Su

Nazan Bekiroğlu
Su
Sevgi ve şefkatten mahrum yetiştirilmiş “ucube” Quasimodo’nun önce hangi susuzluğuna değer güzel Çingene kız Esmeralda? Notre dame dö Paris’nin en güzel cümlesi “Bana su verdi, bana su verdi”.
Ne kadar çok su sahnesi. Bir ucundan tutup silkelense edebiyat, ortalığı Nuh tufanı kaplayacak. Çünkü bir yanıyla da Tih Çölü aynı edebiyat. Edebiyat insan demek çünkü. “Gökten inen su” yağmur. “Yağmur, yeşilliğe ne yaparsa” insan ona muhtaç.

Çölden ve ateşten geçen sonunda suya ulaşıyor ancak. Su ve ateş arasında ilişki. Arınmayı bu dünyada su sağlıyor, öbür dünyada ateş. Suyun bir bakıma ateş oluşu bundan. Suyu çöl, çölü su izliyor. Çöllerin bittiği yerden denizler, denizlerin bittiği yerden çöller başlıyor haritada. Çölde kavmi için su isteyen ve taşa vurduğu değneğin ucundan on iki pınar fışkıran Musa denizden geçerek çöle düşüyor.

Hayat olan su ölüm aynı anda. Hayat ve ölüm ne kadar iç içe. Ne kadar kolay kıyamet. Ne kadar kolay insanın cenneti. Ne kadar kolay insanın cehennemi. Bereket olan su “bir gece veya gündüz aniden”, ölüme dönüşebilir. Ölüm gibi görünen aniden yaşam verebilir. Nuh tufanından sağ salim kurtularak dağın tepesine konanların yaptığı ilk iş, güvercin ağzında yeşil bir zeytin dalıyla geri döndükten sonra, su içmek değil miydi? Ölümüne bir seçim değil miydi ceylanınki susuzluktan ölmekle su içerken vurulmak arasında. Elbet o susuzluktan ölmektense su içerken ölmeyi seçer. Suyun adı hayat, hayatın öbür adı ölüm.

Fakat su gibi görünen her şey su değildir. Süleyman’ı ziyarete gelen Belkıs yanılır bazen. “Billurdan yapılmış şeffaf bir zemin”i su zanneder ve eteklerini yukarı çeker. Ayakları görünür. Süleyman, Belkıs hakkında yanılmamıştır; ama Belkıs hayat ve mahiyeti hakkında yanıldığını kavrar. Bir yanılgının idraki hakikate doğurur onu. “Ben gerçekten kendime yazık etmişim”, 27/44. Su görünür, teyemmümün hükmü düşer. Cahiliye döneminde alınan kararlar Asr-ı Saadet başlayınca geçerliliğini kaybeder.

Suyun her halde en güzel aktığı edebi eser, naatların en güzeli, Su kasidesi. Fuzuli suyun yokluğundan alev alan bir uzak hatıranın yangınına, alev ateş bir Kerbela’ya sıkı sıkı bağlı olduğundan mı acaba? Nesib bölümünde zarif bir kinaye içre başını taştan taşa vurarak avare gezen ve bir hüsn-i talille Hz. Peygamberin ayağının tozuna yetmeye çalışan su, medhiye bölümünde “alemlere rahmet olarak gönderilen”in su kadar berrak ve aziz imgesine dönüşür. Değil mi ki gül temannasıyla dikene su vermek yitik değildir, diken sonunda gül verir. Ama bahçevan yüz bin gül bahçesine su verse O’nun yüzü gibi bir gül açılmaz.

Peygamberin mucizesi ne kadar çok suya dair. Keramet ne kadar çok su üzerinde. Su üzerinde yürümek ne kadar çok önemli. Ne kadar önemli ayakları ıslanmamak. Ve ne kadar önemli ayakları ıslanmayanın ayaklarının ıslanmadığının bilinmesi, kendisi bilmese de.

Kendisi çölde yaşadığı için, kapısının önünden Dicle Nehri geçen mü’minler emirine armağan olarak bir testi yağmur suyu götürür Mesnevi’deki bedevi. Çünkü kalbi su kadardır. Kalbinin kapıları sular kadar açıktır. Azim ise, ölecek kadar susamış adamın ırmağa bakan kerpiç duvarın üzerinde yaptığıdır. Bir parça kerpici koparıp suya atar. Bir daha, bir daha. Faydasız gibi görünse de, hem suyun sesini duyar, hem duvar alçalır adam bir gün suya kavuşur. Bir bardak suda okyanus saklıdır çünkü kalbinde gözü olana. Ve dahi bir bardak suda fırtına koparır kalp gözü kapalı olan. Yine de bir bardak su bütün sularla aynı özellikte bir şeydir. Ve dörtte üçü su olduğundan mı vücudumuz okyanuslar gibi Ay’ın cazibesinin etkisindedir? Bu yüzden mi içimiz gel git halindedir?

Bu yüzden mi sudan sebeplerle yitiririz su gibi aziz şeyleri çoğu zaman. Sular durulduğunda aydınlanır anlamlar; ama sular durulmaz dalgalanmadan. Suda selamlarız hayatı, suda vedalaşırız. Bir yudum su hayattır canlı olan her şeye.

Bir bardak su, sardunya kokusu, çiğnenmemiş bir temmuz sabahı. Sular ve gökler arasında yapayalnızım. Tut ki yeni yaratılmışım.

Su üstüne yazılan yazılar gibi kaybolup gider yazılması “yazılmamış” yazılar. Ama su, üstüne nakış tutar zamanı gelince. “Siz onu bilirsiniz”. Ayağınızı vurursunuz yere. Aziz ve şifalı bir su fışkırır. Yıllarca suya hasret miydiniz? İşte suyu bulduğunuz yerdesiniz. Su, susamanın sonucu ve sebebi. Su yaratılmamış olsaydı susamayı bilmezdik. Hasret varsa bir yerde mutlaka vuslat da olmuş olmalı. Kavuşmasak özlemezdik. Suyun kıyısında hicran, visalin anısı.

Comments (1)

zehraMart 23rd, 2010 at 11:20 pm

cok begendım paylasmak ıstedım

Leave a comment

Your comment