Mazi ile muaşaka

Mazi tehlikeli sözcük. Mazi ile muaşaka, tehlikeli serüven. Mazi ile nerede ve nasıl irtibatlanacağız, işte büyük mesele. “Ne kadar çok hatıra ve insan”, lakin biz neredeyiz? Tanpınar, Beş Şehir’in İstanbul bahsinde uzun uzun bu soruların cevabını arar. XVI. asır aynalarının derinliğinde kaybolma tehlikesine kendimizi gözü kapalı teslim mi edeceğiz, nostaljinin ucu melankoliyken? Yoksa mazi ile, bugüne dahası yarına yönelik bir irtibat noktası mı bulacağız? Mazi ile, mazi için ve mazide mi? Yoksa bugün ve yarın için mazi ile mi?
Maziyi kendisinden ibaret bir dizin içre okumak nostalji doğuruyor. Koruyucusu olmayan bir sözcük: Mazi-perest. Günün kıymetleri karşısında salt maziden devşirilmiş kıymetlerle tutunmaya çalışmak kendinden kaçışın ikinci adı. Düşler tescilli çoktan. Maziyi tümüyle reddetmek, o da maziye gömülmek kadar kolay ve tehlikeli. Modernitenin sunduğu bütün cazibesi bol kopuş reçetelerine rağmen olmuyor. Kalıyor geriye son ihtimal: Bugünü ve yarını feda etmeden geçmişle yakalanan bir iletişim noktası. Hasılı o kadar kabul gören formülle; ‘imtidad’, ‘kökü mazide olan ati’, geçmişten çıkıp geleceğe uzanan bir varlık sarmalı. Geçmişin kıymetlerini bugün ve yarın için dönüştürebilme gücü ile bir mazi bilinci kısacası.
Mazi-perest, hamisi olmayan kelime.
Hal, nilüfer; su üzerinde, bir o yana yüzüyor, bir beriye.
Kökü mazide olan ati, en iyi teklif.
Bir varlık sarmalı, dünden bugüne.
Ömer Seyfeddin, sanatçının yıpratıcı hal ile bağdaşamayınca romantik maziye çekildiğinden söz eder, tarihi hikayeleri söz konusu edildiğinde. Aldanmamak lazım. Romantik maziye çekilse de Ömer Seyfeddin alabildiğine gündedir. Başını Vermeyen Şehit, Kütük, Vire, Pembe İncili Kaftan, bütün o diğerleri. Yangın yerine dönen bir memleket istiaresinde, tarihin gizemli koridorlarında hoşça bir hal ile gezinmek için yazıldıklarına bizi kim inandıracak? Yahya Kemal’in, İstanbul’u Fetheden Yeniçeriye Gazel’i peki? Aslında Milli Mücadele’nin isimsiz neferine seslenmiyor mu? Vur!
Bu yüzden Tanpınar yeni yapılmış bir Süleymaniye karşısında tedirgin. On dakikadan fazla kalmayı göze alamıyor. Süleymaniye’yi büyüleyici kılanın, asırlar geçtikçe onun üzerine sinen anlam tabakaları olduğunu fark ediyor. Bunun için işte, asıl meselenin onlara bugünden bakmak, bir başka deyişle “yokluklarının bıraktığı boşluk duygusunu” yaşamak olduğunu biliyor. Bu boşluk duygusundan kaynaklanan hasret, aslolana denk düşüyor. Aramak ve özlemek yetiyor bir bakıma. Bulmaya gerek yok bile. Çünkü onu, yani maziyi, bugünden bakarak benimsedikçe, kendi hayatımıza ve bugünümüzle birlikte yarınımıza da sahip çıkacağız. Ve dahi kendimize.
Bugüne seslenmezse mazi yerinde kalabilir pekala.
Mazi yerinde kalabilir pekala da, bu inanılmaz cazibe, peki bu ne demek oluyor? Bütün imtidad teorileri bir yana, neden mazi bütün acıları bir anda yokmuş gibiye indirgiyor?
Aslında, ne kadar mutsuzduk.
Ama burdan bakınca, ne kadar mutluyduk, böyle görünüyor.
Zaman mı, ki kandırıp duran gözler boyayıcı, her şeyi güzelleştiriyor?
Zaman mı ölümü bir rüyaya döndürüyor?
Bunun için mi Adalet Ağaoğlu Romantik Bir Viyana Yazı’nda “geçmişin kokusu yok.” diyor. Geçmişin kokusu yok. Onca kan, kin, gözyaşı, savaş, ölüm ve ihanet aslında yerli yerinde duruyor. Ama geçmişin kokusu yok işte. Uzaklaştıkça, görüntü güzelleşiyor, kendimizi katarak büyüttüğümüzden. Bu yüzden mazi bize bunca içe sindirilmiş bir güzellikle geliyor. Henüz ıslak ağustos bahçelerine bir ikindi gülü gibi düşüyor bir Mevlevihanede, dışarda yangın, kim duyuyor?
Ama işte Tanpınar, mazi ile o kadar çok işi olan adam, “geçmiş zaman bizi bir kuyu gibi” çekse bile, bir eski zaman İstanbul’unda başta fes, elde kuka tesbih, böyle olmak istemiyor. Çünkü o bugünün ve yarının bilincine sahip çıkıyor.
Tanpınar’ın oyununu sürdürelim biraz. Seçin zamanı, gidelim. XVI. asırda bir Osmanlı kadını. Gayr-i mümkün iştiyak ya, gerçekleşti diyelim. Ama hangi duruş noktasından? Bugünün insanı olduğumu bilerek, bugünün bilincini ve tecrübelerini taşıyarak mı? Yoksa o günün kozası içinde mi? O günün kozası içinde ise, hayır. Hayır, çünkü bunca özlem ne olacak? Neye göre daha bahtiyar olduğumu bilecek ve neye göre bu idrakle mutlanacağım? Garip. Mutlanmak için bulduğumu bir kez yitirmiş olduğumun bilincini taşımam gerekiyor? Demek o zaman mazi, mazi olmaktan çıkıyor; bugüne ve yarına bağlı bir sarmaşığa dönüşüyor.
Ve o zaman Tanpınar, başta fes, elde kuka tesbih, böyle “olmak” istemiyor; ama kendisini böyle “görmek”, buna itirazı olmazdı herhalde

Leave a comment

Your comment