İrfan Karakoç, ; “Şiir İlham Eden Mutsuz Güzel: Şair Nigar Hanım”, Tarih ve Toplum , sayı 183 , Mart 1999

Şiir ilham Eden Bir Mutsuz Güzel: Şair Nigar Hanım

irfan karakoç

“Bu aşk-ı dilim müebbed olsun kurtarma beni ilahi asla”

(Teşrini evvelde bir gece, Efsûs 2)

Çeşitli dergilerde çıkan öyküleri, denemeleri ve makaleleriyle tanıdığımız Nazan Bekiroğlu, akademisyenlik özelliğinin yanında sanatçı kişiliğinin de izlerini taşıyan yeni kitabı “Şair Nigar Hanım”la okurun karşısında.

Turhan Paşa’nın Nigar Hanım’ın, albümüne aslen Fransızca yazdığı, ‘şair olmak güzeldir, fakat şiir ilham eden kadın olmak daha güzeldir’ sözünden sonra, edebiyatımızın ilk kadın şairi olarak bilinen Nigar Hanım şiir ilham eden kadındır artık. Yalnızdır, bütün hayranlarının -belki aşıklarının- gözünün içine bakmalarına, bir tebessümünden mutlu olmalarına rağmen, istanbul’da, Serez’de, Bursa’da, Selanik’te, Viyana’da, Macaristan’da, Monako’da esen bir rüzgardır adeta. Fakat bu rüzgar öyle kolay geçip gitmez, İstanbul sosyetesinin dilindedir, Doğu ve Batı moda kreasyonlarından özenle seçilmiş ve her davete, her kabille göre değişen birbirinden güzel elbiseleriyle; yaşmak, ferace ve hotoz’u, bir ‘İstanbul Hanımefendisi’ prototipi yaratacak derecede farklı ve ısrarlı kullanımıyla; bunların yanı sıra ‘etrafı dantelli şemsiyeleri, yelpazeleri ve bilhassa saplı tek gözlükleriyle de meşhur olan ve taklit edilen, kısacası “sanat icra edercesine güzel giyinen” bir rüzgardır o. Bu rüzgar sadece sosyete toplantılarında, çay partilerinde, mehtap gezintilerinde esmez. ‘Bugün kalbimde en büyük aşkınıdır dediği vatanının tehlikede olduğu bir zamanda, “Müdafaa-i Milliye Osmanlı Hanımlar Cemiyeti”nin düzenlediği konferanslarda, ölmesin dediği ‘askercikler’i için yazdığı “Vatan” şiirinin ‘Koşalım, tehlikede çünki vatan’ haykırışları arasında da rastlarız bu rüzgara.

Bekiroğlu, bu çalışmayla, sekiz dil bilen (Fransızca, Rumca ve Almanca’yı iyi derecede; İtalyanca, Ermenice, Arapça, Farsça ve Macarca’yı okuyup yazıp, anlayacak seviyede), yurt içinde edebiyat ve saray çevresinde olduğu kadar, yurtdışında da (İtalya Veliahdı Victor Emmanuel’den İsveç Kralı Güstav’a; Romanya Kraliçesi Elizabeth’ten Alman İmparatoru II. Wilhelm’a, Behebol Melikesi’ne; İtalyan, Alman, Avusturya, Macaristan basınından Hindistan ve Kırım basınına kadar bir çok platformda) tanınan, otuz bir güftesi bestelenen çok yönlü bir Osmanlı entelektüeli olan Nigar Hanımın, onun şahsında da Osmanlı aristokrasisinin duygularım, ıstıraplarını, kısaca yaşamını göstermektedir bize. Fakat bu yaşayış, ‘bir yönüyle daima Batılı kalmış ama bir yanıyla da Doğu geleneklerini, yaşam tarzını samimiyetle benimsemiş Macar bir babayla, mühürdar kızı Şarklı bir annenin evladı olarak, tüm boyutlarıyla bu ikiliğin mirasını taşıyan bir şairenin yaşayışıdır. ‘Yerli istanbul hanımları için modern Batı’, Batılıların gözünde ise ‘otantik Doğu’yu temsil eden bu şaire, hisli fakat kuvvetli kalemiyle yazdığı günlüklerinde; giyinişiyle, güzelliğiyle, cazibesiyle, nezaketi ve komplimanlara açık tavrıyla, ‘peri masalları ya da romanslardan’ derlenmişe benzeyen sahnelerin yanında; ölümle, evlat hasretiyle, yalnızlıkla, savaş yıllarının yoklukları, pahalılıkları ve hastalıklarıyla iç içe geçmiş sahneler de içeren bir film izlettirir 21. yüzyıla adım atmaya hazırlanan okuyucunun hayal perdesinde. Sadece okuyucunun hayal perdesi değil, aynı zamanda bir öykü yazarı olan Bekiroğlu’nun muhayyilesi de Nigar hanımın yaşam parçalarıyla doludur. Bekiroğlu, çalışmasının hazırlanış sürecinde yazmış olduğu bir öyküsünde (Nigar Hanım, Sevgili, Dergah, S.83, s.5-6), Nigar Hanımca bir çeşit “aşk” diyebileceğimiz hislerle yaklaşır. Bu hisleri bazı cümleler çok açık bir şekilde verir: ‘Günaydın sevgilim günaydın’ , Peki size bunca aşkım ne olacak ya Nigar Hanım’, ‘Size aşkıma engel yok , ‘Sonsöz niyetine aşkım”, ‘Gerçek şu ki Nigar hanım, kendimi varlığınızla aşk olarak yorumladığım bir birlikteliğe iterken’. Bir yazın ürününün, yazarın hayatı için bir belge niteliği taşımak zorunda olmadığını unutmadan, öyküde, bu çalışmanın arka planını, psikolojik hazırlık devresini, kısacası, Bekiroğlu’nun sanatçı kişiliğinde Nigar Hanım’ın uyandırdığı akisleri bulduğumuzu söylememiz sanırız ki çok da yanlış olmaz. Bekiroğlu (yani anlatıcı) bu öyküde, ‘hayatım ne kadar benim hayatımsın benim sevgilim’ diyerek, üzerinde çalıştığı Nigar Hanım’ın hayatını kendi hayatıyla adeta özdeşleştirir. Ayrıca öyküde Nigar Hanım’ı bize tanıtan ilginç cümlelere de rastlarız. Bu cümleler Nigar Hanım’ın hayatını özetler gibidir:

“.. .çokça zengin çokça yoksul

çokça mutlu çokça mutsuz

bir o kadar genç ve yaşlı

çokça az çokça çok

bir sultan bir bende

bir isyankar bir mağlup

bir rakip bir handan

bir müstağni bir maşuk

hiç mutsuz hiç mutlu”

(Dergah, S.83, s.5)

Bekiroğlu’nun bu çalışmasında önemli olan bir nokta da, Nigar Hanımın da bu devre içerisinde gösterilmesinden dolayı üzerinde durulan “ara nesil” kavramıdır. Bekiroğlu, bu kavramın problemlerini (süre, kavram, kadro, mahiyet) ve üzerinde şimdiye kadar yapılmış değerlendirmeleri verdikten sonra, çözüm yolu olarak Orhan Okay’ın genelde edebiyat tarihini ilgilendiren, fakat ara nesil”i de içine alan ve “Yenileşme Devri Türk Edebiyatı” olarak da bilinen edebî dönemin isimlendirilmesi ve sınırlarının belirlenmesi konusunda teklif ettiği, “II. Abdülhamit Devri Edebiyatı” tabirini belirterek, bu teklifle beraber bu problemlerin çözülebileceğini -bununla beraber yazar, Nigar Hanımı ‘bir ara nesil şairi’ olarak tanımlar(s.387)- söylemektedir(s.260) .

Dikkati çeken diğer bir nokta ise bu akademik çalışmada yer yer kullanılan üsluptur. Okuyucu, kitabı okurken, özellikle bazı yerlerde, Bekiroğlu’nun sanatkar yönünü de çok açık bir şekilde görür:

“… Renkli ve şaşaalı bahar günlerinin solgun ve kasvetli, ama yine de bir yanıyla muhteşem kalabilmiş bir kısa dönüşümünün şarkısıdır bu.” (s. 118)

“. . .En fazla böylesine bir aşkı reddettiği için kendisine içerlemektedir. Neticede yirmi üç sene üzerine mazi uçurumundan çekip aldığı bu mektuplar karşısında yapabileceği tek şeyi yaparak göz yaşlarına buladığı birkaç silik dua ve selamın ardından susar.” (s.129)

“… Sadece aşkları değildir elbet Nigar Hanımı mazi kuyusuna çeken.” (s. 129)

” Buğulu bir film karesinde, komşu Sabiha Hanım’dan eve dönmeye çalıştığı yol boyunca ‘tipiden birkaç sendeleyip’ şemsiyesi dönerken yine de ‘Allah fukaraya acısın” endişesindedir.” (s.131)

” Acı bir tesadüfle, tam bir yıl sonra hayata veda edeceği bir bahar gecesinde, yenilenen ve tazelenen ruhunun, son aşk şarkısının izlerini şöyle düşer günlüğüne: …” (s.132)

“. . .Neticede o da ömrünün son durağında, güzel bir ağustos günü, kim bilir nasıl bir içgüdüyle dönüp de kendi hayatına dışardan birisi gibi bakmayı denediğinde, samimi bir şaşkınlıkla hep o söylenen cümleyi tekrarlar.. .”(s.134)

“…Çünkü ne yaşamış, ne görmüşse Nigar binti Osman, yani şair Nigar Hanım, ölümünden on bir gün öncesine kadar ne yazmışsa son birkaç sahifesi boş kalan defterlerine, romans ya da peri masalı değil bizzat hayatın kendisidir. Ve bu hayat bugün artık epeyce sararmış bir günlüğün sahifeleri arasında kaldığından, yaşanmışlığı hususunda bizi ikna edecek tek şey, kendi duygularımızdır.” (s.146)

Bu cümleler okuyucuyu adeta zaman tünelinde bir yolculukla Nigar Hanım’ın dönemine sürükler. 120 kitap, 174 makale-gazete haberi-şiir, 15 mektup (Nigar Hanımca gönderilen), 5 ses kaydı-görüşme ve 7 lisans-yüksek lisans-doktora tezinin incelenmesi sonucu, geniş bir bibliyografya ile hazırlanan bir akademik çalışmada kullanılan bu üslup, eser için ilk başta çelişki gibi görünse de, bu çelişki yazarın gerek akademik, gerek sanatkar kişiliğindeki olgunluğu sebebiyle, bu tip çalışmaların ağır bilimsel dilinin getirdiği okuma zorluğunun giderilmesine ve eserin rahat bir şekilde okunmasına dönüşmüştür.

Bütün bunlardan sonra eserin teknik özelliklerinden de bahsedecek olursak şu bilgileri vermemiz gerekmektedir: Önsöz, giriş, sonsöz ve kaynakça dışında iki ana bölüm üzerine kurulan eserin ilk bölümü, Nigar Hanım’ın hayatıyla ilgili eldeki bütün malzemenin kullanılmasına çalışılarak hazırlanan geniş bir biyografiden oluşuyor. ikinci bölümde ise, bu biyografinin ışığında devri ve diğer sanatçılarla olan ilişkileri de göz önüne alınarak, şairin edebî kimliği incelenmiş. Ayrıca eserin sonunda özenle seçildiği belli olan ve kronolojik olarak sıralanmış, otuz bir fotoğraf ve bir karakalem etüdünden oluşan şık bir albüm de bulunmaktadır. Çalışmanın kanaatimizce tek ve en önemli eksikliği kişi, eser ve yer adları indeksinin olmamasıdır. Bu da eserin, özellikle araştırmacılar tarafından kullanım sahasını kısıtlamaktadır.

Sonuç olarak; Nigar Hanım, Nazan Bekiroğlu’nun da belirttiği gibi ‘döneminin duyuşunu yansıtan şiirleri arasında çok hoş örnekler bulunmasına rağmen edebiyatımızın elbette birinci sınıf şairlerinden değildir. Daha başarılı olabileceği bir alan olan nesir ise, şiirinin gölgesinde kalmıştır. Lakin Divan, Tanzimat, Servet-i Fünun edebiyatlarından ve Fransız romantiklerinden gelen etkileri yüklenerek eser veren bu ilk Avrupai kadın şairi unutuluşun kucağından kurtarmak, toplumsal tarih gibi edebiyat tarihinde de layık olduğu yere iade etmek gerekir. Ve kuşkusuz, o yerin belirleyici özelliği öncelikle bir dönemin öncü kadınlarından biri olmasından geçmektedir.’

Kayalar mezarlığındaki hanımellerinin solmaması ve hayatı altın tozuna dönen Nigar binti Osman’ın her dem yeniden hatırlanması dileğiyle son sözü yine şaire bırakalım:

Ben ölürsem çektiğim derdi bilen yaran desin

Pek de düşkündü şu biçare Nigarın ahteri

Varlıgından olmadan alemde bir dem müstefid

Ol felaket-dîdenin hâk”i siyah oldu yeri

(Gaib, Aks-i Sada)

Bir ah ederek azm-i beka ettiğim anda

Hem-cinsime hasreylediğim bunca muhabbet

Gösterdiğim âsâr-ı vefa hubb ü sadakat

Hep mahvolacak çektiğim envâ-ı eziyyet

Pinhân olacak hâk-i siyah içre bu cismim

Hatırda bile kalmayacak belki de ismim

(Tefekkür, E f süs 2)

Comments (1)

gülerAralık 2nd, 2010 at 10:21 pm

Sevgili yavrum İrfan Karakoç merhaba ben esenler ibrahim turhan lisesinden öğretmenin güler. seni çok özledim.Yanıtını bekliyor;gözlerinden öpüyorum.

Leave a comment

Your comment