Yıldönümü

Nazan Bekiroglu
Yildonumu
Bugun tam bir yil oluyor, buralardayim. Actigim dosyalari 52’ye kadar numaraladim (boylece yilin 52 hafta oldugu bir kez daha dogrulanmis oluyor). Gerci gecen sene eylulun ilk pazari ayin yedisine musadifti ya, hafta hesabi bir yil diyelim. Sevgili sayfa editoru “ben pazar gunlerini hic sevmem” cumlesiyle dile getirdigim son mazeret barikatini, “bundan sonra seversiniz” gibi inanilmaz bir zarafetle kirdiktan sonra iste buralardayim. Pazarlari sevmek konusunda ise degisen bir sey yok aslinda.
Simdi geriye donup de bu bir yila baktigimda neler gorebilecegimi merak etmekteyim. Canim gayesiz bir gezinti yapmak istiyor. Ben hazirim. Haydi. Her seyden once ben bir yil onceki ben miyim? Aman neyse bu tur paradoksal imajlar, felsefî duzlemler uretme sevdasindan hic olmazsa bu hafta vazgecmeliyim. Sade, anlasilir, kisa, acik, duru, hafif bir yazi olsun istiyorum.
Kisa. Yani hic olmazsa bu hafta, bilenler bilir, su 3500 karakter kaydiyla bir elin bogazimi sikiverdigini hissetmeyeyim. Karakter, bilgisayar ya da daktiloda bir vurus anlamina geliyor. Ve ben hicbir zaman 3500 karakterde biten bir yazi yazabilmis degilim. Korka korka ekranin sol alt kosesine bakiverdigimde toplam karakterin daima 5000’leri, 6000’leri yakaladigini gorurum. Ondan sonra hadi bakalim virgulleri, noktali virgulleri topyekûn imha. Noktalara dokunamam. Esanlamli kelimelerden daha az harfli olanlarini arama filan. Umarim bu yazinin sonunda da beyazlari ak’a, kirmizilari al’a cevirmem gerekmez. Tesadufle rastlandi arasinda cok da fazla fark yok nasilsa. Boyle diyorsam da zaman zaman karakter sayisi siniri asan yazilarim olmustur elbet. Hakkinizi helâl edin. Okumaya tahammul edemedikleriniz coktur, bilirim; benimki de size helâl u hos olsun.
Sade, anlasilir bir yazi olsun dedim de. Alt kattaki komsum, ust kattaki komsum, bakkal Hasan amca, manav Huseyin. Bir turlu sizin istediginiz turden bir seyler yazamadim. Ne bileyim iste, kisa girerken konserve hazirlamanin gayrisafi milli hasilaya olasi katkilari, naftalin kokusunu gidermenin careleri, cicek bakimi gibi. Beni bagislayin. Bagislamasaniz da yuzume oyle kotu kotu bakmayin yeter.
Aslinda biliyor musunuz, ben, kendi istedigim yazilari da daha yazamadim. Bir spor yazisi yazmak isterdim ornegin. Trabzonspor-Fenerbahce rekabetinin taraftara sirayetteki olcusuzluk nedenlerini, tasra-payitaht, fakir delikanli-zengin adam olceginde ve ozellikle sosyolojik bir duzlemde cozumlemeyi denemek isterdim (hos bu da bir spor yazisi olmazdi ya neyse). Ya da ne bileyim bir trafik yazisi yazmak isterdim. Trafik canavari cigirtkanliginin icimizde neredeyse Van Golu canavarina musabih sevimlilikte bir desarj merkezi olusturarak sorumluluk alanimizi daralttigini. Sonra “Ne zaman?” diye baslayan bir liste: Soz gelimi anneler yavrularini yol tarafindan degil kaldirim tarafindan yuruttukleri gun. Dilin nezahetine mense ayrintilardan coktan vazgectim, radyo/tv konusanlari, cumlelerini “ama, fakat” ile baglamadiklari, “ornegin, meselâ” ile ornek vermedikleri, “duygu ve hislerini” anlatmadiklari gun. Iyi niyetle de olsa bilmedigimiz yollari tarif etmenin kotuluk anlamina geldigini fark ettigimiz, guzel siir okumanin tiyatro yapmak ve cok bagirmakla karistirilmadigi gun. Oyle uzayip gidecek bir ozlem listesi. Bir iki kez siyasiyata soyle uzaktan dokunuvereyim dedim, okuyucu “ikinci sahifeye mi goz diktiniz” diye uyariverdi. Neme gerek, vazgectim.
Okuyucu dedim de, okuyucuyla gercek anlamda burada bu sutunda tanistim. Iki kisilik hikâye, muhatabini buldu sonunda. Baslarken, paylasmak istedigim konu basliklarini tespit ettigim bir defterim vardi. Yani ne irsadin kursusundeyim bu sutunda, ne bir sinif ogrenci karsisinda. Sadece paylasmak istedim. Konu basliklari bir yandan azaldi, diger bir yandan cogaldi defterimde. Yani ki hâlâ paylasacak cok sey var. Ne mutlu. Ustelik Greta Garbo yazimi henuz yazmadim. Ve evdeki kedi hain hain bakiyor her pazar. Anlamazliktan geliyorum.
Zaman zaman, yazicinin kacinilmaz kaderi, adlarimiz adlariyla “bile” yazilmistir ezelde, murettibin gadrine ugradim. Kalem olsun eli ol kâtib-i bed-tahririn, demem, kiyamam. Lâkin Fuzuli kadar dizgicinin de kulaklari cinlasin, bana yeter. Kimi, dipnotlarimi dusuruverdi yari yollarda, kimi bir harf atladi anlam tersine donuverdi. Kimi “yazmak icin yasamamak” gerekliligimi “yazmak icin yasamak” gerekliligine donusturuverdi. Ne diyeyim, dedigi gibi olur insaallah. Kimi uzerinde durmadim, “sehv-i kalem” diyerek duzeltme koymadim ertesi haftaya. Kimi canima tak etti, duzeltme koydum; ama onun da duzeltmesine gelince sira pes ettim.
Bir yil. Ben buradaydim. Buradaydim da epey uzaktaydim.
Neyse, sol alt koseye bakiyorum da 5278. karakterden gidiyormusum. Simdi artik esanlamli kelimelerden az harfli olanini secme; sifatlari, zarflari ve edatlari imha zamani. Fark ettim, hayata daha cok isimler ve fiillerle bagliyiz. Sonra baski. Sizin icin bir pazar yazisi: “Basiliyor. Durdurmak icin nokta ve kelebek tuslarina basabilirsiniz.”
Iletisim icin: P.K. 26 Akcaabat/Trabzon

Leave a comment

Your comment