi içimde senden bambaşka bir sen çıkarabilir miyim? Sonra tutup seni onunla yarıştırabilir miyim? Sonrasında, ona uymuyorsun, diye canını acıtabilir miyim? Hayır tabii ki! Böyle bir anlaşmaya kim “evet”, diyebilir? Nasıl cesaret edilebilir bu evet’e? Evet, izin veriyorum içinde, benden bambaşka bir ben çıkarabilirsin. Sonra tutup beni onunla yarıştırabilirsin. Sonra ona uymuyorum diye canımı acıtabilirsin. Benim realitenin istilalarına mağlup düşmüş etten ve kemikten bedenimi düşlerinin ölçeğine vurabilirsin. Ve sonra düşlerinin ölçeğine uymuyorum diye beni reddedebilirsin. Hayır. Elbette ki hayır. Rekabet edemeyeceğim yegane, içinde benden çizdiğin yeni bendir. Bir tek senin içindeki kendi görüntümle yarışamam. Suretim benden öndedir, suretimle yarışamam. Çünkü senin içindeki suretimin üzerinde sen varsın. Onu kendinle biçimlendirmedesin.

Bir kere bu noktaya gelince her sevileni bekleyen acı aldanış: “Beni seviyor”. Hayır seni sevmiyor. Kendi içinde yarattığı bir seni seviyor. Bu eylem kendi düşlerinin tümünü sana yüklemesine kadar sürecek. Ay’ın halleri. Büyüyen bir hilal. Sen sadece izin vereceksin, eşlikçiliğin bu. Sonra sen ve kurgusal sen bir süre örtüşeceksiniz. Dolunay. Sonra örtüşmeyen kısmın örtüşen kısımdan fazla olduğu bir gün mutlaka gelecek. Eksiği sol tarafında, küçülen bir hilal.

Suretin içimizde oluşturduğu ve aslı tehdit eden tehlikeli derinleşme, çok kolay göz ardı edilebilecek türden değil. Sureti içlerinde o kadar büyüttükleri için pınar başında karşılaşan Hüsrev ile Şirin birbirlerini tanımadan geçer ve giderler.

Kuhken’e en büyük rakib, Şirin’e verdiği kendi sureti.

Puşkin “meğer ki bir hayale aşıkmışım” yazıklanmasında.

Attila İlhan “Git başımdan Aysel, seni seviyorum”, dedikten sonra, “Ne kadınlar sevdim, zaten yoktular”, fark edişinde. Ünlü mısraın sahibi, Aysel’i başından gitmeye zorlarken aslında Aysel’in, içindeki Aysel’i yok etmesinden korkmakta.

Hayyam bir gece boyunca birlikte olduğu sevgiliyi yola koyduktan sonra “şimdi” demekte, “şimdi sevgiliyle birlikte olma zamanı”. İçindeki sevgili dışındaki sevgiliden daima daha çok çünkü. Ya da kim bilir dışındaki sevgili içindeki sevgiliden eksik.

Nedim, şiirinin onca dilberi vasf edişine rağmen,

Yok bu şehr içre senin vasf ettiğin dilber Nedim

Bir peri suret görünmüş bir hayal olmuş sana,

hükmünde, biraz da kırgın.

Attila İlhan’ın sevdiği kadınlar da, Nedim’in vasf ettiği dilber de, aslında fevkalade varlar. Var olabilecekleri yerdeler sadece. O yerden baktığımızda, aşk basit bir kurma eylemidir ve seven ve sevilen arasındaki ilişki zannedildiği kadar çok değildir. Sevilen fark eder sonunda: Sevdiğin ben değilim. Seven fark eder: Sevdiğim sen değilsin.

Leave a comment

Your comment