Sonsöz…

SONSÖZ

Nigâr binti Osman hakkında yapılan bu çalışmanın sonuçları şu başlıklar altında toplanabilir:

İçtimaî bir kadın örneği olarak Nigâr Hanım:

Nigâr Hanım, döneminin değişmekte olan zihniyet ve sosyal yapısını yansıtan içtimaî bir örnek ve bu değişimlerin kadın bazındaki yönelmelerini gösteren net bir portredir. “Burç kadınlar”, “öncü Türk kadınları” olarak adlandırabileceğimiz bu genel panoramada mozayiği tamamlamak üzere Nigâr Hanım adına bir portre çıkarırsak;

– Başlangıçta sınırlı bir mektep eğitimi almış, arkadan özel hoca/konak eğitiminden geçmiş, bir hocası bizzat babası olmuş;

– Sosyal ve sanatsal anlamda alafranga bir etkiye daima açık, ama Şarklı bir etkiyi de tevarüs eden ve ikisi arasında -bilinçli bir sentez arayışına kalkışmasa da- gidip gelen;

– Yüksek statü sahibi bir aileye mensup, babadan daima destek gören, bu desteğin sağladığı güç ve cesaretle bireyselliğini gerçekleştiren;

– Aynı ailenin açılım alanlarında kadınlar kadar erkeklerle de sohbet, sanat ve fikir tartışmalarına girişebilen;

bir görüntü verir. Ve bu görüntü, tefekkür yanı Fatma Aliye tarafından tamamlanan bir bütünün şiir, duygu ve sosyal yaşam alanındaki diğer yarımını oluşturur.

Feminist düzlemde dönemin örneği olarak Nigâr Hanım:

Feminist düzlemde bir kadın değerlendirmesi olarak Nigâr Hanım, Meşrutiyet öncesi mutedil kadın görüşünün yaşayan bir örneğini oluşturur. Ana ilkeleri “iyi ana, iyi eş, iyi Müslüman olmak” biçiminde özetlenebilecek; Meşrutiyet sonrası feminizminin radikalliğinden uzak; tam eşitliktense bütünleyicilik ilkesine bağlı, iffet ve ismet üzerinde ısrarlı bu kadın tipi Hanımlara Mahsus Gazete etrafında geliştirilen imajın canlı bir örneğidir.

Unutuluşun kucağına zirveden düşen bir sanatçı olarak Nigâr Hanım:

Nigâr Hanım, unutuluşun kucağına zirveden düşen bir sanatçı olarak, edebî beğeninin zaman zaman yanıltıcı olabileceği ve sosyal hatta kişisel değerlerle karıştırılabileceği hususunda bir uyarıdır. Oluşturduğu etik ve estetik mitin sahibesi olarak Nigâr Hanım; ibrelerin alabildiğine Batı’yı gösterdiği bir dönemde Osmanlı aydınının kayıtsız kalabileceği bir tip değildir. Ancak her söylediğinin adeta alkışlanır hale gelmesi, kısacası ciddi eleştiriden mahrum kalmış olması sanatı adına kuşkusuz zararlı olmuştur.

Zaaf-ı samimiyet:

Sanat teorileri kadar eski olduğu düşünülebilecek bir problem, “sanat eserine sanatçının özyaşamının ve duygularının ne kadar yansıyacağı” sorusuna cevap ararken de Nigâr Hanım örneği değerlendirilebilir. Döneminde şiirinin en kuvvetli yanı olarak gösterilen samimiyeti, Nigâr Hanımın zamana direnmesine yetmemiştir. öyleyse yaşanmışın ve hissedilmişin doğrudan esere taşınması anlamında bir samimiyet, tek başına, bir eseri kuvvetli kılmaz, bu anlamda ne gerekli ne de yeterli şarttır. Ancak, içtenlik olarak ifade edebileceğimîz ve yazılmışın potansiyel olarak sanatçı ruhunda taşınması anlamındaki bir samimiyet sanat eseri için gerekli şarttır, ama o da tek başına yeterli değildir. Yeterli olabilmesi için bu içtenliğin dil vasıtasıyla işlenmesi gerekir. Bunu da Nigâr Hanım’da yeteri kadar görememekteyiz.

Bir ara nesil şairi olarak Nigâr Hanım:

Ara nesle mensup bir şair olarak Nigâr Hanım ve eserlerinden (ya da bunların farklı alanlara dökülebilecek izdüşümlerinden) hareketle çıkarılabilecek sonuç şudur:

– Marazî biçimde duygusallık,

– Ferdiyetçilik,

– Kaderden ve yaşamdan şikayet,

– Ölüm saplantısı, intihar arzusu,

– Aşk ve acıları üzerinde ısrar, aşkı yaşamın ekseni haline getirme, ıztıraplarından zevk alma, aşkla büyüme ve yok olma,

– Acıdan hoşlanma, bir nevî estetik mazoşizm eğilimi,

– Hastalık, özellikle verem; veremin güzelleştirdiği sevgili tipi,

– Eserde ruh ve beden olarak idealize edilmiş, piyano çalan, kültürlü, duygulu, iffet ve ismet sahibi ama mutsuz kadın tipi yaratma,

-ölüm, ölü arkasından ağlama,

– Mezarlık pitoreski, mezarlıklarda dolaşan genç ve güzel kadın imajı,

– Tabiata düşkünlük; özellikle gece, mehtap, gurup ve sonbahar üzerinde ısrar,

– Fransızca kaynakları orijinalinden okuma,

– Tercümede üslubun da alınması anlayışı,

– Musset, Lamartine etkisi,

– Hamid’den ziyade Ekrem etkisi,

– Resim altına şiir yazma,

– Eski nazım biçimlerini devam ettirmekle beraber yeni nazım biçimi arayışlarına da açık olma, bu arayışların sonucunda çok ve çeşitli nazım biçimlerini kullanmış olma,

– Nazım biçimi gibi kafiyede de yerleşik kurallar kadar özgün çıkışlar yapma,

– Nesir türleri arasında sınırsızlık; anı, deneme, öykü, makale, sohbet arasında gidip gelen türler,

– Edebiyata “halk için fayda” prensibi yükleme amacını taşımadıklarından, oldukça ağır terkipli ve tamlamalı bir dil kullanımı,

– “Küçük şeyler” etrafında edebî eser yaratma, eşyaya geniş anlam yükleme,

-Naiflik.

Eski-Yeni, Doğu-Batı arasında Nigâr Hanım:

Eserlerinin Doğu ile Batı, eski ile yeni edebiyatlardan aldığı etkiler gözden geçirilince, Nigâr Hanım’ın bu etkileri aynı anda hem Divan edebiyatından hem Fransız romantiklerinden aldığı fark edilir. Salt Batı menşeli zannedilen bir kısım teknik ve tematik özelliğin Divan edebiyatında da mevcudiyetini gösteren bu husus, dönem edebiyatının geniş bir kesiti için de geçerlidir.

Sonuç olarak Nigâr Hanım:

Son madde olarak; Nigâr Hanım, döneminin duyuşunu yansıtan Şiirleri arasında çok hoş örnekler bulunmasına rağmen edebiyatımızın elbette birinci sınıf şairlerinden biri değildir. Daha başarılı olabileceği bir alan olan nesir ise, şiirinin gölgesinde kalmıştır. Lakin Divan, Tanzimat, Servet-i Fünün edebiyatlarından ve Fransız romantiklerinden gelen etkileri yüklenerek eser veren bu ilk Avrupaî kadın şairi unutuluşun kucağından kurtarmak, toplumsal tarih gibi edebiyat tarihinde de layık olduğu yere iade etmek gerekir. Ve kuşkusuz, o yerin belirleyici özelliği öncelikle bir dönemin öncü kadınlarından biri olmasından geçmektedir.

Şair Nigar hanım, İletişim yayınları, İstanbul, 1998, s.385 – 388

Leave a comment

Your comment