Rönesans ve kediler

Nazan Bekiroğlu
Rönesans ve kediler
Hiç kuşku yok ki bu yazı şu an bilgisayarımın üzerinden mavi gözleriyle beni süzmekte olan bir kedinin gönlü hoş olsun diye yazılmıyor. Klavye üzerinden yürüyerek gerekli dosyalarımı kapatıp gereksiz dosyalarımı açma riskinin varlığına rağmen. Ve bir yazıcı, bilgisayar tuşları ile bir kedinin birlikteliğinde, müzik alemine kedi senfonisini armağan eden kedinin sahibi virtüöz kadar da şanslı değildir. Kedisi bilgisayarın tuşları üzerinde gelişigüzel yürüdüğü için dünyaca meşhur esere sahip olan bir yazar duyduğunuzu söyleyemezsiniz değil mi?

Yine de uzun zaman evvel bir kedi yazısı yazacağımı ima etmiş olmamın üzerimde oluşturduğu psikolojik baskının, okuyucudan mı yoksa işte şu beyaz tüylü yarı vahşi yaratıktan mı kaynaklandığını ayırmakta zorlandığımı itiraf etmeliyim.

Kedinin bahçede ya da sokakta gezinen bir şey olmanın dışında karşıma ilk çıkması Robenson çevirilerinden birinin tam 60. sayfasında Robenson’un kedisinin resmiyle olmuş olmalı. Bu acemi eda kedi resmi ile hayatın içindeki kediler arasında pek de yakınlık yoktu. Yoktu ya Çizmeli Kedi’nin gerçekliği hususunda da çok kolay ikna olmuş olamam. Sonra Külkedisi, Külkedisi kedi değil elbet, masaldaki kızın ismi. Sözünü ettiğim Külkedisi’nin kedisi. Peri kızı değneğini boşlukta çevirdiğinde kediye düşen rol arabacının rolü. Ya atlar, onlar da fareler. Garip ilişki. Sanat ve edebiyat hayatımızda kedinin yeri bereketli bir yolculuk anlamına gelebilirse de buna yer yok. Malum, 3500 karakter meselesi. Ama Reşat Ekrem Koçu’nun İstanbul Ansiklopedisi’nde atlanası olmayan bir madde var: Aktör Kedi Tekir. Reşat Ekrem’e bakılırsa Tekir, 1930 yılında İstanbul’da Şehir Dram Tiyatrosu’nda doğmuş, birçok piyeste muvaffakiyetle rol icra etmiş. Ve bu meşhur kedi 23 Aralık 1952’de 22 yaşında ölünce tiyatronun bahçesine gömülmüş.

Bir aktör köpek yaşamış mıdır bir yerlerde bilmem; ama bildiğim, kedi ile köpek arasındaki rekabetin öyküsü. Ünlü yüzük meselesi. Sahibin yüzüğü yitmiştir. Can ciğer dost olan kedi ile köpek aramaya çıkarlar, kedi tembeldir, köpek çalışkan, yüzüğü bulur. Ama dönüşte bir ara yüzüğü kediye emanet eder. Ne olur? Koşa koşa eve gelir kedi, al, der sahibine, bak yüzüğünü buldum işte. Kediye ödül, köpeğe ceza. Ve ezeli düşmanlık. Daha ne olsun?

Kedi mağrur. Evde yaşamasına izin var. Eteğinde uyuyan kedinin rahatsız olmasını istemeyen bir Peygamber kalplerimizin sahibi. Eski kültür kedi ile iç içe. Arnavutköy’de bir sokak: Körkedi Sokağı. Körolmayan Kedi Sokağı yok ama. Bu da kültürün bir başka vechesi. Ve kedi isimleri, ne çeşitli. Tevfik Fikret’in Zer-rişte’si Servet-i Fünun romanlarını dolduran kadın kahramanlardan birinin ismine benziyor ilk bakışta.

İnsanlık tarihi kedilerin tarihiyle iç içe. Nuh’un gemisine binen şanslı kedi çifti bir yana, insan cinsinin kedi cinsi ile tanışıklığının çok eskiye gittiği ortada. Eski Mısırlılar kediye o kadar önem atfetmişler ki uygarlık tarihinin seyir defterine binlerce kedi mumyası armağan etmişler.

Ama bir dönem müstesna. Şimdi oraya gelelim, bu yazının başlığına. Rönesansla kediler arasında ne gibi bir ilişki olabilir ki? Katolik Orta Çağ Fransa’da derinleşir. Rönesans ise İtalya menşelidir. Orta Çağ boyunca Engizisyon bıkmadan iki şeyi yaktı: Kadınları ve kedileri. Aralarında kurduğu ilginin hesabını Engizisyon versin (kadınlar şeytan, kediler yardımcı); ama kedileri azalan Orta Çağ’da doğal dengeler yasasına göre bir şey çoğaldı: Fareler. Peki o zaman? Tabii, veba salgınları Avrupa’yı sardı (Aynı asırlarda Müslüman coğrafyada veba salgınları çok daha az, kedileri sevmenin ve korumanın hikmeti). Bir yanda 100 yıl savaşları ve bir yanda veba salgınları. Kim bilir belki de ‘Kedili Köyün Kavalcısı’ böylelikle kedilerin intikamını almaktadır. Çünkü o, bütün entelektüelleri arkasına takarak İskolastik Avrupa’yı boşaltmakta, düşünen potansiyel güneye, İtalya’ya kaymaktadır. Ve bir müddet sonra İtalya’da Rönesans başlamaktadır. Yani şimdi şöyle sorulabilir: Rönesans kendisini farelere mi borçludur? Ve bu zuhurat Rönesans’la kediler arasındaki ilişkiyi birinci dereceden bir ilişki haline mi sokmaktadır? Böyle bir yığın soruyla ve sorunla boğuşurken ben, üzerimde bir çift mavi göz, yarı aralık. Sol alt köşeye bakıyorum. Uyarı!

3500 karaktere ancak bu kadar kedi hikayesi sığabildi. Ne çare!

Leave a comment

Your comment