Elveda ya şehr-i Ramazan

Nazan Bekiroğlu
Elveda ya şehr-i Ramazan
Sözcüklerle hükmetmeye kalkışmak büyük gaflet ya hayatı, bütün kıymetler yerinden bir kez ırmağına akmaya başlayınca. Bir nefeslik tadil-i erkan tavrında.

Bir nefeslik sehiv sakınımı iç ürpertisinde. Kalbe üfürülen endişe.

Sınavlar sarar dört bir yandan kelime hükmünde, kelime suretinde. Nazar-be-kadem.

Sabahı bekleyen bir hasta kadar sabırlı ve sabahı bekleyen bir hastanın refakatçisi kadar ıstıraplı.

“Şeb-i yeldayı muvakkitle müneccim”den de fazla, kaç saattir bilen gam sahibi kadar ibtilalı.

Geceler köşe başlarında yağmur ile yek-şehir. Gecenin saat sıfır üçlerinde sabahın tek adı şiir değildir.

İçinde bir oluşun. Dışında bir oluşun.

Her şey benim dışımda, ama beni içine alarak oluşuyorken. Her şey benim içimde, ama beni dışında bırakarak dönüyorken. Okun yaydan çıkması, an-be-an, izliyorum. Bıçağın sırtındayım, rüzgar ne yönden esiyor, bir bunu biliyorum.

Bir kenti en ucundan başlayıp da son-ucuna kadar koşarken. Bütün mahyalarının altından geçer ve bütün buhur kokularını içimden geçirirken bir kentin. Bir an-ı daimi zaman.

Elveda ya şehr-i Ramazan.

Teker teker. Ve dikkatlice bakıp da fark edince her harfin savrulduğunu rüzgarda. Korkunca, çok korkunca bütün harflerin iplerinden çözülüp de teker teker, yerlere döküleceğinden.

Parmağıma batmış bir dikenin üzerinden ters yönde geçecek cesaretle.

Ay’ın hiç görünmediği kara, kapkara, mahak gecelerde, üç gece, tam üst üste.

Bir hilal beklerken, incecik, gölgemi yitirdiğim yerde.

Geçerek kentin bana izinli, bana yasaklı caddelerini bu kez ters yönde ve boydan boya.

Ve sayarak her ezanın sonundaki cümlenin kaç kez tekrarlandığını.

İki minare arasına gerili kandillerin ip uçlarında elveda mısraları:

Elveda ya şehr-i Ramazan elveda. Neden acaba? Neden “elveda?” Elveda, çok acılı çok yakıcı ilk bakışta. Hiç dönmeyecekmiş gibi.

Elveda, “Allahaısmarladık, Allah’a emanet ol”, anlamında bir sözcük lügatlerde.

Yani ki elveda, sözcüklerde bir hayli munisçe. Ateş içermiyor pek de neticede.

Bir yanıyla “hoşça kal” yani. Hoş-ça kal. Hoş-ça. Bir daha, tekrar görüşmek üzere.

Görüşmek üzere. Bir daha. Tekraren. Bir evvelkinin bıraktığı yerden. Bir evvelki olarak.

Ama elveda, bir de lügatin dışında bir yerde. Bir kürsüsü ve bir noktası olmayan bir harf kadar özgürce. Bir vav kayığı. Bir ömür ve nihayetinde beş dakikaya sıkıştırılmış bir nefes tutumu mesafede.

Uzaktan gelen rüzgar daha mı çok inle?. Boğaz’da, karşıdan karşıya biterken gece. Başımın üzerinden geçerken çığlığıma kentiyle dahil olabilen martı.

İşte tam orada elveda, son noktanın adı.

Elveda, bir daha görüşmemenin. Elveda, son darbenin. Elveda, gidip de gelmeyenin. Elveda, beklemeyi bilmeyenin. Bir tekrar içermemenin. Ve “bir daha” gelmemenin.

Bu yüzden belki, bu anlamıyla, elveda ya şehr-i Ramazan. Çünkü her giden gibi gelen şehr-i Ramazan da yepyenidir. İlk gibidir. Yenidendir.

Dua gibi ve aşk gibi.

Klişe dua makbul değil. Kabuk ve ezber daima özün mahiyetinde tehlike. Bu yüzden dua hep aynı kalmamalı. Daima yeni olmalı. Yeni idrakle, yeni hisle, yeni psikolojiyle. “Yalvararak ve yüksek olmayan bir sesle.” Ve her defasında yeniden hissederek. Ve kelam olmanın ötesinde. Hal içre. Söyle.

Kalbinin üzerinden geçiyorken her şey. Sen kalbinin altında kal ve hecele.

Çünkü dua ve aşk “bir daha” değildir. Hep yenidendir.

Yeniden. Yani ilk kez. İlk kez olmasa da ilk kez gibi. İlk kez görüyormuş gibi. Yeni, yepyeni biliyormuş, buluyormuş ve oluyormuş gibi.

Böyle olduğu için “elveda ya şehr-i Ramazan”da elveda sözcüğü lügatlerdekinden bir elif miktarı ilerdedir. O kadar munis değildir. Kesin bir ayrılık ve acı içermektedir.

Çünkü gidip de gelecek olan her şehr-i Ramazan, bir daha değil de, tekraren değil de yenidendir.

Kendisinden ibaret, kendisiyledir.

Tekrarlanarak ve yinelenerek, azalarak ve tükenerek, eskiyerek ve yiterek değildir. Her dem yeni ve taptazedir. Her haliyle. O haliyle. Bu haliyle.

Bu elveda sözcüğü ki biten ve başlayacak olanı, alışılmış bir mahiyette sıradan kılmanın ötesinde, her defasında harikuladeye dönüştürmektedir. İncecik bir hilalin üzerinden her defasında muhteşem bir kuyruklu yıldız geçmektedir.

Öyleyse elveda ya şehr-i Ramazan elveda. Değil mi ki her elveda şimdi artık bir merhaba içindir.

Leave a comment

Your comment