Kara Kedi Ak Kedi

Nazan Bekiroğlu
Kara Kedi Ak Kedi
Her ayrıntısı hesaplanmış kalabalık kareleri, gümbürtülü ritmi ve bu ritim içindeki garip sükuneti ile Kara Kedi Ak Kedi her halde sinemada anlayanlara “yine yapmış yapacağını” dedirtebilecek bir Emir Kusturica filmi. Metin düzeyinde bakıldığında ise “komedi” olarak takdim edilen filmin bu sıfatla sınırlanamayacak kadar zengin göndermeler içerdiği kesin.
Farklı göndermeleri toplayacak müştereklerin en kuvvetlisi “Babalar ve Oğullar” arketipi paydasında. Bu yanıyla Kara Kedi Ak Kedi, babalar ve oğulların etki-tepki prensibi içinde yorumlandığı bir durumlar galerisi. Lakin metnin asıl kahramanları “Torunlar ve Dedeler”. Çünkü bireyin toplumsal bütünle ilişkisinin çingeneler düzleminde irdelendiği metinde babalar hayatın tam içinde, ortada. Torunlar ve dedeler ise hayatı küçümseyecek kadar hayatın dışında. Ancak hayat karşısındaki bu ritüeller dışı tavır, dedeler kadar torunlara da hayatın efendisi olma hakkını veriyor, babalar hayatın kölesi olurken.

Dede konumundaki gerçekten şahane iki ihtiyardan biri, Grga, arabesk-barok zevki, şaibeli ekonomik iktidarı ve ağır destekli ilişkileriyle egemen gücün simgesi. Köklü bir muhabbetle bağlı olduğu eski dostu ise, ölümü beklediği hastahane odasından müzikli bir operasyonla kaçırılmaya gönüllü razı olacak bir sempati abidesi. Orta kuşağın temsilcileri, tilki karşısındaki Pinokyo konumunda daima aldatılan Marko ile daima aldatan Dadan. Torunlara gelince: Marko’nun oğlu, sempatik, akıllı fakat tecrübesiz Zera. Zera’yı bir tür uyanış bilinci ile hakikate çeken, özgür ruhlu, biraz da çılgın kız İda. Dadan’ın evde kalmış kız kardeşi, ismi ile ters yönde müsemma Afrodita. Ve Grga’nın torunu; evleneceği kızda “ilk görüşte aşk” şartı arayan romantik gangster.

Birer karakter olarak tanımamız ve dramatik kurguyu kavramamız için neredeyse “beş dakika araya” ulaşmamız gereken bir örgü içinde, babalara düşen “rol” seremonilere esir olmak. Ahlaksız ve dolandırıcı “yurtsever iş adamı” ağabey Dadan, standart dışı her davranışta yüz yırtmak, ya da tepinmek gibi geleneksel tepkiler vermeyi toplum adına şerefle taşıyan ablalar, kumarda para kaybeder gibi oğlu Zera’yı kaybeden Marko. Ve bu insan manzaraları önünde nikah masasına ayağından bağlanarak oturtulan birbirini sevmeyen iki genç: Afrodita ile Zera.

“Tören bozulmasın, skandal çıkmasın, yıllarca konuşulmasın” psikolojisi içinde; kabuğun özü, törenin ruhu, geleneğin kalbi, ayrıntının bütünü ezip geçtiği yapaylaştırılmış bir yaşamda, babalar, “oyun sürmeli” repliğini paylaşırlar, bedeli ne olursa. Oysa gözyaşı gibi ölüm de, sıra dışı çizgide duran dedeler ve torunların hakkıdır ve bunun adı hayattır. Hayat, onu küçümseyene koşar çünkü ve tören bozulur. Nasıl? (Gerçeği söylemesinin bedelini yitik bir Oscar’la ödeyen) Truman Show’da Sylvia’nın üstlendiği rolü üstlenerek, mucizeler bekleyen masum ve utangaç Zera’da kendi hayatına sahip çıkma bilincini uyandırır İda. Kendi düğününden, dahası ağabeyinden kaçmayı henüz on dakikalık kocası Zera’yla iş birliği yaparak başarır güçlü Afrodita ve nihayet beklediği aşkıyla (Afrodita), romanesk bir dekorda karşılaşır duygusal gangster. Her şey yolunda!

Peki babalar (ve ağabeyler ve ablalar, kısaca orta kuşak) kaybederken çocuklara hayatı kazandıran ne? Zera’yı ve İda’yı, suları kirlenmiş ırmağın üzerinden geçiveren düş gemisi, Mavi Tuna valsi eşliğinde alıp götürmekte. “Happy End” bir parodiye dönüşürken, dedeler bir kenardan gülümseyerek seyretmekte, babalara kalansa arkadan bağırmak: “Geri dön, töreni tamamla”. Hayır. Çingeneler için gül daima uçurum kenarında ama çocuklar cesur.

“Ayna ölüyle ölü, diriyle diri. Babalar çocuklarıyla”. Ama, bu kez çocukların dirimi dedeleriyle. Acaba torunlarına çok yönlü onay ve destek veren dedeler aynı zamanda egemen güç de olmuş olmasaydılar, “hak edilen” mutluluk yine tahakkuk edebilecek miydi? Değil mi ki “benimle konuşurken sus”, Grga’nın kuralı böyle. Üzerinde, filmin bittiği yerde bir öykü başlatabileceğimiz kadar durulmamış bunun.

Yine de siyah kedi ile beyaz kedi, ilk sahneden itibaren kendilerinden beklenen nankörlüğü “yapmayarak” aklanırken, Kara Kedi Ak Kedi, kirleriyle dahi kirlenemeyen insanları sevimli kılmasıyla gerçekten mucize. Hayat mı? O koptuğu yerden devam eder nasılsa. “İyi biten her şey iyidir”. Törenler gibi!

Comments (1)

BerkayHaziran 20th, 2009 at 4:06 pm

Maalesef böyle güzel bir filmi daha yeni izliyorum herkese tavsiye edebileceğim bir film

Leave a comment

Your comment