Mavi kus

Nazan Bekiroglu
Mavi kus
O adam, her gun saat tam 07.00’de uyanip 09.00’da isinin basinda olan. 12.00’ye kadar yiginla talimat verip, tam 13.30’da tekrar masasinin basina donen o adam. 17.00’ye kadar yine yiginla evrak imzalayip cesitli toplantilar ve yemeklerden sonra gece yarisi evine donen o adam. Tam kalabaligin ortasinda inanilmaz tenha bir hayati vardi.

Plastik kredi kartlari, bankamatikler, kokusuz guller, vadesiz ve vadeli hesap cuzdanlari. Notebook bilgisayarlar, cep telefonlari, cok okunan bir roman, cok gidilen bir film, herkese gore bir giysi. Internet, e-mail, sahip cikilmayan bir yasam, sahip cikilmayan bir ben. Modeli yukseltilen bir otomobil.

Kurumus bir cuha cicegi, avuclarda karanfil tutsusu (adam taniyamadi).

Samimiyetsizlikler, sevgisizlikler, ikiyuzlulukler, huzun olamayan kirac iklimler. Onkosullar son hukumler, degismez yargilar, maskeler kostumler. Vaveylasiz kabuller icre rol dagitimi, gorulemeyen yol ayrimi. Yuzme bilmeyenlere kiskirtili irin kusan bir deniz, her yagmuru engelleyen parsellenmis bir yurek semsiyesi. Birbirine karisan asil ile suret, kendi suretine aldanan asil. Unutusun perde arkasi, ihanetin senaryosu. Tepkisiz duyus, sindirilmis varlik, fark edene tikanan kulak, var olana acilmayan yol, anlayana anlatamayan lal kesilmis dil.

Mavi kus, porselen caydanlikta portakal cicegi kokulu cay (adam bir yerlerden hatirladi; ama tam cikaramadi).

Aramayis, bulamayis. Emin dingin mutmain makul ve de mantikli. Emniyet kemeri her seferde azami dikkatle bagli. Refujlerin en emin yer oldugundan bihaber. Her gece uykuya dalmadan once pencereler simsiki kapali. Plastik cop torbalari. Ates yakar, su bogar, gulun yapraginda diken, unutmamali.

Ezilip de gecirilen bir avuc kus kanadi (adam goremedi).

Zamani en kucuk parcasina kadar sayilabilir ve tuketilebilir bir metaa donusturen dijital saatler. Plazalar, metropoller, tuketim saraylari. Odunc ek fiiller, zamirler, isimler.

Bir sisede biriktirilen deniz kabuklari. Ve uzerine dokulen goz degmemis gozyaslari (adamin ici titredi; ama uzerine kendi gozyaslarini katamadi).

Inanilmayan kararlar altina imza atarken, inanilanin ugrunaymis gibi sahte empati. Sakinimin sonsuz fanusu hasili. Dokunulmayan ve dokunmayanin vaad ettigi emniyetli ulkede gonul huzuru. Imza onay riya ikiyuz, bulanti. Koyu kirli akiskan bir seylabe, bulanti.

Iki elem arasinda aniden gonle doluveren “insirah” (adam okuyamadi).

* * *

O adam, bunca kalabalik arasinda bunca tenha o adam bir gun, bu hayat benim degil, diye haykirdi. Bu hayat benim degil. Baskaldirdi: Verin benim hayatimi. Sesi gok kubbede yankilandi durdu gunlerce. Gunler buyudu, aylar oldu. Bu hayat senin dedi bir gun bir bilge kisi. Sen de nereden ciktin dedi adam, ne kadar da ukala gorunuyorsun. Bu hayat senin dedi bilge, kendini kandirma bosuna, baksana daha mavi kusun anlamini bilmiyorsun. Adam bilgisayarinin sozluk programina girdi, bu onun hayatinin lugatiydi. Mavi kus, mavi kus. Hayret boyle bir kelime yoktu. Sonra deniz kabugu, gozyasi bunlarin hicbiri lugatinde yoktu. Olsun dedi, yine de bu hayat benim degil. Baksana her sabah cayimi ictigim fincan ayni. Ayni yoldan gidiyorum isime. Ustelik altina imza attigim evrak bile ayni. Ayni hayat, ayni yuzler, ayni gozler. Ayni kiskaclar, ayni kafesler, ayni alintilar, ayni emanetler, ayni maskeler, ayni suruler. Ayni aforizmalar, ayni muzikler, ayni reddedisler, ayni kabullenisler. Ayni asklar, ayni ihanetler. Ayni filmler, ayni siirler. Biktim artik alin bu aldatmacayi verin benim hayatimi.

Sesi gok kubbede yankilandi.

Goklerin esref saatine; ya da yazicinin bos gunune, bir fantezi, bir edebiyat, bir oyuna denk geldi. Al dediler, bu bos bir kagit, bombos bir kagit gordugun gibi. Bilgisayarimiz yok, artik aldirma. Bu da bir kalem. Otur ve sana ait oldugunu o kadar iddia ettigin hayati yaz bakalim nasil bir seymis. Bunca zamandir bana ait degil dedigin hayatini da firlat gitsin. Kimseye nasip olmaz boyle bir firsat, iyi kullanmaya bak.

Adam masaya oturdu. Cekti kalemi ve kagidi onune. Gozlerini kapadi once. Sonra acti. Acti kapadi. Bildigi butun yasam bicimlerini gecirdi gozunun onunden. Iclerinden en iyisini secmeye calisti. Egildi kagidin uzerine. Uzun uzun yazdi. O adam, o, hayatinin asla kendisine ait olmadigini haykiran adam, kendisine yeni bir hayat yazdiktan sonra uzatti kagidi. Alin dedi iste istedigim hayat bu. Baktilar. Soyle yaziyordu:

Sabah 07.00’de kalkacaksin, 12.00’ye kadar talimat vereceksin. 13.30’da tekrar masanin basinda olacaksin. Plazalar, metropoller, tuketim mabedleri, plastik kredi kartlari, notebook bilgisayarlar.
Kaynak: Zaman Gazetesi

Leave a comment

Your comment