Ve şairler, ve okurlar

Nazan Bekiroğlu
Ve şairler, ve okurlar
Aslolan yazı mıdır, yazar mıdır, yoksa okuyucu mu? Çözülmek tükenmek bilmeyen teori problemi. Aslolan yazıdır elbet; ama bir yazanı ve okuyanı olduğu müddetçe. Politik cevap; ama böyle bu. Bu yüzden eskiler “marifet iltifata tabidir” diyorlar, “müşterisiz meta zayidir”. Doğru, dünyaya en fazla anlaşılmak için geldiğine inanan sanatçı taifesini mutlu edebilecek tek şey var: Söylediklerinin işitildiğini fark etmek.

Aşk olmadan meşk olmuyor. Müşterisiz meta zayi. Ve sanat rağbete müsavi gidiyor (Hüseyin Rahmi). Kullanılmayan güzellik ekşir, dağıtılmayan sevgi bozulur. Çünkü sanat bir gösterge. Bir göndereni ve bir gönderileni var. Bu yüzden arasına kalem sıkıştırılmış defter ve bir şişe yetmiyor ıssız adadaki yalnızı kurtarmaya. Bir de alıcı gerekiyor. Görünmeyen kahraman.

Sanatçı anlaşılmak istiyor. Okuyucu/izleyici o da okuduğunu anlamak istiyor. Buraya kadar çok güzel. Ama, ama bazen bir tel bir yerde kopuyor ve ahenk ebediyyen kesiliyor. Şimdi Behçet Necatigil’e geçelim:

Necatigil, Edebiyat Matinesi adlı ünlü şiirinde anlaşılamayan sanatçının katmerli sıkıntısını anlatıyor. Bir edebiyat matinesi, şairler sırayla şiirlerini okuyorlar. Ama “Bir kız koltuğunda kaykılmış çiklet çiğnemekte, bir oğlan dalgada, uyuklamakta”. Anlaşılamamıştır şair. Yetmezmiş gibi buna bir de kalbini dünyalar bir araya gelse anlamayacaklara açmış olmanın sıkıntısı eklenir:

Hiç yeri miydi açmak kalbi

Bu çiğ ışık altında?

Ve asıl bunun acısı hiçbir şeye benzememektedir. Herkes Edip Cansever kadar yürekli olamaz ki:

– Ne çıkar siz bizi anlamasanız da

Evet siz bizi anlamasanız da ne çıkar

Eh, yani ne çıkar siz bizi anlamasanız da

Ne çıkar? Hiç!

Ama işte kalbimizin bütün acılara açık yerinin adı şair değil miydi? Beyhude değil, bu da acıya dahil.

Hiçbir şey olmamış gibi; ama her şey olmuş gibi yaşıyor şair. “Düz ve net” anlatılara tahammülü yok.

Bu yağmur böyle yağdıkça. Yazmaklar tükenmeyecek bunu iyi biliyor. Her güneş açışında ölesiye pişman olsa da. Ona yazı kalıyor, nasılsa ölmek kolay.

Yaşanmış yaşanmamışa dönüşüyor. Yazılmış yazılmamışa. Geleceği yitiriyor. Geçmişi ise hiç yok. Çünkü o söze hayatı feda ediyor.

Bu kadar ağır bir bedelin karşılığında istediği sadece bir yürek:

Olsa bari benzeri duygularla tedirgin

Sizdekini yaşamış

Birkaç kişi

Olsa iyi olur, ama;

Işıktasınız seçilmiyor.

Karanlıkta hepsi

Ve Edebiyat Matinesi’nin sonu: Avuçlarda çürük domatesler gibi mıncıklanmış bir kalp.

Ben, okuyucu konumunda; şairim adına, kim bilir belki bu acıya tahammül edemediğimden. Behçet Necatigil’in en anlaşılır şiirlerini değil. Evin Halleri’ni değil mesela. Gizli Sevda’yı da değil. Sevgilerde’yi de hatta. O kadar iç acıtıcı güzellikte olduğu halde Kitaplarda Ölmek’i. Hele hele Solgun Bir Gül Dokununca’yı, hiç değil. Kötü şiir olduklarından değil, herkese kendilerini açtıklarından ve anlaşıldıklarından, herkesin olduklarından. Saygı duymakla, beğenmekle birlikte, “kendim için” istemiyorum.

En anlaşılmaz şiirlerini istiyorum şairin. Kendim için ve de onun için. Anlayabildiğim kadar, ne kadar hissedebilirsem, bu bana yeter. O? İsterse ölebilir. Ben, onaylarım, yetmez mi?

Necatigil’in kendine sorduğu soruya cevap olanı istiyorum:

Ve şairler boyuna kimlere yazarlar?

Yıkılmış köprülerin başında

(Yazı)

Duvarların arkasına sakladığı o gizli bahçeyi, “Varsın hepsi yanılsın” deme yürekliliği gösterdiklerini istiyorum:

Ben seni duvarların arkasına sakladım

Karşıdan düz taş

Varsın hepsi yanılsın, sevincime son yok:

Bahçem yalnız benimsin

(Yalan Ses)

Seviyorum o gizli bahçeyi, ürkmüş köprülerin başındakini, anlaşılamadığından. Şair için ve kendim için. Yazan ve okuyan için. O gerçek bölüşme için.

Çoklarından düşüyor da bunca

Görmüyor gelip geçenler

Solgun bir gül oluyor dokununca

Bu şiiri değil; ama işte tam da o “görülmeyen”i seviyorum. Dokununca solgun bir gül olanı. “Ve şairler boyuna kimlere yazarlar”, diyorsunuz şairim. Şimdi ben de bunu soruyorum size: Ve okuyucular boyuna kimleri okurlar?

Aslolan yazıdır. Sizin, “Edebiyat Matinesi”nde pek de şansı olmayan şiirinizin başlığıyla, bir düşünsenize: “Neden/Siz?”

Leave a comment

Your comment