“Nun Masalları”, Merdiven

Nun Masalları

Nazan Bekiroğlu’nun hikayelerinin Dergah’ta yayınlandığı dönemlerde itiraf etmeliyim ki biraz sabırsızlık biraz da kızgınlıkla sitem ettiğimi hatırlıyorum. Çünkü, editörün tercihi mi, yoksa yazardan mı kaynaklandığını bilemediğim fasılalar beni rahatsız ederdi. Sadece hikayeleri değil inceleme ve değerlendirme yazılarında da aynı ketumluğu gösteriyordu yazar. Daha sonra öğrendiğim kadarıyla Nazan Bekiroğlu öyle sık sık yazı yazan biri değilmiş. (Gerçi daha sonra Yeni Ufuk ve Zaman gazetelerinde haftalık köşe yazmaya başladı ya!) Anlaşılan o ki bu fasılaların sebebi yazardan kaynaklanıyormuş. Belki bu sitemkarlığımızın bir sebebi de Bekiroğlu’nun hikayelerinin bir sarmal gibi ucu açık bir geleceğe doğru sarkarken, geçmiş sayılara da atıflar ve ilintiler yapan bir çeşit “arkası yarın” gibi algılamamdı kuşkusuz. Yayın periyodu göz önüne alındığında bu tür yazıların bütünlüğünün okuyucu zihninde kurulması biraz zahmet isteyen bir iş olsa gerek. O yüzden Nazan Bekiroğlu imzasını taşıyan bir hikaye kitabını daha ilk hikayelerini okurken beklemeye başlamıştım. Ve Dergah yayınları nihayet bu hikayeleri iki kapak arasında toparladı. Bekiroğiu kitabını dört bölüme ayırmış. İlk bölüm öykü, mekan ve kahramanlarıyla bir bütünü oluşturan dört farklı hikayeden oluşan “Hattat ve Padişah” ismini taşıyor. İkinci bölüm de aynı şekilde birbiriyle ilintili bir çeşit nehir roman özelliği taşıyan yine dört hikayeden oluşan “Genç mezarlık bekçisi, genç kalfa ve son padişah” ismini taşıyor. Üçüncü bölüm olarak ise “Son bölüm” adı altında bölümlendirilmiş. “Diğerleri” başlığı altında üç hikaye yer alıyor. Bundan sonraki tek hikaye ise tek bölüm halinde Nigar Hanım’a adanmış: “Ve Nigar Hanım, Sevgili” başlığını taşıyor.

Sondan başlayalım. Nazan Bekiroğlu bir akademisyen ve Şair Nigar Hanım üzerine yakın zamanlarda bir inceleme yayımladı. Muhtemel ki yazar Nigar Hanım’ı konu edindiği hikayesini yazarken yoğun bir şekilde Nigar Hanım ve dönemine ilişkin bir araştırma içindeydi. Ve, Nigar Hanım’ın eserlerini, dönemini ve hayatını inceledikçe kendisi ve konusu arasında yakaladığı duygusal ilişkisini bir hikaye konusuna dönüştürerek edebî metinler ve yazı süreçleri arasında bir geçişkenlikle farklı bir metine, bir hikaye metnine dönüştürmüş. Zaten Bekiroğlu’nun bütün hikayelerinden pek çok ortak temalar çıkarmak mümkünse de bence yapılabilecek en güçlü tema tesbiti ‘yazmak’ olacaktır. Çünkü Bekiroğlu’nun bütün hikayelerinde kahramanları ‘yazı’ ile sorunları olan kişiler. Anlaşılan o ki, Bekiroğlu kendi yazı sürecini kahramanları ve kurgusal dünyadaki olaylarla sorguluyor, irdeliyor. Bu sorgulama ortaya ilginç hikaye metinleriyle çıkıyor. Bekiroğlu’nun hikayelerini bu sınıflama içine sokamama zorluğu da buradan kaynaklanıyor zaten. Zaman kaymaları, yazar ve kahramanlar arasındaki diyaloglar, yazarın hikayenin içinde birden belirmesi ve sonra kaybolması, zaman zaman kahramanının serüveninin yazarın serüvenine dönüşmesi vs. Klasik hikaye kurgusu değil bunlar. Peki bu hikayelere modern demek mümkün mü? O ne demekse! Daha çok masalsılık, düşsellik ve şiir tadı var bunlarda. Masalların irreel dünyası, birbiriyle nedensellik bağıntısı kurulamayacak olaylar, kahramanların yaşamlarının gerçeküstü bir serüvene dönüşmesi vs. bunlar Bekiroğlu’nun teknik tercihleri olarak beliriyor. Ve sınıflandırma zorunluluğu da buradan kaynaklanıyor. Ne gam! Ayrıca dil ve üslup olarak da ‘eski’yi anıştırıyor Bekiroğlu’nun dili. Bolca kullandığı Osmanlıca tabirler, zaten kurduğu hikaye dünyasının Osmanlı’nın saray ve kenar mahallelerinde geçiyor olmasından kaynaklanan döneme ait betimlemeler, zorunlu olarak yer alıyor hikayelerde. Buna karşılık Bekiroğlu hattat, mezarlık bekçisi, nakkaş gibi kahramanlarında bence kendi yazı serüvenini, bir açıdan varoluşunun anlamını irdeliyor. Bu hikayeler dış dünyanın gözlemlenmesiyle oluşturulmuş ve bunun bire bir hikaye kurgusuna aktarıldığı türden hikayeler değil. Geniş bir hayal dünyasında danseden metaforlardan oluşan bugünden geçmişe doğru bir bakış sanki. Belki de bu metinleri tek tek inceleyip onların anlam derinliklerinde gezinmek daha faydalı olacak. Aşk bahsi bu, uzar gider… Bekiroğlu’nun bir türlü bitiremediği, kahramanlarına söz geçiremediği hikayelerinde olduğu gibi..

Leave a comment

Your comment