Çöl

Nazan Bekiroğlu
Çöl
Çöl, üç harf alfabede. Şiirde birkaç beyit. Tek hece gramerde.
Lügatte tek kelime.

Bir büyük yangın, bir büyük boşluk. Adı çöl.

Varlığın kaynağı ama, bulmanın ve bilmenin. Adı yine çöl.

Güllerin rengi çölün yangınından değil mi? Mecnun çölde bulmadı mı Mevlasını? Güzeller güzeli Yusuf, Züleyha’ya çölden gelmedi mi? Dahası Yusuf’a ailesi, onlar da çölden gelmedi mi? Musa çöle sığındı, ateşi çölde buldu. Çöl, Musa’nın bahtıydı. Öyle olmasa Musa, Rabbini çölde mi bulurdu?

Alemlere rahmet olarak gönderilen, o, “Çöle İnen Nur” değil mi?

Çöl, yolunu kaybedene, burda su var, diye seslenen ses; ama verdiğinin karşılığını istiyor. Hikayesi, İbrahim’in hikayesi. O da yangını kendi yangınından büyük olana ancak gül veriyor. Çünkü çölün bir yanı dağsa öbür yanı deniz. Bir yanı kumsa öbür yanı fırtına.

Öyleyse Mecnun, Mevla’yı bulmak için Leyla’yı yitirmeli. Yusuf bir kuyuda kaybolmalı önce. Musa çöle düşmek için elinden bir kaza çıkmalı. Kavmi, kendisine vaad edileni tam kırk yıl döne dolaşa çölde aramalı.

Çöl verdiğinin karşılığını istiyor.

Öyle mi? Olsun! Su içmeye eğildiğinde vurulsa da, ceylanların emanet edilebileceği en emniyetli yer yine de çöllerin derinliği. Çöl ki ceylanların şahitliği.

Kaç kamer çölde, kaç fecr? Bir su gibi bırakılmış. Ve gurup, bir saniye bile yerinde tutamadığım. Tek nefes çölün söylediği: Deşt-i Fena. Yani yokluk sahrası. Yani varlık vahası.

Vaha çölde bir dur, bir durak. Bir dua vaha. Vaha geçici, çöl vahayla kalıcı. Çölün bahtı suyun hayaliyle sınırlı. Çölün yaşamı. Arap edebiyatında zuhur eden aruzun “bir çizgi bir nokta bir çizgi bir nokta” yorumu.

Uzun gün-kısa gece. Sıcak gün-serin gece. Yolculuk-vaha. Hararet-su. Ateş-gül.

Her şey bu ritimde. Bir yolculuk bir durak.

Çölün yangını da suyun ritminde.

Vahaya bitişik kelime: Serap. Biri gerçek, biri bir yanılsama. Vaha ne kadar makbulse, serap o kadar tehlikeli. Bu yüzden gökten indirilen su, “çölden gelip geçenlerin istifadesi” içindir de, inkar edenlerin amelleri “ıssız çöllerdeki seraplar”a benzemektedir.

Çöl, ateşin cisimlere yansıyan rengi. Çöl kendi kendisini anlatan hikaye. Çöl, çölün kendi kalbinde taşıdığı serap. Çölün adı kendi içinden geçen gece. Çöl, gecesinin en güzel yerini sabaha verdiğinden çöl.

Çölün kaderi yok çünkü.

İhtişamı, bağrına düşenin yangınından menkul olan çölün sonsuzluğu, çöle düşenin kalbinin sonsuzluğuyla sınırlı. Hepi topu bir ah! Çöllerin yanışı bundan. Ve çölün kıymeti sabah akşam kendisine Leyla anlatıldığından. Çünkü çöl, çöl oluyor ancak kalbin hikayesinde. Güllerin yangını olmasa çölün rengi olmayacak. Yıldızlar dökülmese bir ipin ucundan çölün gecesine, çöl yok olacak.

Kum fırtınasının ateşi, önünde sürüklediği Mecnun’un yazgısından.

Ya bir ceset kalıyor çünkü çöle düşenden geriye, yahut bir efsane.

Ya da bir hiç, ki o en fazlası.

Hiç! Bir çöl defterisiniz ve bundan sonra size ölüm yok demek ki. Çöller uzak. Olsun. Hiçbir uzak duanın erişemeyeceği kadar uzak değil. Ve ölümü tadacak olmanın garantisi, tatmayacak olma tahayyülünden ne kadar daha güzel. Bundan sonra size tehlike yok demek, madem ki Mecnunsunuz!.

Çölde su her şeydir ama yemin yine yıldızadır. Neden? Çölün bir yönünde mutlaka su vardır. Yıldız uzaktadır ama vahaya giden yol yıldıza bakarak çıkarılır. Ve çölün hükmü su kadardır.

Madem ki çölün hükmü suya kadar. Su yoksa madem, çöl toprağında teyemmüme izin var. Su görününce çöl toprağının hükmü kalmaz madem ki.

Öyleyse manasının altında su yatan toprak, çöl. Su, çölün öbür adı.

Çöl kapındayız.

Su razı. Ateş razı. Çöl razı. Yakıcı güneş, boğucu azap, ceylan razı. Tehlikeli çöl yolu, adın su olsun. Yeter ki görünmez maveranda su olsun.

Çöl: Bir bölü kırk milyon ölçekli haritada sarıya boyanmış alan, ilk bakışta.

Son bakışta ceylanların sevdası.

Leave a comment

Your comment