Nisan çiçeği

Nazan Bekiroğlu
Nisan çiçeği
Tanpınar “İstanbul’un Mevsimleri ve Sanatlarımız” adlı denemesinde, Fatih’in İstanbul’u bir nisan günü kuşattığını ve bir mayıs günü düşürdüğünü hatırlatır. Bu demektir ki fetih ordusu şehri kuşatırken Boğaz vadilerinde erik ve badem ağaçları çiçek açmış, Fatih’in çadırının etrafı ipek bir halı gibi bahar çimenleri ve kır çiçekleriyle döşenmiştir. Tanpınar’ın tarihi canlandıran büyüleyici pitoreskinden muhayyilemize süzülen kır çiçekleri bize ayrı ayrı gösterilmez. Fakat hiç şüphe yok ki Fatih’in orduları kenti kuşatırken bir başka komutan, Bahar da, Kış’a karşı vermekte olduğu mücadele için ordusunu, en fazla da papatyalarını yamaçlara yaymaktadır.
Erken bahara en çok yakışan çiçektir papatya. Öncü kuvvet. Dayanıksız bedeni ve kısacık ömrüyle atmasa kendini toprağa sanki arkadan gelen çiçekler yer bulamayacak. Ama gücü bu ıtlak ve çokluktan kaynaklanmakta.

Papatya iffet. Papatya masumiyet.

Papatya oluşun vasıtasız dahili. Papatya mektubun sernamesinde her türlü tekellüften ve tekliften azade yalın ismin derinliği. Durgun suların sessizliği.

Bir papatya yazısı yazmaya kalkışan yazıcı bir mitolojinin ve felsefenin ödünç vereceği bir malzeme yoktur. Ne nergis gibi koskoca bir efsane ve birey merkezli bir kompleks saklar derinliğinde papatya, ne gül gibi başlı başına bir felsefe ya da ihtilaldir; ne de lale gibi bir devir açar bir devir kapar papatya.

Papatya kendisinden ibaret. Bir papatya yazısı yazmaya kalkışan yazıcı kalbinden başka papatya toplayacağı bir yer olmadığını bilir. Çünkü papatyanın hikayesi kendi kemalinde, kendi zatına mahsus. Ne yazarsanız, papatyaya dairdir. Ve ne yazarsanız papatyaya dair, sizin içindir.

Papatya kendiliğinden. Özene, bakıma ihtiyacı yok. Bu kendiliğindenlik, her bahar yinelik-yenidenlik muştusu. Doğum yeniden. Dirim yeniden. Papatyada doğum da doğum, ölüm de doğum. Çünkü aynı toprakta bıraktığı hikayeye bir yıl sonra bıraktığı yerden devam ediyor. Sadık papatya ve cömert…

Cömertliği kadar gücünün de simgesi olan bu diriliş sadakati kainattaki var oluş deviniminin de bir özeti.

Tebessüm bu yüzden papatyada. Hüzün yok. Ümitsizlik yok. Doğrusu yüksek bir kültürle alabildiğine zenginleşen bir hissediş tarzının yorucu ağırlığı da yok papatyada. Elmas işlemeli kadife kaftanın ağırlığına mukabil papatya muslin bir beyaz giysi kadar sade ve hafif.

Bu yüzden işte insan güllerin arasından, lalelerin devrinden, nergislerin gözlerinden, karanfillerin buğusundan geçerek bir papatya yazısı yazmayı özleyebilir.

Yüksek şark kültürü papatyaya müstağni.

O daha ziyade plastik ifade gücü yüksek ya da stilize çiçekleri temaşa etme yanlısı.

Kent bahçeciliğinin dayanıklı fakat sulamaya, çapalamaya, budamaya muhtaç çiçekler üzerindeki ısrarı papatyanın geleneksel sanatlarımızda inkişafına fırsat vermiyor. Geleneksel sanatların arkasındaki bahçede papatyaya yer yok çünkü.

Ve yüksek kültür yazılı. Halk kültürü sözlü oysa. Papatya kırların çiçeği, orada yaşıyor, adı yok değil belki. Kayda geçirilmemiş o kadar. Yazmıyor, söylüyor sadece.

Sedefkarinin kendi adıyla nümayan bir papatya motifine sahip olması da papatyanın geleneksel sanatlar içindeki suskunluğunu yok etmeye yetmiyor. Her halde papatyanın geleneksel sanatlarda en fazla konuştuğu yer yine suyun kıyısı: “Papatya Ebrusu”. Lakin Necmeddin Okyay’dan bu yana ebrunun suyuna düşen çiçek ebrunun geleneksel kalıplarını zorlamakta zaten. Üstelik papatya, ebru teknesinden en zor çıkan çiçek. Beyazı gibi biçimini tutturmak da güç.

Biricikte görüntü veren plastik form ya da üslup değil çünkü onunki. O, yamaçların kalabalık ve yayılmacı masum ordusu.

İstanbul’u bir nisan günü kuşatan Fatih’in ordugahı dağ laleleri kadar papatya tarlaları ile de kucak kucağaydı. Ama İstanbul’u bir mayıs günü düşüren genç Mehmed kente girdiğinde Bizanslı genç kızların uzattığı çiçekler arasında papatya demetlerinin varlığı pek muhtemel görünmüyor. Çünkü papatya nisan çiçeği. Mayıs ise gül mevsimi. Öyleyse papatya güle hazırlık. Öyleyse Fatih İstanbul’u papatyalar arasında kuşatıp güller arasında kente girmişti.

Papatya. Bahar ordusunun öncü kuvveti. Fedakar ve çilekeş piyade. Ödülsüz ve madalyasız akıncı.

Nisan çiçeği.

Nilüfer desenli lacivert bir fincanın içinde bir demet papatya.

Papatya var. İstanbul da var.

Öyleyse bahar var.

Leave a comment

Your comment