Ateş bahçeleri

Nazan Bekiroğlu
Ateş bahçeleri
İstanbul’un yangınları vardı. Âteş bir ucundan başlayıp kentin, öbür ucundan çıkardı. Mal mülk, para pul, sabır gönül. Önüne ne gelirse yakar kavurur, geriye bir şey bırakmazdı.
Sonra yangın, ya bir evliya türbesine ya bir suyun kıyısına varınca ancak susardı. “Durdum” derdi, duraklardı.
Ama her “durdum” molası bir evvelkinin sürgünü olduğu gibi bir sonrakinin süreği. İstanbul su ile âteş arasında yeni yangınlara gebe neticede.
Kuşku yok ki Şeyh Galip İstanbul’un büyük yangınlarını gördüğü için böyle âteş redifli gazeller yazabildi. (Bakınız; Beşir Ayvazoğlu, Kuğunun Son Şarkısı):
Gül âteş gülbün âteş gülşen âteş cûybâr âteş
(….)
Zemin âteş zaman âteş bütün nakş u nigâr âteş.
Ve kuşku yok ki Şeyh Galip böyle âteşe redifli gazeller yazabildiği için ömrünün yangınlarını kazasız belâsız atlatabildi.
Çünkü yazı, bir yanı âteş bir yanı uçurum olan hayat bıçağının sırtında durmanın en emniyetli yolu.
Yandıkça yazarsınız; ama yandığınız için değil, yanmamak için yazarsınız. Bu yüzden şiirin yangını olabilir en fazla. Yangının şiirinden söz edilemez.
Yazmayı bilen şaire hayatın âteşleri “serin ve selâmetli”. Şair, İbrahim’se, şiiri gül bahçesi.
Gönül pervânesine vuslat âteş intizar âteş
Ama ya sizin kalbiniz şeyhim? Ya hokkanızın vuslat ve intizar arasına vakf edilmiş mürekkep lekeleri? Ya içinizdeki kayısı rengi âteş gülü?
Sultan vasfi Hazret-i Beyhan’e yaraşır.
Şiir yazın şeyhim yanmaktan kurtulun. Mısra güvenceli, kelimeler serin. Yazın şeyhim, ancak o zaman âteş denizi üzerindeki mumdan geminin dengesi. Kamış “kalemi öpün, yazmazsanız” yanacaksınız.
Çünkü hayat bir tarafı mutlaka âteş olan bıçağın sırtı. Bir tarafı su bir tarafı âteş, bir tarafı uçurum bir tarafı yine âteş hayatın.
Âteşe düşer dengeyi kuramayan, eğer suya düşmüyorsa.
Âteş olup göğe yükselir dengeyi bozan eğer uçuruma yuvarlanmıyorsa.
Âteş dengenin kaçınılmaz muhalifi.
Denge bıçağın ağzı.
Bir tarafı âteşe bakıyorsa dengenin, mutlaka mumdan gemi, âteşten deniz, alevden dalga öyküleri. Ve âteş, dengeyi alt üst edici tadil dirhemi. Âteşle muaşakanın nam-ı diğeri denge bozma oyunu.
Çünkü âteşin lügatinde dengenin harfleri yok.
Âteş yakıcı. Âteş göz alıcı.
Âteş cesaret. Âteş nisbet. Âteş var oluş. Âteş yok oluş.
Hissediş âteş. Arınma âteş. Âteş nihayet. Âteş bidayet. Âteş cesaret. Âteş hürriyet.
Denge itidal. Denge emniyet. Denge esaret.
Peki hangisi? Âteş mi, denge mi?
Âteş yaşamak, denge yazmak.
Zor seçim. Hem âteş hem denge yok.
Âteş deryası üzerinde denge hatıra gelmeyen bir sözcük kadar rahatsız edici. Hatıra gelmeyen bir sözcük kadar emniyetli.
İçimden uçup giden bir sözcük kadar hain. İçimdeki bir gül kadar ikna edici.
Güneşin battığı yere doğru savuruyorum bildiğim âteş redifli en serin şiiri. Ve unutuyorum denge üzerine yazılmış bütün denemeleri. Âteşle temizliyorum bütün kirleri.
“Seccadeni âteş haline getir de” diyor Mevlâna, “secde yeri temiz olsun”.
Âteş arınmanın, aşk âteşin tecellisi. Divan edebiyatı baştan sona bir âteş hikâyesi.
Yangın yerden çıkar, sevda gökten iner. Vahiy gibi, kalbin tabakaları arasından geçerek, tam ortasına kadar düşer. Ve indiği kalbi geldiği o yükseğe çeker. Âh, sıcak bir nefes. Gök kubbe döne döne yükselen âhların hararetinden tutuşarak dönmekte, âşıkların yüzü suyu hürmetine.
Divan edebiyatı âteşin bahçesi. Şairlerin şiirleri âteşin gül bahçeleri.
Gülleri âteş, gülşenleri âteş, ırmakları âteş, nefesleri, bülbülleri, demleri âteş.
Âteş kesilir geçse sabâ gülşenimizden
Sultan Selim de yanmayı telkin etmekte.
Âteş gül bahçesine dönüşmüyor; ama muhatabı İbrahim olmadıkça.
Üstelik âteş sözcüğünü bilmek yanmaya mani değil.
Âteş sözcüğünü bilmemek de yanmaya mani değil.
Ama yine de herkes yanmayı telkin etmekte.
Ya bir evliyamız ya da bir su kıyımız yoksa? Ne olacak peki?
Yangında ilk kurtarılacak: Ah kalbimiz!

Leave a comment

Your comment