Nakkaşlığımdan (1)

Nazan BEKİROĞLU
Nakkaşlığımdan (1)
Bu kadar çok duruyorsam renkler ve biçimler üzerinde, uzak dağın eteğindeki geyiğin göz pınarlarını ıslatan kirpikleri seçebiliyorsam, nakkaş olduğumdandır.
Ellerimi fark edişim bunca zaman üzerine. Ellerimi sevişim. Kendi gözlerimin içine girip de nasıl gördüğümü değil, nasıl baktığımı merak edişim.
Kendi içimde kanattığım bir ormanın en ucunda ille de gökyüzünü boyamam, nakkaş olduğumdan, nakkaşlığımdan.
Bir ay, bir güneş ve on bir yıldızı üzerine resmettiğim göğün karanlığı içimin karanlığından. Böyle parlak durması yıldızlarımın, karanlığımdan.
Değil mi ki seyyarenin ışığının artması gökyüzünün ışığının azalmasından. Yıldızların sönmesi göğün aydınlanmasından.
Parlak yıldızlar keşfedebilmek için bu fedakârlığı göze alıyor olmam. Nakkaşlığımdan.
Her nakşın parlaklığı iki nakış arasındaki karanlığının fazlalığından.
Batı ufkunda kıran’a gelen iki yıldızı, onlar aslında üst üste gelmiş iki yıldızken, tek bir yıldızmış gibi görmem. Ve bu yüzden böylesine kolay, mavi bir akşamın göklerinde açılan bir aralıktan içeriye süzülüvermem.
Penceremin önünden bulutlar geçerken penceremin arkasında durmam ve her şey kalbimin üzerinden geçiyorken kalbimin altında kalmam, nakkaşlığımdan.
Rüzgârı resmedip de duyamayışım, acıyı çizip de yaşamayışım. Nakkaşlığımdan.
Kendi şehrimde iken kendi şehrimden kaçmam.
Irmağın konuşması bana saklı kentlerde; ölümün konuşması, hayatın susması.
Yitirilmiş kentlerde bıraktığım kendimi aramam bunca yıl sonra, sonra aranılacak bir ben daha bırakarak kentin kapılarından çıkmam.
Bulmak yitirmekten büyük. Yitirmem nakkaş olduğumdan. Bulmam nakkaşlığımdan.
Gözlerimi kapatmakla ışığın varlığını inkâr edemem. Işığın aydınlığı düşer göz kapaklarımdan içeri, bunu fark edişim. Ama ışık olmazsa, işte o zaman eşyayı göremem gözlerim açık olsa da, bunu fehmedişim, hep nakkaşlığımdan.
Çünkü bilinmeyen bir şeyi hatırlamak zor, unutulmuş bir şeyi hatırlamak kolaydır. Yitirdiğimizi tanırız bulduğumuzda, yitirmediğimizi değil.
Bir zamanlar boyayı ve rengi tahsil edenin ruhuna boyanın ve rengin kokusu değdiğinde hatırladığı şey, eczahanenin mermer havanından dağılan koku ruhuna dokunduğunda duyduğuna benzemez.
Bu yüzden benim hatırlamam kolaydır, nakkaşlığımdan.
Nakkaşlığım, hatırlamamdan.
Şimşek parıltısı bir ân içre ezelî ışıkla muhatap kılınmış olduğumdan. Ve bana Elestü bi- Rabbiküm? diye sorulduğundan. Ve ben Belî! diye cevaplamış olduğumdan. Ve elbette ki böyle cevapladığımdan. Ama ilk ânın görüntüsünün hatırasını, sesini uğultusundan daha fazla sarhoşlukla nasibimde saklamış olduğumdan. Nakkaşlığım bu nasibin hatırasından.
Bir suretten içeri bunca kolay girivermem böyle, böylesine bir suretten ibaret kılabilmem gerçeği, o şimşek parıltısı ânın hikâyesini büyüyen göz bebeklerimde sakladığımdan.
Bir hikâyenin sonuna giderken başını unutmak büyük tehlike, bildiğim nakkaşlığımdan. Üzerinden geçe geçe hayatın çizgiler gibi, üstad oluşum. En zor kıvrımlarının üzerinden elifbadaki harflerin böyle kolay geçişim, böylesine güzel çizişim nûnları, dört elif miktarı elifleri böylesine güzel çekişim. Tutup da nefesimi bir soluk mesafede, sonra salıverişim. İç çekişim. İç çekişim. Ama işte hattat değilim, bir türlü elifbayı sökemeyişim. Nakkaşlığımdan.
Alevin kendisini resmedemiyorsam ve fakat onun eşya üzerindeki yansımasını resmedebiliyorsam; ancak silik bir hayal, bir satıh, üçüncü boyutunu yitirmiş bir gölgeye dönüşüyorsa fırçamın kâğıt üzerinde bıraktığı iz, her iz; sağ bileğimdeki acziyetten değil yaşama bakışımdaki sağlamlıktandır.
Öylesine sağlamlıktan ki:
Aynı bileğimdeki kokunun kâğıda düşebileceği kadar kısa bir zaman içinde kendi yüzümü çizmeye kalkışsam da, hiçbir suretimin bana ve benim hiçbir suretime benzemeyişim.
Tam anlamıyla tamamlayıp çizdiğim her şeyde eksik kalışım.
Nakkaşlıkta kıdemli olup da Nakkaşın Yazılmadık Hikâyesinde takılıp kalışım.
Amma ki razılığım. Muhakkak ki razılığım.
Nakkaşlığımdan âh, nakkaşlığımdan!..

Leave a comment

Your comment